HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

HAYAT(LAR)IMIZA DOKUNMUŞ BİR MÜZİSYEN: ATTİLLA ÖZDEMİROĞLU

“Sessizlikte bütün şarkılardan

daha çok müzik var.”[1]

 

Attila Özdemiroğlu... Türkiye müzik ve sinema tarihiyle bütünleşmiş bir ömür... Gezi Direnişi’nde de vardı, sansüre karşı mücadelede de... Müziğin insanlık için ortak bir dil olduğunu her fırsatta söylerdi ve kavgasıyla da hep yanımızdaydı

İlk yapım firmasının kurucusuydu Özdemiroğlu. Şanar Yurdatapan’la 1972’de kurdukları ŞAT Yapım, memlekette pop müziğin emeklemeye başladığı dönemde olaya ince ayar çekmiş, müzikle ilgilenen herkesi aynı çatı altında buluşturmak için dev bir adım atmıştı. Yurdatapan, bu firmayı “pop müziğin fabrikası” olarak tanımlar -ki doğrudur zira Nilüfer’den Sezen Aksu’ya, Esmeray’dan Füsun Önal’a, Melike Demirağ’dan Zülfü Livaneli’ye pek çok farklı isim, ŞAT Yapım bünyesinde bir araya gelmişti. 1979 sonlarına kadar faaliyetini kesintisiz sürdüren firma, 12 Eylül darbesi sonrasında “mecburen” sessizliğe gömüldü…

Müzisyenliğinden söz etmek… En zoru bu; anlatmakla bitmez... Sadece müziği değil kavgasıyla da saflarımızda olan Özdemiroğlu, artık yok.[2]

* * * * *

“Yaşamın en muhteşem hediyesi ölümdür” diyordu, Özdemiroğlu Steve Jobs’tan ödünç alarak. Belki bu bilgiydi onu 73 yılda kendi deyişiyle 12 ömürlük üretime, sevmeye, yaşamaya zorlayan...

Bir ömre sığdırılabilecekten çok fazlasını yapmışsa bir insan, dillere dolanacak şarkılar yazmışsa, unutulmaz filmlere müziğiyle can vermişse, 40’ından sonra piyano, çello çalmaya başlayacak kadar inançla sevdiği bir mesleği olmuş, çok sevmiş, çok sevilmişse, hayatı en güzel bestesi gibi yaşamışsa, bir noktada “Üstü kalsın” der mi Cemal Süreya gibi?

Cevap tam da hayatı böyle tutkuyla yaşamış bir adamdan beklenecek gibiydi: “Hayır, üstü kalmasın. Yararlı birçok şey yaptığımı düşünüyorum. Ama yapacak daha çok şeyim var. Hâlâ bir sürü merakım var. İnsan bunu sürdürmek istiyor. Son eşim Hepgül Özdemiroğlu’ndan olan ikiz kızlarım henüz 19 yaşındalar. Daha onları büyütmek istiyorum. Film müziklerim çok isteniyor, arıyorlar, ‘Teyzem’in, ‘Muhsin Bey’in’ müziklerini nasıl buluruz diye soruyorlar. Film müziklerimden 5-6 albüm yapmak istiyorum.”

Bu cevap aynı zamanda “İnsan nasıl bir ömre nasıl bu kadar çok eser sığdırır?”ın da yanıtıydı... İsteyerek, azmederek, çalışarak, vazgeçmeyerek...

Çok erken çıkmıştı yola, Özdemiroğlu. 5 Ocak 1943’te Ankara’da müziğe meraklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Annesiyle babası o 1.5 yaşındayken ayrılmış, öz annesini 13’ünde tanısa da onu büyüten üvey annesiyle de sevgiden yana eksiği olmamıştı.

Babasının öğretmenlik yaptığı Yüksek Teknik Okulu’nun yanındaki İnönü Enstitüsü’ne açılan enstrüman atölyesinden armağan mandolinle başladı müziğe. Altı yaşındaydı henüz. Ardından keman geldi... Ve Ankara Atatürk Lisesi’nde öğrenciyken bitmez bir iştahla öğrenmeyi sürdürdüğü diğer enstrümanlar...

Lise sondayken Gürer Aykal, Berkant ve Yurdaer Doğulu ile birlikte rock çaldıkları bir grupları vardı. Bir enstrümanla sınırlanamayan hevesi türlere de sığmıyordu. 1962’de Erol Pekcan, Süheyl Denizci, Nejat Cendeli ve Selçuk Sun ile birlikte Ankara Radyosu’nda caz programı yapmaya başladılar.

Ardından cazı bıraktı, 1966’da İstanbul’a gelip Durul Gence orkestrasına katıldı. Türkçe sözlü müziğin ‘aranjman’ dönemi... Tutmuş yabancı şarkılara söz yazılıyor. Orijinal beste söyleme adeti yok. 1970’te Şanar Yurdatapan ile Özdemiroğlu gözlerini karartıp Türkiye’nin ilk müzik prodüksiyon firması ŞAT Yapım’ı kurdular. İki kişilik bir ‘hit fabrikası’ gibiydiler. ‘Delisin’ler (Cici Kızlar), ‘Arkadaş’lar (Melike Demirağ), ‘Dünya Dönüyor’lar (Nilüfer), ‘Olmaz Olsun’lar (Sezen Aksu), ‘Senden Başka’lar, ‘Olmaz Böyle Şey’ler (Yeliz) hep bu ikilinin imzasını taşıyordu.

Adıyla özdeşleşecek bir başka alana daha el atmıştı bu sırada; sinemaya. Zaten tutku hâlinde sevdiği sinemanın tekniğiyle ilgili kitaplar okuyor, konuya dair bir yönetmen gibi bilgileniyordu, üzerine birbirinden önemli filmlerin müziklerine attığı imza eklendi: ‘Şalvar Davası’, ‘Adı Vasfiye’, ‘Dul Bir Kadın’, ‘Muhsin Bey’, ‘Kurbağalar’, ‘Fahriye Abla’, ‘Züğürt Ağa’, ‘Teyzem’, ‘Anayurt Oteli’, ‘Gece Yolculuğu’, ‘Ağır Roman’ filmin o insanı kalbinden yaralayan şarkısı ‘Bir Vurgun Bu Sevda’. Defalarca ödül aldı film müzikleriyle.

Kendisi “12 ömürlük iş yaptım” diyordu, fazlası var eksiği yok, sadece isimlerini alt alta yazsan bir sayfaya sığamayacak kadar eser verdi. En ünlüsü “Yedi Kocalı Hürmüz” olan müzikaller besteledi. Bu kadar çok çalışan bir adamın aşka vakti kalmamış mıdır dersiniz? Büyük yanılgı olur, aşk hiç eksik olmadı hayatından, müziği nasıl yapıyorsa aşkı da öyle yaşadı. İçinden geldiği gibi. 17 yaşındayken Berkant’ın tanıştırdığı Ayla Pelit ile flört etmeye başladı. 20’sinde evlendi, 11 yıllık evlilikten Yaprak ve Sarp Özdemiroğlu dünyaya geldi. İlk evliliği sürerken Füsun Önal’a aşık oldu, 1975’te onunla oturdu nikah masasına. Yine bir aşk oldu, bu evliliği bitirip yenisini başlatan; bu kez Şanar Yurdatapan’ın kız kardeşi Lale (Mansur) ile. 1980’de yeniden bekardı. Ve dediğine göre Aysel Gürel istemediği için nikahla sonuçlanmayan en uzun beraberliklerinden biri başladı: 15 yıl birlikte yaşadığı Müjde Ar ile, bir diğer tutkusu olan pilotluk nedeniyle habire uçuşta olduğundan zayıflayan ilişkileri dostça bitti.

1995’te bir kez daha nikâh masasında gördük Özdemiroğlu’nu. Hepgül Özdemiroğlu ile 17 yıl süren evliliğinden de de ikiz kızları Lidya ve Lara dünyaya geldi.

“Bütün ilişkilerimde biri bitmeden biri başladı. Duygu bitiyor, evlilik bitmiyor. Sonra bir başkasıyla ilişki başlıyor” diye özetlediği aşk hayatından geriye ne kadar sağlam dostluklar kaldığını 2014’te kanser teşhisi konduğunda anladı. Sevdiği kadınların hepsi yanındaydı.[3]

Bir röportajında aşk hayatını,  “Bütün ilişkilerimde biri bitmeden, biri başladı. Duygu bitiyor, evlilik bitmiyor. Sonra bir başkasıyla ilişki başlıyor işte,”[4] diye özetleyen Özdemiroğlu’nu hastalık da durduramadı.[5] 73 yaşında kanı hâlâ deli akan O, ŞAT Yapım’ın 35. yılında eski dostu Şanar Yurdatapan ile tekrar bir araya gelip ŞAT2’yi kurdular. İnternet üzerinden her ay bir beste yayınlayacakları ‘Topluma Adanmış Şarkılar ‘(TAŞ) projesini hayata geçirdiler. Telif hakkı olmayan şarklardı bunlar, tam da parayla pulla işi olmamış, en çok hit ürettiği dönemde bile “zengin” olmamış, çocuklarına bıraktığı mirasın onları yaşama karşı donanımlı, erdemli insanlar olarak yetiştirmek olduğunu söyleyen bir insana yakışacak gibi, “armağan” şarkılar.[6]

 

* * * * *

Hasılı önemli bir müzisyendi; “Kelimelerin bittiği yerde müzik başlar,” diyen bir kaşifti.

Zeynep Oral’ın, “Yeryüzünün en cömert, en iyi kalpli müzik ustası”[7] olarak betimlediğiydi; sempatikti, pozitif enerji yayardı; engin ve derin bir insandı; okyanus gibi...

Müzikteki dehasının yanısıra başka sanatlarda da, özellikle de sinema sanatında, derin bilgi birikimi, özgün sözü ve bakışı olan bir modern derviş, bir eski(memiş) zaman bilgesiydi.

Birçok kişinin hayatına dokunmuştu; büyük müzisyendi; Türkçe sözlü hafif batı müziğinden pop müziğe geçişin mimarlarındandı…

Artık şarkı bestelemediğini söyleyen, buna gerekçe olarak da müziğin artık şarkı denen 3 dakikalık formata indirgendiğinden, müzik deyince akla sadece şarkıların geldiğinden dem vuran ustaydı.

Sorun çözmeye bayılır; az uyur; çok çalışır; piyano, flüt, xylophone, trombon, keman viyola çalardı.

Yetenek abidesi, gülümseme makinesiydi; içten ve alçak gönüllü bir insandı.

En güzel filmlerin unutulmaz müzisyeni; bestecisiydi.

Ruhumuzda açılan yaraları onaran ezgiler, onun eseriydi.

Nasıl olur da unuturuz Onu?

 

28 Haziran 2016 11:27:45, Ankara.

 

N O T L A R

[*] Ümüş Eylül Dergisi, Yıl:6, No:21, Ekim-Kasım-Aralık 2016…

[1] Christina Rossetti.

[2] Murat Meriç, “Sadece Müziğiyle Değil Kavgasıyla da Yanımızdaydı”, Birgün, 21 Nisan 2016, s.15.

[3] Yaşamını yitirmesi sonrası oyuncu Müjde Ar, “Notalarla dans eden müzik devi aramızdan ayrıldı. Erken gittin Ati. Geçen hafta konuştuğumuzda, ‘yırtarım bundan’ demiştin. Olmadı. İnsanların hayatlarına müziğinle kattığın zenginlikleri fark etmeyen kalmadı merak etme. Deli dolu yaşamından hepimiz bir şeyler çıkardık kendi payımıza. En kızılacak gibi olduğumuz anlarda bile sana kızılamazdı. Çünkü sende bütün dâhilerde olduğu gibi, şeytan tüyü vardı. Uzun yıllar paylaştık. Çok değerli yıllar ‘sen, ben, Aysel, Sezen’ Onno - Aysel ve Onno’dan sonra sen de gidince, müzik tarihinde koca bir sayfa kapandı,” (“Müjde Ar: Huzur İçinde Uyu Ati”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2016, s.17.) dedi.

[4] “En Güzel Kadınlarla Evlendi; En Güzel Aşk Şarkılarını Yaptı”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2016, s.17.

[5] Çoklu organ yetmezliği sonrası hayata veda eden Özdemiroğlu’nun ölümünün ardından dostu İzzet Öz, “Son ana kadar çalıştı. Hastanedeki odasında orgu, klavyesi vardı. Onları çalar ve ‘İzzet moralini bozma, daha çok yapacak işimiz var’ derdi,” dediğini aktardı. (Seçkin Şenvardar, “Besteler, Şarkılar Artık Yetim”, Milliyet, 21 Nisan 2016, s.6.)

[6] Asu Maro, “Üstü Şarkılarda Kaldı”, Milliyet, 21 Nisan 2016, s.6.

[7] Zeynep Oral, “Hayallerin Peşinde Kanatlanmak...”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2016, s.17.

 

25.08.2017 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR