İdam tartışmalarına hiç bu açıdan bakmadınız

A. Mümtaz İdil

İdam tartışmalarına hiç bu açıdan bakmadınız

25 Aralık 1949 sabahı (Gregoryan takvimi, yani bugün bizim kullandığımız takvime göre. Rusların kullandığı Bizans takvimine göre ise Kasım ayı)…

Saat 07.00 olmak üzere…

27 yaşındaki delikanlı, dışarıdan gelen dayanılmaz uğultu nedeniyle huzursuz biçimde uyandı.

Komutlar yağıyor, kılıç şakırtıları geliyor, hücrelerin kapılarında dönen anahtar sesleri sanki genç adamın beynini oyuyordu.

Bir olağanüstülük vardı, kesinlikle doğal olmayan bir şey…

Derken kapı açıldı.

Bir jandarma subayıyla, bir cezaevi görevlisi büyük bir hışımla hücreye girdiler. Daha once el koydukları sivil giysilerini delikanlının suratına fırlattılar:

“Çabuk giy şunları!” diye bağırdı subay olanı. Cezaevi görevlisine dönerek, “İşi bitince kelepçeleri tak, ayağındaki zincirleri de kontrol et!”

Sokağa çıkan kapının eşiğini geçer geçmez delikanlının yüzüne buz gibi soğuk çarptı. Sabah mahmurluğunu üzerinden atmıştı. Kendine gelir gibi oldu. Henüz ne olduğunu, nereye götürüldüğünü, neden götürüldüğünü bilmiyordu.

Bu... İdam mangası önüne götürülen Fyodor Mihalyoviç Dostoyevski’ydi... 

Çar Nikola’nın “af” mektubu gelmese, dünya Karamazov Kardeşler, Budala, Delikanlı, Kumarbaz, Ecinniler, Yeraltından Notlar ve daha onlarca dünya edebiyatına damga vurmuş romanlarını yazamayacak olan Dostoyevski...

Üstelik “idam” cezasını gerektirecek bir suç da işlememişti.

Geçelim...

Anton Çehov, Rusçası “Pari” olan, “Bahis” adlı öyküsünde bir bankerle bir avukatın ölüm cezası veya ömür boyu hapis tartışmasını ele alır. Banker ölüm cezasını savunmakta, avukat ise ne olursa olsun insanın yaşam hakkının elinden alınamayacağını savunmaktadır. Banker, avukatın on yıl kendi “müştemilatında” hapis yatması halinde avukata bütün servetini vereceğini söyler. Üstelik avukatın hapis yattığı sürece dışarıdan tüm istekleri karşılanacaktır.

Banker iddiayı kaybeder.

Yine geçelim...

Sacco ile Vanzetti’nin uyduruk bir suçla hapsedilmesi ve ardından idam edilmeleri yıllar sonra ABD adaletinin haksızlığı olarak ortaya çıkmadı mı?

Truman döneminin, McCarthy’nin elektrikli sandalyeye gönderdiği Rosenbergler...

“Allah’ın verdiği canı Allah alır” düsturuyla hükümet eden AKP’nin “idam” denince ağzının suyunun akmasına ne demeli?

İdam, geri dönüşü olmayan bir “ceza” yolu ve haksız yere işlendiyse bu infaz, “aldatıldık” belki halk katında bağışlanabilir de, bu zatların savunduğu, sırtlarını alabildiğine yasladığı “sema”katında ne olacak durum?

Demek, onlar için böyle bir “kat” falan yok.

Ya da bu “idam” çığırtkanlığı işinin içinde başka bir “iş” var.

Jeanne d’Arc’ı, Bruno’yu çıra gibi yakan Engizisyonu tarih haklı mı çıkardı haksız mı?

Önce yakıp sonra “azize” ilan etmek de işte Avrupa adaleti... O yüzden devletin adam öldürme yetkisini elinden aldılar. Yanlışları o kadar çok ki, “Rusya’da, ABD’de, Orta Afrika Cumhuriyetleri’nde 'idam' cezası var, bizde niye olmasın” diye bir mazeretin arkasına saklanmıyorlar, saklanamıyorlar. Rusya veya ABD’de olması “idam” cezasını meşru kılıyorsa eğer, örnek alınan bu devletlerdeki her “olumlu” eylemin de örnek alınması gerek. 

Yeni “Erdal Erenler” mi istiyor muktedirler?

Eline silah almamış Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın devlet eliyle öldürülmesi ne olacak?

Bahane bulunur. Nasıl ki, “tutuklanan gazeteciler gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklanmadılar” gibi.

14 yaşında öldürülen kara derili George Stinney olayı nasıl açıklanacak? Şimdi ne diyor ABD, “yanlış yapmışız ya!”

Uyduruk “Fethullah” hezeyanı içinde “idam cezasını” bu ülkeye yeniden getirmeye çalışan muktedirlere Bertrand Russel’in sözünü hatırlatmak gerek:

“İnsan beyni bir nokta gibidir ve bir noktadan sonsuz doğru geçer.”

Her ölüm, hak edilmiş ölüm değildir. Her ölüm hükmü de verilen en adil karar değildir.

Gel de bunlara anlat...

Fareyi öldüreceğim diye bütün samanlığı yakacak beyinler, bugün samanlığı, yarın tüm ülkeyi yakacaklardır, emin olun.

Binlerce örnek sıralanır aşağıya, devlet eliyle haksız yere öldürülmüş insanlar için.

Ama bir kişi bile çıkıp da, “bu idamlar baş aşağı giden dünyamızı kurtarmıştır” diyemez.

18.11.2016 (A. Mümtaz İdil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR