GAZİANTEP’İN TAYYARELİ YILLARI

Ayfer Tuzcu Ünsal

GAZİANTEP’İN TAYYARELİ YILLARI

Dikkat ediyorum, en fazla ilgi duyduğum alanlar çocukluğumla ilgili olanlar...Bir insanın anavatanı çocukluğudur demiş Epictetus. Bu sözü doğrularcasına ben de çocukluğuma ait ne varsa ardından gidiyorum, yayınları okuyorum. Çok yakın bir zamanda Turgay Noyan tarafından yazılan Gaziantep’in Tayyareli Yılları isimli bir kitap çıktı. Naviga yayınlarından çıkan kitabı derhal edindim! Benim içinde büyüdüğüm kültürü, olayları, yerleri, kişileri anlattığı için pek çok sevdim kitabı. Turgay Noyan, Veysi Noyan’ın oğlu... Veysi Amca, benim çocukluğumun kahramanı adeta... Babamın yakın arkadaşı, annem, eşi Bedirmah hanımla oldukça sık görüşürdü.      Veysi Amca’nın eşine annem, Bedirmah hanım diye mi hitap ederdi, yoksa diğer ismi ile Vahide Hanım’mı derdi, ne derdi hatırlayamıyorum, ama ismini söylemesi zordu, o aklımda kalmış! Aslında ismi zor değil de, pek duyulmayan bir isim olduğu için çocuk aklı ile telaffuz mu edemedim acaba?

Kitaptan öğrendiğime göre meğer hava meydanı müdürü Veysi Amca, pilotmuş... Halkalı Ziraat Okulu’ndan mezun olduktan sonra Türk Kuşu Pilot okulunu bitirerek bröve almış. Türk Kuşu’nda pilot öğretmenlik, planör hocası, akrobasi pilotu ve paraşütçü olarak hizmet vermiş. Bir akrobasi gösterisi sırasında uçaktaki teknik arıza nedeniyle büyük bir kaza atlatınca kara görevine geçmiş. Daha sonra ise Devlet Hava Yolları’na transfer olmuş. Veysi Amca, Gaziantep’e gelip hava meydanı açılması için çalışmalar yapmış. Para yetmeyince Gaziantepliler kendi aralarında para toplayarak hava meydanının açılması için yardımcı olmuşlar.

            Sazgın Köyünün yakınındaki hava meydanında tahmin edeceğiniz gibi başta bina filan yokmuş. Etrafı tamamen bağ ile kaplı olan meydanın bir kenarında telsiz ve akülerin konduğu bir çadır varmış. İlk başlarda gerekli olan suyu, Kırkgöz köyünden otobüsle getirirlermiş. Sonra kuyu açılmış ve bina yapılmış.Kendi havacılık tarihimde Sazgın hava meydanını ben hayal mayal hatırlıyorum! Tayyare inerken savrulan toprak da halen hafızamda olan fotoğraflardan birisi... Turgay Noyan’dan öğrendiğime göre benim çocukken bindiğim tayyare tipi DC3’dü herhalde. O zamanlar İstanbul’a gitmek için Gaziantep-İstanbul uçarken, yol üzerindeki bazı hava meydanlarında dururdu! Yani, iner kalkardı! O uçaklardan aklımda en fazla kalan ikram edilen yemekler! Evet, o uçaklarda yediğim zeytinleri unutamıyorum. Yanılmıyorsam Veysi Amca, kalamata tipi zeytinleri Hava Yolları’nın Beyrut’tan getirdiğini söylerdi.

            Hava meydanı zemini toprak olduğu için sadece yaz aylarında açık... Tayyarenin gelip gelmeyeceğine ise Meteoroloji Müdürü Enver Erkan karar veriyor. Zira, yağmur yağarsa her yer balçık çamur oluyor, tayyarenin inmesi imkansız... Enver Erkan’ı hemen hatırladım. Eşi Bedriye Hanım öğretmendi, bizim de bir ara yaşadığımız Samet Göğüş’ün evinde otururlardı. En küçük kızları Nur, benden bir yaş büyüktü galiba... Sonra Bedriye Hanım’lar öğretmenevlerine taşındılar. Onlara bir veya iki defa yatıya gitmiştim galiba, ne keyifdi...

            Gaziantep’in tayyareli yılları kitabında tam da Antep ile örtüşen şahane bir anı var, yazmadan geçmeyeceğim! Ülkemizin ilk kadın hosteslerinden birisi Adile Tuğrul’muş. O yıllarda hostes denilmez, havacı kadın kamarot denilirmiş. Adile Hanım, uçakta kemerini bağlayamayan bir Antep’li yolcuya görevi olduğu üzere yardım etmek istemiş. Adamın beline doğru hamle yapınca adam: “De get bacım elleşme” demiş. “Tövbe estağfurullah... Bir avrat bizim kemerimize el sürebilir mi???” diye sözlerini tamamlamış... Adile Hanım, yolcular tamamen boşaldıktan sonra Veysi Amca’ya: “Müdür Bey, bundan sonra kalkmadan uçağa biner hemşehrilerinizin kemerlerini tek tek siz bağlarsınız” diye hafif sitem etmiş.

 

            Kitabın kapağının en başında Kayacık Hikayeleri  diye de bir başlık var. Turgay Noyan, çocukluğunun geçtiği semtteki hikayelerini, başından geçenleri kaleme almış aynı zamanda... Aynı zamanda dedim çünkü, kitabın en başında Gaziantep’in tayyare ile tanışmasını gayet güzel anlatmış. Tahmin edeceğiniz gibi, o zaman uçak denmez tayyare denirdi. Havaalanı da denmez Tayyare meydanı veya hava meydanı denirdi diye hatırlıyorum.

Kitabın bütününe bakınca Turgay Noyan’ın çok hareketli, afacan bir çocuk olduğu anlaşılıyor. O yıllarda, “çok yaramaz” veya çelet uşak olarak anılan çocuk türü yani... Döneminde yaramazlık olarak değerlendirilen oyunları bugün yaratıcılık olarak anılıyor. Çünkü, yepyeni alınan beyaz yatak çarşafını kendi imal ettiği Karagöz-Hacivat oyununa perde olarak kullanınca kıyamet kopmuş tabii. Turgay Noyan, Hacivat-Karagöz gösterisini annesi Kemal Deniz’in eşi Mukadder Hanım’ın kabulüne gittiği sırada yapmış! Şimdi burada bir saptama yapıp, kendi anılarıma geçeyim: O yıllarda kabul günleri vardı... Annemin ki ayın 4 ü idi... Annem, arkadaşlarının kabul günlerini ezbere bilir veya defterine yazar, aylık plan yapar, o kabulleri gezerdi... Beni aklım erdiğinde kabule götürmezdi. Ancak, Kemal Deniz’in eşi Mukadder Hanım, Tahsin Tamer’in eşi Fatma Hanım, Hüseyin Samlı’nın eşi Mükerrem Hanım, anneme özel olarak telefon edip, “Ayfer’i de getir” dedikleri için, bana da bilgi vererek beni o kabullere götürürdü.İşin ilginci, her üç hanımefidinin de benim yaşta kız çocukları yoktu. Mukadder Hanım, bana Cimcime Sultan diye hitap eder, onunla ilgili masallar anlatırdı. Sözlüğe baktım, cimcimenin bir manası da “ufak tefek güzel kadın” demekmiş. Fatma Hanım, bana mutlaka bir armağan verir, daha ziyade hikaye anlatırdı. Mükerrem Hanım ise, beni bir şahsiyet olarak algılar, sohbet ederdi. Kabulleri oldukça kalabalık olmasına rağmen, bu güzel kadınlar benimle nasıl ilgilenirlerdi, şimdi hayret ediyorum.

            Turgay Noyan’ın anlattığı yıllarda evlere kış hazırlığı yapılmak üzere mahra denilen altı dar, ağzı daha geniş, hayvana yüklenebilen sandıklarla domates ve biber gelirdi. Domatesler ve biberlerin bir kısmı salça yapılmak üzere hazırlanırdı. Bazı evler, domatesleri dörde bölerek, tuzlayıp kurutur, çarpana yapar, bazıları da biberlerin uygun olanları dolma yapılmak üzere kuruturdu. İşte böyle bir salça hazırlığı sırasında Turgay Noyan’ın küçük kardeşi Timur, salça kazanının içine düşmüş. Onca sıkılan domates suyu boşa gitmiş, dökmek zorunda kalmışlar tabii.

            Kitapta daha böyle nice hoş anılar var, okumanızı tavsiye ederim.

27.02.2017 (Ayfer Tuzcu Ünsal)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR