İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

İŞÇİ SINIFININ “BUGÜN”ÜNDE SENDİKA(LAR) ( devam)

I.1) ÇOCUK(LAR), KADIN(LAR)…

 

Karl Marx’ın, ‘Kapital’in I. Cildi’nin dördüncü kısımda, “Makine, adale gücünü vazgeçilmez bir öğe olmaktan çıkardığı ölçüde, adaleleri zayıf, vücut gelişmesi eksik, ama eklem ve organları kıvrak işçileri çalıştıran bir araç hâlini alır. Bu nedenle de kadın ve çocuk emeği, makine kullanan kapitalist için aranan ilk şey olmuştur. Emek ve emekçinin yerini alan bu güçlü araç, çok geçmeden, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin işçi ailelerinin bütün üyelerini doğrudan doğruya sermayenin egemenliği altına sokarak; ücretli işçi sayısını artırmanın bir aracı olup çıkmıştır. Kapitalist hesabına yapılacak zorunlu iş, yalnız çocukların oyun alanlarına el atmakla kalmamış, aile çevresinde bireylerin kendileri için diledikleri gibi harcayabilecekleri zamana ve emeğe de el atmıştır,”[22] vurgusuyla betimlediği çocuk ve kadın emeği, coğrafyamızda da kapitalizmin kara tarihinin baş tanıklarındandır.

Hızla sıralayalım!

Resmi rakamlara göre 2016 itibarıyla Türkiye’de 18 yaşından küçük 101 bin 650 çocuk işçi bulunuyor ve yüzde 78 kayıt dışı…[23]

Türkiye’nin çocuk nüfusu 22.9 milyonken; işgücüne katılma oranı 15-17 yaş grubunda 20.8 düzeyinde…[24]

İSİG Meclisi’nin 12 Haziran 2017’de yayımladığı rapora göre, 2016 yılının ilk beş ayında en az 18 çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Üç buçuk yılda çalışırken hayatını kaybeden çocukların sayısı ise en az 194. Ölen çocukların en az yarısı tarım işçisi, yaklaşık yüzde 10’u Suriyeli’ydi…[25]

Türkiye’de sayıları 400 bini aşan çocuk mevsimlik işçilerden sadece 22 bini okula kayıtlı…[26]

Ve kadınlar!

Türkiye’de iş hayatındaki 10 kadından 3’ü tarlada. Emeğini toprakta çıkaran her 10 kadından 8’i ücretsiz, 9’u ise güvencesiz çalışıyor…[27]

Her 4 kadından 3’ü ücretsiz çalışıyor…[28]

‘Dünya Ekonomik Forumu’nun “Cinsiyet Uçurumu 2012 Raporu”nda 135 ülke arasına Türkiye 124. sıradayken;[29] kadının ekonomiye katılımında 135 ülke arasında sondan dördüncüyüz... [30]

Türkiye’de sadece 8 milyon civarında kadın iş hayatına katılıyor. Tüm işkollarındaki çalışabilir konumdaki kadınların da yine sadece yüzde 29’u istihdam ediliyor. ‘Dünya Kadınlarının Gelişimi’ raporuna göre, Türkiye’deki kadınlar erkeklerden ortalama yüzde 75 daha düşük kazanç elde ediyor; Türkiye’de bir kadın bir erkeğin maaşının yüzde 25’ini kazanıyor…[31]

TÜİK verileri 2014 itibarıyla 19.5 milyon kadının iktisadi faaliyet dışında kaldığını belgeliyor. (Aynı rakam erkekler için 7.8 milyon kişi). 19.5 milyon iktisadi faaliyet dışı kadının, 13.9 milyonu kentlerde, 5.7 milyonu kırsal kesimde yaşıyor. Kadınlarda işgücüne katılım oranı yüzde 30’un altında; istihdam oranı ise sadece yüzde 25 düzeyinde gerçekleşmekte. Yani toplam kadın nüfusunun sadece üçte birisi işgücü piyasasına katılma kararı vermiş iken, her dört kadından ancak birisi iş bulabiliyor. Bu oranlar Türkiye’yi dünyada 183 ülke arasında kadınların işgücüne katılımı açısından sondan 15. ülke konumuna sürüklüyor.

“İstihdam içinde” gözüken her üç kadından birisi aslında ücretsiz aile işçisi olarak anketlerde yer buluyor. DİSK-Araştırma Dairesi 2016 başında yayımladığı ‘Kadın İstihdamı ve Güvencesizlik’ başlıklı raporunda “kayıt dışı çalışan kadınların toplam çalışan kadınlara oranı yüzde 52 seviyesindeyken, kayıt dışı çalışan erkeklerin toplam çalışan erkeklere oranının yüzde 30 seviyesinde” olduğunu belirterek kadınların işgücü piyasalarındaki güvencesiz istihdam biçimleriyle uğradığı sömürüyü vurguluyor.

Ancak, “eğitilmiş olmak” kadınların önündeki engelleri aşmaya yetmiyor. Örneğin, yüksekokul mezunu kadınlarda işsizlik 2014 için yüzde 15.5 düzeyindeydi ve bu oran yüksekokul mezunu erkeklerin yüzde 7.6’lık işsizlik oranının iki katından fazla idi...[32]

 

I.2) SINIF MÜCADELESİ VE DEVLET

 

İşçi sınıfı; uzunca bir dönemden beri sermayenin ağır ideolojik, ekonomik ve siyasi saldırısı altındadır. Sadece siyasi olarak değil, ekonomik olarak da silahsızlandırılmıştır.

Sendikalar, devletle ve işverenlerle girdikleri girift -ve kimilerinin de kirli! - ilişkilerden dolayı önce sınıf mücadelesinden, ardından da işçi sınıfından koptular. Böylece sınıf, burjuvazinin her türlü saldırısına açık hâle geldi. Saldırılar altında sınıf dayanışması ve sınıf refleksinden uzaklaştı. Rekabet, pasifizm, itaatkârlık, bireycilik ve tarikatçılık işçi sınıfı içinde güçlü bir yer edindi. Örgütsüzlük; burjuva milliyetçiliğinin ve şövenist ideolojinin sınıf içinde kökleşmesini daha da kolaylaştırdı. Bu süre içinde işsizlik ve “esnek çalışma” işçileri birbirine düşürmenin, onlara boyun eğdirmenin etkin bir silahı olarak kullanıldı, kullanılıyor.

Yine de burjuvazi, “işçi sınıfını sermayenin nesnel bir gücü hâline getirmek için” saldırılarına ara vermeden sürdürdü. Çünkü onlar, işçi sınıfının sınıf olarak davrandığında neler yapabileceğinin farkındalar. Yani burjuvazi, işçi sınıfının bugünkü geriliğini, dağınıklığını, güçsüzlüğünü değil; harekete geçtiğinde altüst edici gizil gücünü veri olarak alıyor. Bu gücü harekete geçirecek mekanizmanın -yani krizin- işbaşında olduğunu unutmuyor; bunun içinde saldırıyor; durum bu kadar açık!

Hızla birkaç veriyi sıralayalım!

  • Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “İşçi Temsilcileri Sözleşmesi”ni ihlâl ettiği gerekçesiyle komisyonda görüşülecek…[33]
  • ILO’nun 10’uncu Avrupa toplantısının gündemi OHAL uygulamaları oldu. ILO Direktörü Guy Ryder, OHAL’in çalışma hayatında yol açtığı haksızlıklara dikkat çekti…[34]
  • OHAL’in emeğe zararlı olduğunu belirten DİSK Başkanı Kani Beko, bu uygulamadan en büyük zararı kamu çalışanlarının gördüğünü ve ülke tarihinde eşi benzeri görülmeyen bir ihraç tablosu ile karşı karşıya kalındığını söyledi.

OHAL’in ilanı ile Meclis’in devre dışı bırakıldığının altını çizen, OHAL döneminde 26 Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) yayımlandığını ve 107 yasada değişikliğin yapıldığını hatırlatan Beko, “KHK ile yapılan düzenlemelerin önemli bir bölümünün OHAL’in ilan edilme gerekçesiyle ilgisi yoktur. Kış lastiğinden Varlık Fonu’na, Rektör seçiminden grev ertelemeye kadar uzanan çeşitlilikte pek çok konuya dair düzenleme KHK’ler ile yapılmıştır” diye belirtti.

Bir yıllık OHAL döneminde 112 bin 530 kişinin kamudan ihraç edildiğini hatırlatan Beko şunları dedi: “Cumhuriyet tarihinin en büyük kamu görevlisi tasfiyesi yaşanmıştır. Kamudaki ihraç ve tasfiyeler 27 Mayıs, 12 Eylül gibi darbe dönemleriyle kıyas kabul etmeyecek kadar kapsamlıdır. 12 Eylül’de kamudan 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu kapsamında 5 bin kişinin çıkarıldığı düşünülecek olursa 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan tasfiyenin boyutları daha iyi anlaşılabilir.”

Kayyım atanan belediyelerin birçoğunun DİSK Genel-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu belediyeler olduğunu söyleyen Beko, “Belediyelerden KHK ile ihraç edilen Genel-İş Sendikası üyesi işçilerin sayısı 506’dır. Kayyımın iş sözleşmelerini feshettiği Genel-İş üyesi işçilerin sayısı da 1456’dır. Böylece toplam 1959 Genel-İş üyesi KHK ve kayyım marifeti ile işten çıkarılmıştır. İşlerine iade edilen Genel-İş üyesi işçi sayısı 50 ile sınırlı kalmıştır. 28 Genel-İş üyesinin iş sözleşmesi ise askıya alınmıştır” diye belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın grev hakkı ile ilgili sözlerine de değinen Beko, OHAL’in çalışma hayatında ağır sonuçlara neden olduğunu söyledi. Beko, OHAL’in iş ve emek yaşamına yansıyan sorunlarını şu şekilde sıraladı:

-KHK’ler ile çok sayıda vakıf üniversitesi, hastane, vakıf, dernek, gazete, televizyon, dergi, yayınevi ve dağıtımcı kapatıldı ve malvarlıkları Hazine’ye ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi.

-Ancak bu işçilerin özel hukuk çerçevesindeki alacakları KHK ile kaldırıldı.

-OHAL sırasında sendikaların faaliyetlerinin tedbiren durdurulması mümkün ancak kapatma hukuka aykırı.

-12 Eylül darbesinin ardından dahi sendikalar kapatılmamış, faaliyetleri durdurulmuş ve haklarında kapatma davası açılmıştı. OHAL KHK ile sendikaların temelli kapatılmasına karar verdi.

-OHAL bahane edilerek birçok sendikal faaliyet ve işçi eylemi yasaklandı veya engellendi.

-DİSK’in, bunun yanı sıra DİSK’e bağlı, Birleşik Metal-İş, Gıda-İş, Güvenlik-Sen, Limter-İş ve Nakliyat-İş’in de aralarında olduğu sendikaların, çalışma yaşamına ilişkin konulardaki bazı basın açıklamaları ve bilgilendirme amaçlı kimi salon toplantıları engellendi.

-AKP, OHAL’e kadar olan iktidar döneminde toplam 8 grevi ertelemişken sadece bir yıllık OHAL uygulaması boyunca 5 büyük grev milli güvenlik, genel sağlık ve finansal istikrarı bozucu olduğu gerekçesiyle ertelendi/ yasaklandı.

-Yasaklanan grevler arasında Birleşik Metal-İş’in iki grevi de var…[35]

  • Bu tabloda Alman Sendikalar Konfederasyonu (DGB) Başkanı Reiner Hoffmann, “Türkiye’de sendika üyesi on binlerce çalışan büyük ölçüde Kanun Hükmünde Kararnameler dayanak gösterilerek, gerekçe sunulmaksızın ve hukuki itiraz hakkı tanınmaksızın işten çıkartıldı, sosyal güvenlik sisteminin dışına itildi,” dedi…[36]
  • KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de, Türkiye’de kanun hükmünde kararnamelerle 1 yılda 150 bin kamu çalışanının ihraç edildiğine dikkat çekti...[37]
  • Ayrıca Meclis’te kabul edilen ‘sanayinin geliştirilmesi’ yasası, işçi haklarını geriye götürdü: TBMM’de kabul edilen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Yasası ile “Hafta Tatili Hakkında Yasa” yürürlükten kaldırıldı...[38]
  • DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun, TBMM yerleşkesine girmesi izne bağlı kişiler için oluşturulan “kara liste”ye alındığı ortaya çıktı…[39]
  • DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, Türkiye’nin çalışma yaşamı açısından en kötü beş ülke arasında olduğunu belirterek, AKP döneminde 128 hak ihlâli yapıldığını söyledi…[40]
  • Bunların yanında hükümetin ‘Torba Yasa Tasarısı’nda emekçinin ücretlerine yine tırpan çıktı. Asgari ücret düzenlemesi evli, iki çocuklu işçinin ücretini düşürdü…[41]
  • İşsizlik Sigortası Fonu’na Mart 2002’den Aralık 2016’ya 8 milyon işsiz başvurdu ancak bunların sadece 5.2 milyonuna işsizlik ödeneği bağlandı. 2.8 milyon işsiz koşulları sağlamadığı için ödenekten yararlanamadı. Bu kaynaktan işsize yüzde 9.7, hükümet ve işverenlere ise yüzde 21 imkân sunuldu…[42]
  • Çalışma Bakanlığı, İşsizlik Fonu’ndan 996 milyon TL harcandığına dair Sayıştay tespitini ikinci kez inkâr etti…[43]
  • Düzce 1’inci Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren çelik tel üretimi yapan fabrikada ile Birleşik Metal-İş Sendikası arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlandı. 41 işçi fabrika önünde grev başlattı. İşçiler, 12 Eylül 2017’de işverenin fabrikadan mal çıkardığı gerekçesiyle oturma eylemi yaptı. Jandarma müdahale etti, bir işçi yaralandı…[44]
  • Paşabahçe Kırklareli Cam Fabrikası’nda fırın kapatma gerekçesiyle işten atılan ve direnişe geçen 90 işçinin, “İş, aş, adalet” talebiyle Tuzla’daki Şişecam Genel Merkezi’ne başlattığı yürüyüş devam ederken Tekirdağ Valiliği, işçilerin il sınırından içeri girmemesi için polis barikatı kurdu.[45]
  • Adliye tarihine geçecek kararda Hatay 5. Asliye Ceza Mahkemesi, ustabaşının 7. kattan düşüp ölmesi sonucu müteahhidi suçlu buldu. Ancak mahkeme, yeni bilirkişi raporunun sunulması üzerine, Yargıtay’ca onanan kendi kararını bozarak yargılamanın yeniden yapılmasına karar verdi.[46]
  • Soma’da, 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen maden kazasında 301 işçinin hayatını kaybetmesinden[47]4 gün sonra cenazelerini alamadıklarını ileri sürüp, Beşyol Kavşağı’nda yolu kapatıp, eylem yaptıkları ve bu sırada geçmekte olan bir süt firmasına ait minibüse hasar verip, şoförünü darp ettikleri ileri sürülen 9 maden işçisi hakkında 6 yıl hapis istemiyle dava açıldı.[48]
  • Soma faciasına ilişkin hakkında açılan davada ilk kez ifade veren sanık Alp Gürkan, “Bu olayın herhangi bir maden kazası olduğuna emin değilim,” dedi…[49]
  • Soma faciası sorumlularının yargılandığı Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin talimatıyla, yeniden ifadesi alınan şirketin patronu Alp Gürkan hakkında yürütülen soruşturmada bir kez daha savcı değişikliği oldu. Böylelikle soruşturmanın 8. ayında üçüncü savcı değişti…[50]
  • Soma faciasının sorumluları arasında gösterilip yargılanan TKİ Kontrol Şube Müdürlüğü’nde Başmühendis Adem Ormanoğlu ile aynı birimdeki maden mühendisi Efkan Kurt’un, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nde, duruşmada bulundukları sırada, yeni görevlere terfi ettirildikleri ortaya çıktı. Ormanoğlu, facianın yaşandığı ocağın bulunduğu bölgeden, Kurt ise Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin diğer iki maden ocağının olduğu sahadan sorumlu şube müdürü oldu...[51]
  • Soma davası devam ederken ailelerin adalete olan inançları da azalıyor. Soma katliamında yakınını kaybeden Kazım Güven, Roboskî’de olduğu gibi Soma’da da suçluların cezalandırılmayacağını söyledi. İki çocuğunu kaybeden Senem Yıldırım ise işletme sahipleri konuştukça faciayı tekrar yaşadıklarına dikkat çekti…[52]
  • Kömür madenlerinde kullanılan patlamayı önleyici sistemlerin, uluslararası standartlara uygun hâle getirilme süresi, 2019 yılı sonuna kadar uzatıldı…[53]
  • Milletvekili Özgür Özel, “Facia kamuoyundan düştükten sonra şimdi Soma’da baskı var, şantaj var, kirli ilişkiler var, para var, tehdit var, adaletin önüne geçmek için firmanın yaptığı her şey var” deyip,[54]özel sendika ve maden şirketinin, işçilerin tazminatlarını 24 taksitte ödeme konusunda anlaştıklarını, bunun kamuoyundan gizlendiğini öne sürdü…[55]
  • Soma’da atılan 2 bin 831 işçinin alacağı 1.5 yıldır ödenmedi. TKİ şirkete verdiği 182 milyon liraya ‘öncelik işçi alacaklarında’ şartı düşmediği için, işçi alacağı son sıraya indi…[56]
  • Soma faciasının üzerinden 1 yıl geçmesine karşın yaralar hâlâ sarılamadı. Facianın yaşandığı Eynez Ocağı’nda yaşamını yitiren madencilerin yakınları tazminatlarını alamadı, işten çıkarılan 2 bin 831 işçinin 42 milyon liralık tazminatları da ödenmedi…[57]
  • Soma’daki faciayla ilgili 8’i tutuklu 46 sanıklı davanın 17 Aralık 2015 tarihli duruşmasında mağdur olarak dinlenen Cüneyt Sualp’in, “İki yıldır işsizim. İki çocuğuma bakıyorum. Ödünç para alıp buraya, duruşmaya geldim. O yüzden şikâyetçi olmaktan vazgeçiyorum” sözleri damga vurdu. Sözleriyle salonda üzüntü yaşatan Sualp ifadesinde ayrıca, bant durduğu için bir madencinin vardiya amiri tarafından, dövüldüğünü gözleriyle gördüğünü de anlattı…[58]
  • Madenlerde patronlar işçiye vermek zorunda oldukları iki asgari ücreti elden geri alıyor! Soma faciasının ardından getirilen uygulama ile maliyetlerinin yükseldiğini savunan patronlar son 1.5 yılda 4 bin işçiyi işten attı. Yol ve yemek parasını maaşın içinde gösterenler de var…[59]
  • Soma katliamı mağdurları için Başbakanlık genelgesi yoluyla Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda (AFAD) toplanan bağış paralarının bir kısmının buharlaştığı, AFAD’ın bilgi edinme talebine verdiği yanıtla ortaya çıktı. 17 Mayıs-15 Temmuz 2014 tarihleri arasında, 46 milyon 500 bin TL’lik bağış toplandığını ve bu paranın yaşamını yitiren 301 madencinin ailelerine eşit şekilde paylaştırıldığını açıklayan AFAD, bilgi edinme başvurusuna toplanan paranın 52 milyon 516 bin TL olduğu yanıtını verdi. İki açıklama arasındaki 6 milyon TL’lik farkın AFAD tarafından nasıl kullanıldığı belirsiz…[60]
  • Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında Soma’yı ziyaretinde Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in tekmelediği madenci Erdal Kocabıyık “kara listeye” girdi…[61]
  • Facianın ardından TV’ye çıkıp ihmalleri anlatan Nihat Çelik dokuz köyden kovulmuş, şimdi işsizlik ve dağ gibi borçla uğraşıyor. Nihat Çelik, Soma’da 301 canın yaşamını yitirdiği Eynez ocağında 8 yıldır baca ustası olarak çalışırken şimdi binlerce arkadaşıyla birlikte işsiz kalanlardan... Ancak onun öyküsünü farklı kılan, kazanın ardından CNN Türk televizyonunda canlı yayınlara çıkıp sıcağı sıcağına çalıştığı şirketin ve ocağın eksikliklerini dile getirmesi. O günden bu yana kapıların yüzüne kapandığını, borçlarının biriktiğini ve mevsimlik işlerle ailesini geçindirmeye çalıştığını söylüyor. Doğruları söylemekten pişman olmadığını yinelerken çaresizliğini ise şöyle anlatıyor: “Çok daraldığımda keşke ben de kazada ölseydim diye düşünüyorum. Çünkü ölenlerin ailelerine yüklü paralar kaldı. Eşim ise, ‘öyle düşünme sen çocuklarının başındasın. Yüzlerce çocuk sabahları babasız uyanıyor’ diyor... Ama iş dönüp dolaşıp hayatın gerçeklerine geliyor. İşsizlik, yokluk, parasızlık... Şimdilerde bazen, ‘Canlı yayına çıktım ama iyi mi yaptım kötü mü?’ diye düşündüğüm çok oluyor. (Gülümsüyor). Ama doğruları söylediğim için Allah huzurunda vicdanım rahat...”[62]
  • TEM Ümraniye mevkiinde yeni yıl sabahı Karayolları Genel Müdürlüğü’ne bağlı karla mücadele ekibinden 3 işçiye çarparak ölümlerine neden olan sürücünün yargılandığı davada Cumhuriyet Savcısı karar öncesi açıkladığı mütalaasında sanığın 3 kişinin değil 1 kişinin ölümüne neden olmaktan cezalandırılmasını istedi. Olaydan sonra düzenlenen iddianamede sürücü Servet Bozkurt’un, “Bilinçli taksirle 1’den fazla kişiyi öldürme” suçundan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti.[63]
  • DEVAM EDECEK
7.09.2018 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR