Evrim Konak yazdı : Gebze Kadın hapishanesinde İşkenceye uğruyoruz!

Evrim Konak yazdı : Gebze Kadın hapishanesinde İşkenceye uğruyoruz!

"KAPI ALTI DİYE TABİR EDİLEN YERDE, DIŞ GÜVENLİKTEN SORUMLU OLDUĞUNU BİLDİĞİMİZ DEVLETİN KOLLUK GÜCÜ BİZLERİ GARDİYANLARIN ELİNDEN ÇEKİP BETON ZEMİNE ÇARPTI. HEMEN ORADA YÜZÜ KOYUN YATIRIP KOLUMUZU ARKAYA BÜKTÜKTEN SONRA, TEK BİLEĞİMİZE KELEPÇEYİ GEÇİRMİŞ VE TEK KOL ÜZERİNDEN SÜRÜKLEYİP ARAMA ODASINA ÇEKTİLER. BURADAN BİR KEZ DAHA İFADE EDELİM, O ODADA BİZLERE ARAMA DEĞİL, İŞKENCE YAPILIYOR!!!"

 

Evrim Konak

M Tipi Hapishane A-9

Gebze - Kocaeli

13.05.2017

Sevgili dostlar merhaba;

Baharın doğada yaratmış olduğu coşkuyu hissetmemek mümkün değil. Doğa ve insan arasında öyle derin bir bağ mevcut ki, biri olmadan diğeri asla! O canlı, coşkulu, yeşil ve mavi duygu insanın ruhuna oturuyor... Bu dinginlik karşısında insanın nevmit duygulara kapılması haksızlık olmaz mı? Az önce havalandırmayı izlerken gözüme, beton aralığında kendisine yol açmış minik minik sarmaşıklar ilişti. Gülümsedim...

Geçen bahar da onlar(ca) kişi kapımıza dayanmış ve ektiğimiz çiçekleri almak istemişlerdi. Biz vermemeye, onlar(cası) almaya "kararlıydılar". Veremezdik! Çünkü emek vermiştik ve emek yaşam demektir. Bir kış boyu (çay posası, meyve ve sebze kabuklarından) elde ettiğimiz toprağa, çiçek tohumları ekmiştik. Kimileri filize durmuş, kimileri ise tomurcuktaydı. Dayandılar kapıya... Kadın-erkek gardiyan; hep birlikte yüklendiler daha tomurcuğu patlamamış tohumlara! Havaya savurdular o minik minik sarmaşıkların toprağını. Kırıp döktüler çamın dallarını. Şeftali ağacı da nasibini almıştı... "Yeni bir yazı geldi, çiçek ekmek yasaktır" dediler. Tohum bir kez toprağa düştü mü, "yazı", "yasak", "genelde" tanır mı?! O havalandırmaya dağıttıkları toprak, beton yarıklarında filizlenip boy verdi. Sarmaşıklar duvar diplerinden dolanıp çatıdaki tel örgülere dolandı. Her sabah yeşil koktu havalandırma... Her aramada gözleri bir tek şey gördü ve öfke dolu bakışlar hiç eksilmedi duvarları aşan sarmaşıktan... Her şeye rağmen, koyu olana karşı, yeşil yeşil akıp maviye ulaştı.

Sevgili dostlar, konumuza geçmeden, buradan tüm sevgimizle ve devrimci duygularımızla Dersim'de evladının cenazesine ulaşmak için yetmiş yaşında açlık grevine yatan, Kemal amcayı saygıyla selamlıyor ve onurlu mücadelesini destekliyoruz... Yanı sıra Ankara'da 67 gündür açlık grevinde olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'nın vermiş oldukları bu onurlu mücadeleyi destekliyor ve zaferle sonuçlanmasını diliyoruz! Kararlı ve onurlu mücadelenin karşısında hiçbir despotik gücün duramayacağını tarih bizlere defalarca kanıtladı...

Daha evvel yaşadığımız sorunu, sizlere detaylıca yazmıştık. Sonuçları yaratan sorun aynı şekilde devam ediyor. O günden beri olumlu temelde hiçbir ilerleme kaydedemedik. Hâlâ hastane sevklerimiz bilinçli ve keyfi bir tarzla engelleniyor. Hastane sevkimiz çıktığı hâlde, götürülmüyor ve kapı altından da zorla kaldırılıp koğuşa getiriliyoruz.

Arama uygulaması "genelgenin" vermiş olduğu yetkiyi, sınırları aşan tarza dönüştü. Ki genelde bu zeminde ucu açık bırakılmıştır. Her koşulda "aramayız zorunlu" kılmamaktadır. Ve bu uygulamanın sadece iki koğuşa uygulanıyor olması ise niyetlerini ortaya koymaktadır.

18 ve 28 Nisan'da mahkemeye götürüldük. MAHKEME GÜNLERİNDE BİZE KARŞI YAPILAN SALDIRILAR NEREDEYSE RUTİN BİR HÂL ALMAYA BAŞLADI. VE HER SALDIRI BİR ÖNCEKİ SALDIRININ ÜST AŞAMASINA GEÇİYOR! 18 NİSAN'DA ARAMA ADI ALTINDA ODAYA ÇEKİP İŞKENCE YAPMIŞLARDI! 28 NİSAN'DAİSE KAMERALARIN GÖRDÜĞÜ VE NEREDEYSE HAPİSHANE ÇALIŞANLARININ GÖZÜ ÖNÜNDE BİZLERE ÖLÇÜSÜZ BİR PERVASIZLIKLA ŞİDDET UYGULADILAR! İŞKENCE YAPTILAR!!

KAPI ALTI DİYE TABİR EDİLEN YERDE, DIŞ GÜVENLİKTEN SORUMLU OLDUĞUNU BİLDİĞİMİZ DEVLETİN KOLLUK GÜCÜ BİZLERİ GARDİYANLARIN ELİNDEN ÇEKİP BETON ZEMİNE ÇARPTI. HEMEN ORADA YÜZÜ KOYUN YATIRIP KOLUMUZU ARKAYA BÜKTÜKTEN SONRA, TEK BİLEĞİMİZE KELEPÇEYİ GEÇİRMİŞ VE TEK KOL ÜZERİNDEN SÜRÜKLEYİP ARAMA ODASINA ÇEKTİLER. BURADAN BİR KEZ DAHA İFADE EDELİM, O ODADA BİZLERE ARAMA DEĞİL, İŞKENCE YAPILIYOR!!! Yerden kaldırmaksızın kaç kişi varsa, tek bir insana çullanıyor. Direnmemizi, slogan atmamızı engellemek adına kafamıza, sırtımıza botlarla basılıyor!! Kol ve bacaklarımızın üstüne oturuluyor. Ağzımız kapatılıyor, saçımızdan tutup başımız geriye doğru yatırılmaya çalışılıyor! Suratımıza tokat atılıyor vs. İçeride işleri bittikten sonra, bilek kemiklerimize oturmuş kelepçeden tutup aynı şekilde yerden sürüklenip ring aracının içine atılıyoruz. Fiziksel işkencenin yanı sıra sözlü saldırıya da maruz kalıyoruz.

26 Mayıs'ta mahkemenin 2. Duruşması görülecek. Benzer saldırı ve belki de çok daha pervasız olanını uygulayacaklardır. Elbette arama dayatması devam ettiği müddetçe şiddet ve işkence de devam edecektir. Sorunun çözümü çok açık ve basit. Var olan keyfi uygulamanın kaldırılmasıdır. Bizim böylesi bir aşamadan sonra askerin arama dayatmasını kabul etmemiz mümkün değil. Kabul etmek, tersinden hapishanelerdeki keyfi uygulamalara bir halka daha eklemek demektir. Hak gasplarını, işkenceyi meşru kılmak anlamına gelir. Bugün hiçbir kadın hapishanesinde asker araması yoktur. "Genelge", "mevzuat" vs. dedikleri aslında KHK'larla gelen faşist baskılardır. Bizler zaten o kapı altına götürülene kadar iki arama ve bir duyarlı kapıdan geçmekteyiz.

Bugüne kadar bizden hareketle en küçük bir sorun ile karşılaşmış değiller. Evet "genelge" bazı maddeleri koyar, ama formüle eden insanın kendisidir. Amaç ve niyet elbette önemlidir. Bizim de gördüğümüz "genelge" dışında ideolojik bir amaç güdülmektedir.

Tedavi hakkımızın engelleniyor olması, en temel insan hakkının gaspıdır. Mahkemeye götürülüşümüzde işkence yapılması insanlık suçudur. Uluslararası insan hakları kanunu bunları suç saymaktadır.

Bizlere işkence yapanların "görevimizi yapıyoruz" yanılsamasından kurtulmalarını diliyoruz. Zira işkence yapmak bir görev olamaz! Ama görevleri adına işkence yapmayı mubah görüyorlarsa elbette ortada bir yanılsama yoktur! Faşizm ve gericilik vardır. Oysaki herkes görevini insanlık ölçüsünün sınırlarını zorlamadan da icra edebilir. Örneğin, bize işkence, zor ve şiddet kullanmak yerine, tutanak üzerinden yasal işlemlere de başvurabilir...

Sonuç; işkence yapmak en nihayetinde insanlık suçudur. Bu suçu sadece uygulayanlar değil, hapishane idaresinden gardiyanına kadar herkes bu suçun ortağı konumundadır. Ayrıca danışıklı dövüş taktiği artık anlamsızdır. Kaldı ki insanlık dışı her uygulama dönüp uygulayanları da mutlak surette vuracaktır. Suç türeten bu kirli sistemin bugün her kesimden "insan"ı vurduğunu görmekteyiz...

Velhasıl hak istenirken tekil için değil, genel toplumlar için kazanılır. Günü geldiğinde herkese gerekli olan şeylerdir. Buradan sizin aracılığınızla bir kez daha ifade edelim. Keyfi uygulamaya, işkenceye, hak gaspına son verilsin.

  • Tedavi hakkımız engellenemez!
  • İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!

Evrim Konak

Kaynak: www.gorulmustur.org

 

 

31.05.2017 (Adil OKAY)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR