HDP' NİN DEVLET HAYRANLIĞI

HDP' NİN DEVLET HAYRANLIĞI

HDP' nin çıkmazı, grup başkanvekili Ahmet Yıldırım' ın mecliste yaptığı şu konuşması ile bir defa daha gün ışığına çıktı.

Ahmet Yıldırım, "Özgür Suriye Ordusu  (ÖSO)'yu, bin yıllık kardeşliğin eksenine oturmuş olan bu devletin bir bileşeni olarak görmeyeceğiz," dedi.

Devleti öyle kutsadı ki...

Nerdeyse Tayyip Erdoğan' i bile geride bırakacaktı.

Tayyip Erdoğan, Kuvvayi Milliye dediği ÖSO' yu müttefik olarak kabul ederken...

HDP'li Ahmet Yıldırım, "Hayır!" diye sesini yükseltti, " Biz ÖSO'yu bin yıllık kardeşliğin üzerine oturmuş bu devletin bir bileşeni olarak kabul etmeyeceğiz."

Şu hale bakın, kürsüde devletin sahibiymiş gibi konuşuyor ve ÖSO' yu devlete yakıştırmıyordu. ÖSO kirli, ama devlet pirüpak idi!

Ona bakılırsa bu devlet, bin yıllık kardeşliğin eseridir! Yani Kürt, Türk ve diğer tüm mazlum halkların kardeşlik devletidir!

İnsan bu sözleri duyunca ne diyeceğini bilemiyor!  

Devletin bekçiliğini yaptığı bu kapitalist düzen emekçi halkın düzeni midir ki, onu koruyan devlet de halkların kardeşlik devleti olsun?

Bu devlet Türk emekçi halkının devleti bile değilken ve Türk kelimesinden başka Türk emekçileriyle hiçbir ilgisi bile yokken...

Nasıl Kürt ve diğer mazlum halkların kardeşlik devleti olabilir?

Devlet kimin hizmetindeyse onların devletidir. 

Soru şudur:

Bu devlet kanunları, kurumları ve uygulamaları ile yerli ve yabancı holdinglerin mi, yoksa halkın mı hizmetindedir?

Alanlarda coplanan tek bir holding sahibi veya bürokrat gördünüz mü?

Kimin milyar dolarları, fabrikaları, bankaları, sarayları silahla korunuyor?

Öyle derin analizlere gerek yok, bu devlet ne Rize' li Çay üreticisinin, ne Giresun' lu fındık üreticisinin, ne de Hakkarili Kürdün devletidir.

Bu devlet, silahlı bekçiliğini yaptığı yerli ve yabancı holdinglerin  ve yüksek bürokrasinin devletidir.

Holdingeler ister yerli olsun, ister yabancı...

İster Türk, İster Kürt, Laz, Boşnak, Arap veya Çerkes...bu devlet onların devletidir.

Uzak tarihe gitmeye gerek yok.

Ahmet Yıldırım' ın ÖSO' yu yakıştırmadığı bu devlet nasıl bir kardeşlik devletidir ki...

Daha dün onlarca Kürt şehrini harabeye çevirdi, çoluk çocuk, yaşlı genç binlerce insanı katletti.

Miray bebeği Marslılar mı öldürdü?

Onlarca insan cesedini kim köpeklere yem etti?  

Cizre'deki bodrumlarda çocukların da aralarında olduğu yüzlerce savunmasız insanı, Ahmet Yıldırım'ın kardeşlik devleti dediği bu devlet lav silahları ile cayır cayır yakıp kül etmedi mi?

Gezi Parkı' nı kim gençlere mezar etti?

Kim sabahın köründe TBB yöneticisi doktorları evlerine baskın yaparak gözaltına aldı?

Kim İstanbul ve daha pek çok şehirde haklarını arayan işçilere dünyayı dar ediyor?

Hak arayıcıları çıkıp seslerini duyurmasın diye, meydanları Ay'dan gelen polisler mi işgal altında tutuyor.

Kim tıkış tıkış doldurduğu cezaevlerini birer mezarlığa dönüştürmüş?

Ben bu genç politikacıyı suçlamıyorum; o, partisinin düşüncelerini' kelimelere döktü.  

Dün mecliste savaş naraları atılırken, başkanlık koltuğunda HDP' li Pervin Buldan oturuyordu.

Görüşmeler sürerken Digor'dan kıdemli bir HDP' li beni telefonla arayarak, "TRT 3' ü aç da şu acınacak halimize bir bak!" diye feryat etti.

Televizyonu açtım, Pervin Buldan oturduğu koltukta halinden olabildiğince memnundu, MHP ve AKP milletvekillerinin savaş çığırtkanlıklarını mutlu mutlu dinliyordu!

Telefondaki HDP' li, "Bu konuşmaları neden protesto edip salonu terk etmiyor?" diye öfkeyle bağırıyordu.

HDP' li dostum bilmiyordu ki, Pervin Buldan o koltukta HDP' ye hâkim olan devlet hayranı anlayışı temsil ediyordu.

Bu politik çizgi, Kürtlerin legal siyaset yapmaya başladıkları 1988'den beri değişmeden devam ediyor.  

Bu koca otuz yıl içinde kan donduran çok ağır bedeller ödendi.

Şimdi milletvekilleri, belediye başkanı ve binlerce HDP' li cezaevindeyse...

Ve halkın emanet ettiği belediyeler AKP' ye şekerleme ikram edilir gibi ikram edilmiş ise...

Bunun sorumlusu ne Ahmet Yıldırım, ne de Selahattin Demirtaş' tır.

Sorumlu aranacaksa...

HDP siyasetini dizayn eden anlayış sorumludur.

Bu anlayışın değişme ihtimali –yazmak istemediğim nedenlerle- ne yazık ki yoktur.

Bunun bedelini halk ödüyor ve daha da ödemeye devam edecek! alinakavdo@gmail.com

 

1.02.2018 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (1)

Yorum Yaz
Maalesef Mahmut Alınak bir başka pencereden bakıyor olaylara olabilir de ama unuttuğu TOPLUMSAL TARİH Hafızayı unutuyor...1000 yıllık kardeşlik derken Ahmet Türk'ün kastettiği açık..Selçuklu ya da Osmanlı imp. değil toplumu temel alarak konuşmuş..Mahmut bey "Yok böyle bir şey hepsi yalandır" dese de Toplumsal tarih böyle demiyor..İçiçe geçen ve uzun bir süre barış içinde yaşayan halklar sonradan ULUS DEVLET formu ile 18 ve 19. yüzyılda emperyalzim kapitlizm tarafından parçalanıp bölünüyorlar...Bu sırada TC devletini kuran asli kurucular iki halktır.."Yok vallahi ben kurmadım" demek bir şey ifade etmiyor.Erzurum Sivas kongreleri sonra 1921 Anayasasında her iki halkın adı ve hakları eşit..Bu anlamda bu devleti kuranlar iki asli halk ise değiştirecek olanlarda iki halktır..Bu temelde bakılırsa elbette Türk ve Kürt halkının hiç bir çıkarını gözetmeyen bu Cumhuriyet demokratikleştirilmek zorunda..Yani değişim dönüşüm şart ama dışarıdan "şikayet etme ile" bir yere varamıyacağız..İki asli halkın kaderleri ortak gibi görünüyor demokratik özgür eşitlikci bir başka sistemde yine toplumlar iç içe barışcıl yaşayabilmesini sağlayamazsak yarın gelir küresel güçler "sana da bir devlet kurdurur adı da Kürdistan olur..KC ile TC arasında yine fark olmaz sizinde yukarıda değindiğiniz gibi Türk halkı için bu devlet hiç te hayırlı bir iş yapmış değil. 8 milyon TC vatandaşı yurtlarını terk edip niye yurdışlarında sürünsünler..Selam ve saygılarla
Sinan4 Şub 2018 21:10:53

DİĞER YAZILAR