İşte yine yakalandın alçak!

A. Mümtaz İdil

İşte yine yakalandın alçak!

Çarşamba sabahının köründe eski Trafik Hastanesi, şimdi Ufuk Üniversitesi Rıdvan Ege hastanesi olan hastanenin acilinden içeri girdiğimizde zangır zangır titiyordum. İki oğlum, Barış ve Berk beni arabaya oturttular, acile girdik.

Müthiş sempati bir delikanlı görevli bana yanaştı, “Amcacığım, şu paltonu bir alalım rahat otur,” dedi. Kolumu uzattım çıkardı.

“Amcacığım,” dedi yeniden, “Ya bu siyah ceket de seni kapkara gösteriyor, gel onu da çıkaralım.” Kolumu uzattım, çıkardı.

Sonra kahverengi kazağıma bakıp, “bu renkte buraya uymadı, onu da çıkaralım,” dedi. Kolumu uzattım, çıkardı.

Ardından koyu renk bir ince kazak vardı bir bahane uydurdu onu da çıkardı, sonra yün fanila...

“Şimdiiii!” dedi büyük bir keyifle. “Tir tir titreteceğim seni...”

Çehov’un absürd öykülerinden birindeydim sanki. Beni öyle titrek bırakarak gitti, iki dakika sonra buz kutularına konan buzlarda iki adet peçeteye sarılmış halde çıktı geldi. Birini bir koltuğumun diğerini öbürünün altına sıkıştırdı, oğlanlara dönüp “hasta sizin” dedi gitti.

Ateşim çok yüksekmiş, o yüzdenmiş bütün o numaralar.

Tam da bugün Öteki Yanınevi’nden “Kabuslar” adlı kitabım çıktı. Yukarıdaki hikayelere benzer hastane ve kaza öykülerinden oluşuyor. Bu da yeni kitaba belki, ama bunun hikayesi burada bitmedi.

Dördüncü kat göğüs hastalıkları bölümü. Oraya çıkardılar, ama ben nereye çıktığımızın farkında değilim. Oğlanlar komutlara göre hareket ediyorlar. 413 No.lu odaya girdik. Oda kalabalık. İlk gözüme çarpan 90 yaşlarında bir adam oldu: “Vaaay! Vaaay! Vaaaay!” diye bağırınca, “Aha, dedim çok ünlendim çok! Burada bile tanıyan çıktı."

“Deliler katında mıyız?” diye sordum oğlanlara, “Hayır, göğüs hastalıkları” dedi ikisi birden ama onlar da şaşkındı.

Sonra anlaşıldı ki, yaşlı adam benle aynı gün Yozgat’da beynine bir pıhtı atması sonucu sol tarafına felç geliyor ve hemen Ankara’ya yetiştiriyorlar.

Adamcağızı önce anlayamadım. Bütün gece konuştu. Almanca konşuyor sandım, hiç Almanca bilmediğim halde, ne bileyim, ona benzettim. Üstelik yaşlı adam (benden daha yaşlı olduğu için öyle yazıyorum) tipik bir Alman suratına sahipti. Ben eski Nazi filan olduğunu bile düşündüm bir ara.

Sabaha doğru ben de dalmışım.

Sabah, “Günaydın kızım,” dedi yanında kendisine refakat eden kadına.

Sonra yine aynı terane. Bu kez “Ayman, Ayman, Ayman...”

Ertesi gün “Vıy, Vıy, Vıy!”

Anladım ki, amca konuştuğunu sanıyor, anlatıyor da anlatıyor ama konuşamıyor. Konuşamadığının farkında değil, o yüzden de çok sinirleniyor söylediği yapılmayınca.

Beyin dinlendiği için herhalde sabah ilk birkaç kelime düzgün çıkıyor, o kadar.

Ama benim bu kez derdim yine Azrail ile çelik çomak oynamak.

Ateşimi düne kadar düşüremediler bir türlü. Çok ağır bir zatüree geçiriyorum ve Pazartesi günü buzlu olan kısmın arkasında kanser var mı, yok mu ona bakacaklar(dı). Son anda gittim, “Beni mazur görün, ben bronskopiye falan giremeyeceğim. Ne zaman öleceğimi kimsenin bana söylemesini istemiyorum.”

“Bunu Pazartesi bir daha konuşuruz,” dedi patron durumundaki bayan doktor.

Ama söylediğim için rahatlamıştım. Kimsenin söylemesini de istemiyordum. Doğrudan ben söylemeliydim. Bütün bu gerçeklerden kaçarak yaşamadık mı bugüne kadar?

Çıktım, hastanenin yanındaki Next Level adlı alışveriş merkezine kadar yürüdüm. Aşağıda alışveriş marketinde Dean Martin’den “That’s Amore” çalıyor... “Sen de öldün be Dean,” diye düşündüm ister istemez. Bir kat yukarı çıktım. Zemin kata yani, Sturbucks kafe’de bu kez Frank Sinatra söylüyor “My Way”...

En şaşalı günlerinizde, sonsuza kadar yaşayabilmek için bütün herşeyinizi vereceğiniz bir dünyadan sessizce çıkıp gittiniz. Bu kadar basit işte.

Kanser denilen alçağı bir kez daha erken yakaladım bir kez daha yeneceğim onu. Bir kez daha rezil edeceğim tüm dünyaya. “Ne beceriksiz virüsmüşsün” diye....

O yüzden bu yazının adı “İşte yine yakalandın ALÇAK!”oldu.

Elbette doktorlar yakalıyor, ama ben de nedense tam zamanında hastanede oluyorum.

Şans mı nedir bilemedim?

Zor günler var önümde, ama öylesine hoşuma gidiyor ki bu mücadele, sonuna kadar elimdeki kartları açmayacağım ve blöfümü asla göremeyecek!

xxx

gaziantephaberler.com sitemiz Ankara Temsilcisi Mümtaz İdil'e geçmiş olsun diyoruz

4.02.2017 (A. Mümtaz İdil)

Yorumlar (1)

Yorum Yaz
Harikasınız! Bu moralin karşısında hangi zalim durabilir? En kısa zamanda tepelemeniz umudu ve dileğiyle...
Vildan Sevil5 Şub 2017 01:09:32

DİĞER YAZILAR