ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ERMENİ SOYKIRIMI’NIN BELGESİ VAR (MI?)[2]

ÇÖZÜM (MÜ?)

 

Öncelikle ve kesinlikle unutulmamalı: 104 yıl önce, 24 Nisan 1915 gecesi, İstanbul’da yüzlerce Ermeni aydını tutuklandı. Osmanlı devletinin tutukladığı bu aydınlar sürgün edildiler. Ve hemen hepsi süreç içinde katledildiler. Osmanlı-Türk basınında bu tutuklamalar “Yılanın başı ezildi” başlıkları ile kutlandı.

Osmanlı devletinin son on yıllarında Müslüman olmayan nüfusa, en başta da Ermenilere karşı birçok katliamlar gerçekleştirilmişti. Fakat 24 Nisan 1915 tutuklamaları ile başlayan yeni süreç başka bir nitelik taşıyordu. 24 Nisan 1915, sonucunda bir buçuk milyon Ermeni’nin kıyıma uğratıldığı soykırımın “nihai” işaret fişeği olmuştu…

 

1915’TE KATLEDİLEN 7 ERMENİ MİLLETVEKİLİ

Krikor Zohrab (İstanbul milletvekili, 1908-1915)

2 Haziran 1915 günü İstanbul Taksim Gümüşsuyu’nda bulunan evinden alındı. Ertesi gün Diyarbakır’da askeri mahkemede yargılanmak üzere, Erzurum milletvekili Vartkes ile birlikte yola çıkarıldı. Yolda uğradıkları şehirlerde bir tutuklu gibi değil, birer konuk gibi karşılandılar ve ağırlandılar. 47 gün süren bu yolculuk boyunca, yaptıkları bütün müracaat ve çabalar sonuç vermedi. Nihayet, Urfa-Diyarbakır yolunda, Teşkilât-ı Mahsusa’nın denetimi altındaki çetelerden, Çerkez Ahmet çetesi tarafından 19 Temmuz 1915’te katledildi.

Hovhannes Serengülyan (Vartkes) (Erzurum milletvekili, 1908-1915)

Krikor Zohrab ile birlikte tutuklandı ve aynı yolculuk sonucunda, Çerkez Ahmet çetesi tarafından 19 Temmuz 1915’te katledildi.

Hampartsum Boyacıyan (Murad) (Kozan milletvekili, 1908-1912)

24 Nisan 1915’te İstanbul’da tutuklandı, Ayaş Hapishanesine gönderildi. Buradan 11 Mayıs’ta alınıp gönderildiği, Kayseri’de gördüğü ağır işkencelerden ve askeri mahkemede yargılandıktan sonra, 24 Temmuz 1915’te sekiz kişi ile birlikte kalenin önünde idam edildi.

Dr. Nazaret Dağavaryan (Sivas milletvekili, 1908- 1912)

24 Nisan 1915’te İstanbul’da tutuklandı. 4 Haziran 1915’te Ayaş Hapishanesinden birlikte yola çıkarılan 6 kişilik grubun içinde, Haziran ayının son günlerinde, Urfa-Diyarbakır yolu üzerinde Şeytan Deresi mevkiinde, Hacı Onbaşı lakaplı Hacı Tellal Hekimoğlu çetesinin saldırısı sonunda öldürüldü.

Dr. Garabet Paşayan (Sivas milletvekili, 1912)

24 Nisan 1915’te İstanbul’da tutuklandı, Götürüldüğü Ayaş Hapishanesinden 30 kişilik Ermeni aydın grubuyla Ankara’ya gönderildi. Temmuz ayının sonuna doğru Ankaralı Ermenilerle birlikte çıkarıldığı tehcir yolunda, Ankara’ya birkaç saat mesafedeki Elmadağ vadisinde Teşkilâtı Mahsusa’ya bağlı çeteler ve çapulcuların saldırısında katledildi.

Isdepan Çıracıyan (Ergani/ Maden, 1914-1915)

21 Nisan 1915 günü Diyarbakır’da tutuklandı. Merkez hapishanesinde büyük işkencelere maruz kaldı. Diyarbakır’dan sürgün edilen 636 Ermeni ile birlikte 9 Haziran’dan sonra Kürt Ferikhanoğlu aşireti mensupları tarafından Çalikan köyü yakınında Rezvani geçidinde, Vali Dr. Reşid’in adamı Çerkez Şakir’in gözetiminde katledildi.

Arşag Vramyan (Onnik Tertsakyan) (Van, 1912- 1915)

17 Nisan 1915’te, Enver Paşa’nın kayınbiraderi Van Valisi Cevdet Paşa’nın görüşme talebi üzerine yanına gittiğinde, tutuklandı. Bitlis-Diyarbakır sınırında Botan Çayı Köprüsünde katledildi.

 

Başta Türkler ve Kürtler olmak üzere, Müslüman halklar arasında Hıristiyan halklara, en başta da Ermenilere karşı dinci ve şovenist nefret duyguları körüklendi. Bizzat devlet kurumları Türk ve Kürt halkını Ermeni komşuları üzerine saldırttı, onların Ermenilerin evine-barkına-mülküne el koymasını teşvik etti.

Osmanlı ordusundaki Ermeniler silahsızlandırıldı. Onlar eli silah tutan tüm Ermeni erkekleri gibi insanca olmayan şartlarda “yol işlerinde” vb. köle gibi çalıştırıldılar. Aslında bu eli silah tutan Ermeni erkeklerinin toplu kıyımı idi. Bu “çalışma”yı ölmeden atlatan Ermeni erkekleri ya doğrudan Osmanlı ordusu tarafından ya da yerel silahlı çeteler tarafından hunharca katledildi.

Ermeni kadınları, çocukları ve artık savaşamayacak durumda olan yaşlılar, o dönemin İçişleri Bakanı Talat Paşa’nın bir telgrafında yazdığı gibi “Hiç”e göçtürüldüler. On binlerce Ermeni kadın ve küçücük kız çocukları, resmi Türk belgelerinde “tehcir” diye adlandırılan bu ölüm yolculuklarında, askerlerin, yerel çetecilerin tecavüzüne uğradılar, işkence gördüler, katledildiler. Sayısız Ermeni, hedef Suriye’nin çöllük bölgesi olan bu “hiç’e göç” sırasında açlıktan, susuzluktan, hastalıktan kırıldı.

Kimi Ermenilerin Musa Dağı’nda bir örneği yaşanan yiğitçe direnişleri de Osmanlı devletinin katliam makinesini durduramadı. Kimi Türk ve Kürt emekçisi, Ermeni komşularına her türlü tehlikeyi göze alıp yardım ettiler. Fakat bunların sayısı çok azdı. Büyük çoğunluk “Ermeni gâvur”unu yok etme siyasetinin uygulayıcılığını yaptı. Türk ve Kürt emekçileri de bu yüzden Ermeni soykırımının tarihi sorumluluğunu taşıyor. Türk ve Kürt emekçiler de soykırım sorununda bu tarihi sorumlulukla yüzleşme görevine sahiptir.

Anadolu’nun en kadim yerleşik halklarından biri bu soykırımla Anadolu’dan sürüldü ve yollarda ve Suriye çöllerinde yok edildi. Ermeni halkının kültür eserleri, Ermeni mimarisi, el- ve zanaat işleri, müziği yok edilmeye, tarihten silinmeye çalışıldı.

Resmi Osmanlı -ve sonraki T.C.- tarihinde Ermenilere yönelik soykırım “tehcir” olarak adlandırıldı. Bunun “savaş içinde alınan zorunlu bir tedbir” olduğu söylenerek gerekçelendirilmeye çalışıldı… Ermenilere yönelik soykırımda dönemin bütün emperyalist büyük güçleri Fransa, İngiltere, İtalya, Rusya’nın şu veya bu biçimde sorumluluğu ve payı vardır. Fakat emperyalist büyük güçler içinde sorumluluk ve suç ortaklığı konusunda Almanya’nın özel bir yeri vardır. Alman İmparatorluğu’nun kimi generalleri o dönemde savaş müttefki Batı Ermenistan başta olmak üzere Osmanlı devleti sınırları içindeki bu bilinçli, planlı kıyımı, soykırımı ölmeden atlatan bir kaç on bin Ermeni kaldı geriye…

Birinci Dünya Savaşı ertesinde çöken Osmanlı devletinin yıkıntıları üzerinde inşa edilen yeni Türkiye Cumhuriyeti için “Ermeni Sorunu” diye bir sorun yoktu. Türk hâkim sınıfarının siyaseti, Ermeniler üzerindeki soykırımın inkârına ve Kürt ulusunun ve başta Hıristiyanlar olmak üzere dini ve ulusal azınlıkların, soykırımdan kurtulan az sayıdaki Ermenilerin, Pontus Rumlarının, Arapların, Romanların, Asurîlerin vb. ulusal ve dini haklarının reddine, Müslüman Türk olmayanların üzerinde ulusal ve dinsel baskılara dayanıyordu.

1970 ve 1980’li yıllarda diasporadaki Ermenilerin ASALA gibi silahlı örgütlerinin yabancı ülkelerdeki T.C. temsilciliklerine ve Türk diplomatlarına yönelik eylemleri, Ermenilere yönelik soykırımın üzerine suskunluğu bozdu, Türk hükümetlerini tavır takınmaya zorladı.

O zamana kadar Türk tarih yazımı kısaca “Birinci Dünya Savaşı’nın o kaos ortamında Doğu Anadolu’da Ermeni ayaklanmaları oldu; Ermeni çeteciler Müslüman Türk köylerini bastılar ve Türk köylülerini katlettiler; Ermeni Komitacılar Rusya ile birlikte Osmanlı devletinin doğu cephesinde tehlike yarattılar; Doğu cephesindeki durumu düzeltmek ve sivil halkı korumak için Ermeni nüfusun tehcir edilmesi kararı alındı. Bu tehcir sırasında o dönem çok zor olan savaş koşullarında bazı istenmeyen olaylar da oldu. Fakat Ermenilere karşı soykırım uygulandığı iddiası yalandan başka bir şey değildir.” biçiminde idi.

2000’li yıllara gelindiğinde bu açıklamanın kimseyi ikna etmediğini gören Türk burjuvazisi AKP hükümeti aracılığıyla yeni bir konum formüle etti: “İki halkın tarihinde kimi istenmeyen şeyler yaşanmıştır. Tarihte olan bu olayların değerlendirilmesi tarihçilere bırakılmalıdır.”

2014 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan ilk kez, Türk hükümeti adına “İstenmeyen olaylarda ölen Ermeni kardeşlerimiz için de duyduğu üzüntü”yü seslendirdi. Bu küçücük adım, örneğin anda AKP hükümetinin yönettiği eğitim siyasetindeki uygulamalarla karşılaştırıldığında boş laf olarak görünmektedir.

Okul kitaplarında Ermenilere yönelik soykırım konusu şimdiye kadarki tarih çarpıtmacısı, inkârcı, yalancı çizgi sürdürülmektedir. İlk ve orta öğrenim öğrencileri ders kitaplarından “Ermeni”nin “hain” ve “düşman” ile aynı anlama geldiğini öğrenmektedir. Dedelerinin katledildiği Ermeni çocukları, bu tarih çarpıtmalarını okuduğunda ne hissedecektir? Hangi hakaretlere maruz kalacak, hangi düşmanlıkları yaşayacaktır?

Kuzey Kürdistan/Türkiye’deki Ermeni cemaati/milliyeti bugün de hâlâ ırkçılığın, Türk şovenizminin ayrımcılığının hedefinde bulunmaktadır. Ermeni kimliğinin tanınması ve Türk-Kürt-Ermeni halkları arasında kardeşlik bağlarının kurulması için çalışan Ermeni gazeteci Hrant Dink, 2007’de bu ırkçılığın kurbanı oldu; yani XXI. yüzyılda da Ermeni halkının haklarının savunulması öldürücü bir “suç”tur hâlâ.

Bu bağlamda gün Ermenilere karşı işlenmiş tarihi suçun kayıtsız koşulsuz kabulü, sorumluluğumuzun yüklenilmesi günüdür.

Gün özeleştiri, özür dileme, Ermeni halkının taleplerini sahiplenme günüdür.

Gün özgür, demokratik bir toplum için ortak mücadelede Türk şovenizmine karşı açık tavır takınma günüdür!

Bunun için Ermeni soykırımı sırasında sürülen, öldürülen, ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan tüm Ermenilerin bugünkü haleferinin ülkelerine geri dönme hakkı tanınması; el konulmuş Ermeni mülklerinin geri verilmesi veya tazmin edilmesi;[54] hasılı kolektif soykırımın tüm gereklerinin yerine getirilmesi şarttır.

“İyi de ne yapmalı mı”?

BDP Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, ‘Vatandaşlıktan çıkarılan ve sürgün edilenlerin ve ailelerinin geri dönebilmesi için” önerdiği kanun teklifi ilk adım olabilir.[55]

İkinci adımda da Bese Hozat’ın, “İsrail lobisi, yine milliyetçi Ermeni ve Rum lobileri paralel birer devlettir,”[56] diyen tutumundan uzak durarak;[57] Mardin Büyükşehir Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün, “1914-1915 yıllarında devletin bu kararları yerine getirilirken, gerçekleştirirken maalesef Kürt halkı da İslâmiyet adına açık bir şekilde kullanıldı. Dedelerimizin, babalarımızın o katliama katılmalarının acısını biz bugün torunları ve çocukları olarak yaşamaktayız. Asla ve asla bu kardeş halklarımıza çektirdiğimiz acıları unutmayacağız. Hiçbir zaman da unutmamak gerekir. Süryanî, Ermeni halklarından ve Êzîdî kardeşlerimizden bizleri bağışlamalarını diliyoruz,”[58] ifadesindeki üzere Ermeni ve Êzîdîler’den özür dileyip; Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, TBMM’ye “Ermeni soykırımı için özür dilenmesi amacıyla sunduğu kanun teklifindeki[59] mantığı toplumsallaştırabilmek ve Paramaz benzeri[60] devrimci kalıt(lar)ını unutmamaktır.

Umudun bize yol göstermesine ihtiyacımız olduğu vurgusu ve Roger Garaudy’nin, “Umut olmadan, umulmayanı bulamayız,” uyarısının altını çizip, diyeceklerimi Ahmet Telli’nin, “Hüzün isyanı, kaosu, umudu da içinde barındıran bir insanlık hâlidir diye düşünüyorum,”[61] sözleriyle bağlıyorum…

 

10 Nisan 2019 12:42, İstanbul.

 

N O T L A R

[*] 24 Nisan 2019 tarihinde Ankara’da “104 Yılında Ermeni Soykırımı” başlığıyla düzenlenen etkinlikte yapılan konuşma… Kaldıraç, No: 214, Mayıs 2019…

[1] William Faulkner.

[2] Siz bakmayın sabık bakanın, “Bu kişinin söylediklerine kimse dikkat etmiyor. Dava açılınca ‘Vah’ diyor. Adam ‘Türkiye katil devlettir. Önce Ermenileri katletti şimdi Kürtleri katledecek’ diyor. Kimse kusura bakmasın. Ben, devletime ‘katil’ dedirtmem. Bu ifadeler düşünce özgürlüğü değildir. Tam da 301. maddede düzenlenen devletin şahsiyetini aşağılama suçudur,” (Okan Müderrisoğlu, “Devletime Katil Dedirtmem”, 17 Kasım 2008… https://www.sabah.com.tr/yazarlar/muderrisoglu/2008/11/17/_devletime_katil_dedirtmem) dediğine; “Ah, vah” falan etmedim; aksine, “Bakanın şefaatine muhtaç değilim; ‘Soykırım’ demek ‘suç’ ise ‘cezalandırın’ beni,” dediğim kayıt altındadır…

[3] Sibel Özbudun-Temel Demirer, “1.500.001’inci Ahbarik”, Ocak 2007… http://www.minidev.com/kulturler/kulturler_ermeni_hd.asp

[4] Erman Şahin, “Ermeni Meselesinde Bilimsel Etik ve Yöntem”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, No:32, Ocak 2009… SDÜ (Süleyman Demirel Üniversitesi) Bilgi Merkezi http://tara.sdu.edu.tr/vufind/Record/dergipark-article-521647/Details

[5] Pakrat Estukyan, “1915+1+?”, Yeni Yaşam, 12 Şubat 2019, s.7.

[6] Alev Kılıç, “Ermenistan Türkiye ile Uzlaşmak İstemekte midir?”, Diplomatik Gözlem, Nisan 2019… https://avim.org.tr/Blog/ERMENISTAN-TURKIYE-ILE-UZLASMAK-ISTEMEKTE-MIDIR-DIPLOMATIK-GOZLEM-NISAN-2019

[7] “Osmanlı İmparatorluğu’nun Müslümanlaşmış halklarından Lazlar, Gürcüler, Hemşinliler, Abhaz, Kabartay gibi Çerkes boyları ise yukarda anılan ittihadın nimetlerinden yararlanmak üzere gönüllü bir şekilde asimile oldular. Asimilasyona direnen Dersimlilere, Alevîlere ve Kürtlerin devrimci kesimlerine karşı hayata geçirilen operasyonlar da henüz tarihe mal olmadılar, aksine tüm hızıyla günümüze kadar sürüyor.” (Pakrat Estukyan, “Uyanışı Tahkim Etme Zarureti”, Yeni Yaşam, 18 Aralık 2018, s.7.)

[8] 1800’lerin başı itibariyle, Erzurum vilayetinde 97.000 Ermeni köyü vardı ve bunların içinde 400.000’den fazla Ermeni yaşamaktaydı. Ancak, 1821-22, 1829-30, 1854-55, 1877-78’de Osmanlı İmparatorluğu’nun önderliği tarafından organize edilen birçok pogrom nedeniyle ve özellikle 65 bin kişinin öldürüldüğü 1895 katliamından sonra Ermenilerin sayısı 203.000’e düşmüştü, Ermeni köylerinin çoğu nüfusunu tamamen kaybetti ve daha sonra buralara Müslümanlar yerleşti…

1915’de Erzurum’un yerlisi Ermeni ahâli 5 ayrı konvoy hâlinde tehcir edildi.

17 Haziran 1915’de, sürülen Ermenilerin ilk konvoyu Erzincan’a gönderildi ve Harput’a ulaşmadan önce imha edildi. 400 polis memuru nezaretinde gerçekleştirilen ikinci konvoy, Bayburt’taki çeteler tarafından saldırıya uğradı. Hayatta kalanlar Kamah-Eğin-Arabkir-Musul yolu boyunca öldürüldüler. 3.000 kişiden oluşan üçüncü konvoy Kamah’ya ulaşmadan önce kesildi. 9 bin kişiden oluşan dördüncü konvoy Fırat Nehri’ndeki Aşkale ve Kamah Boğazı bölgesinde yok edildi. 18 Temmuz’da şehirden çıkartılan Ermenilerin beşinci konvoyu da ilk dördünün kaderi bekliyordu.

O zaman basında çıkan haberlere göre, Rus ordusunun gelmesinden önce 1916 yazına kadar “Erzurum kent merkezi ve çevre çevredeki köylerden 65 bin Ermeni yok edilmişti. Ruslar Erzurum’a girdiğinde yalnızca 50 Ermeni kamıştı: Onlar da Türk ordusunun ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikli ustalardı… (Recep Maraşlı, “Erzurum Kimden, Nasıl Kurtuldu?”, 26 Mart, 2019… http://westernarmeniatv.com/tr/41704/erzurum-kimden-nasil-kurtuldu)

[9] Ragıp Zarakolu, “Kıyımda Halaya Durmak”, Evrensel, 19 Mart 2019, s.2.

[10] Pakrat Estukyan, “İnsan Odaklı Tarih”, Yeni Yaşam, 19 Şubat 2019, s.7.

[11] Emre Tansu Keten, “Masis Kürkçügil: Önemli Olan Halkın Tarihsel Bilincidir”, Yeni Yaşam, 30 Temmuz 2018, s.10.

[12] Serdar Korucu, Halepsizler, Aras Yay., 2018.

[13] Hakkı Keskin, “Ermeni Soykırımı İddialarına İlişkin Politikamız Ne Olmalı?”, Cumhuriyet, 27 Şubat 2019, s.2

[14] “Destici: 100 bin Ermeni’yi Sınır Dışı Edelim”, 7 Şubat 2019… https://www.birgun.net/haber-detay/destici-100-bin-ermeniyi-sinir-disi-edelim.html

[15] Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu, İmge Yay., 2001, s.55-56

[16] Vartan Estukyan, “Benim Evim Oğlumun Yanı, Şişli Ermeni Mezarlığı”, 2 Mart 2016… http://www.agos.com.tr/tr/yazi/14561/benim-evim-oglumun-yani-sisli-ermeni-mezarligi

[17] ABD vatandaşı ve Ermeni asıllı Victor Bedoiyan, 2001’de oturma izni alarak yerleştiği Van Valiliği’nin karşısındaki Sirhan Oteli’nin ismini (Ermenice “Zafer” anlamına gelen) “Vartan” olarak değiştirince, isim “kışkırtıcı” bularak işletmeye ruhsatı vermedi. Bu olay üzerine Van İdare Mahkemesi’nde açılan dava önce reddedildi, daha sonra da AB uyum yasaları çerçevesinde mahkeme Bedoiyan’ı haklı buldu. 2002 yılında kısa süreyle açılan “Vartan Oteli”nin bu kez “izinsiz tadilat” yapıldığı gerekçesiyle Turizm Bakanlığı’nca işletmesi durdurulmuştu…

[18] Yusuf Ziya Cansever, “Gayane Gevorgyan: Kardeşiz, Kucaklaşmalıyız...”, Cumhuriyet Sokak, 8 Mayıs 2016, s.23.

[19] Önder Elaldı, “Dersim’in Kayıp Ermeni Kızını Anlattık”, Özgürlükçü Demokrasi, 20 Şubat 2017, s.11.

[20] Ayşe Hür, Öteki Tarih 1, Profil Yay., 2012.

[21] Verjine Svazlian, Ermeni Soykırımı-Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları, çev: Tigran T. Voğormiyacıyan-Petros Çavikyan, Belge Yay., 2013.

[22] Krikor Balakyan, Ermeni Golgotası, Çev: Ali Çakıroğlu-Stephen Ohanian, Belge Yay., 2014.

[23] Eyyüp Güven, “Dêrik Ermenileri: Bereket”, Gündem, 26 Nisan 2016, s.14.

[24] Geçerken anımsatalım: Bahriye Ataşesi Hans Humann, Walter Holstein’dan gelen bir telgrafın kenarına düştüğü 13 Haziran tarihli bir notta (Freiburg Askeri Arşivi: RM 40/ v.456, tarih 17.6.1915) Almanların rolünü tüm derinliğiyle gün ışığına çıkarıyor: “Ermeniler, Ruslarla birlik olup ihanette bulunmaları nedeniyle, yok ediliyor. Bu katı ama faydalı. Maalesef sefirimiz, yürüttüğümüz politikayı olumsuz etkileyecek şekilde bu konudaki şikâyetlerinden vazgeçemiyor. Talat Bey daha yakın zamanda bu konuda kendisine gönül rahatlığıyla şu cevabı verdi: Sizin için daha iyi bir müttefik olabilmek uğruna Ermenilerden kurtuluyoruz; yani bunun sonucunda iç düşmanın zayıflatmadığı bir ortağınız olacak.” (Ragıp Zarakolu, “Ermeni Soykırımı’nda Almanların Sorumluluğu: Soykırıma Yardım ve Yataklık”, Evrensel, 21 Nisan 2015, s.4.)

Almanların soykırımdaki rolü daima göz ardı edilmiştir. I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda yedi binin üzerinde Alman subayı ile otuz beş bin erbaş ve er, İstanbul ve Trabzon’dan Kudüs’e kadar bütün bölgelerde görev yapmışlardır.

  1. Dünya Savaşı’nda ise, bunların büyük bölümü Nazi teşkilâtının iskeletini oluşturacaklardır.

“Ermeni Tehciri” emrini veren Osmanlı Genelkurmay Başkanı Schellendorf’un emir subayı Ribbentrop, Hitler’in dışişleri bakanı olacaktır.

Osmanlı’da Ordu Kurmay Başkanı olan Von Papen, Hitler’in başbakanıdır.

Von Neurathve Pohl, SS birlikleri ve toplama kampları komutanlığı, Van’a kadar giden Dönitz Dz. K.K. ve Hitler’in intiharından sonra da Devlet Başkanlığı yapacaklardır.

Osmanlı subayı Höss, Auschwitz-Birkenau toplama kamplarını kurmuştur.

Von Manstein Kurmay Başkanı Rust ise insanlar üzerinde deney yapılmasını geliştiren bakandır.

Gürtner, Hitler’in adalet bakanı, Von Scheubner-Richter Erzurum konsolosudur.

Yahudi soykırımını gerçekleştiren Naziler, ilk stajlarını Ermeni soykırımıyla Anadolu’da yapmışlardır. (Namık Çınar, “Geleneksel Türk Travması: Soykırım!”, Taraf, 28 Nisan 2014, s.10.)

[25] Temel Demirer, “Komşularım(ız)a, Kiropiler’e Çorum’da Ne Oldu?”, Kaldıraç, No:166, Nisan 2015.

[26] https://tr.wikipedia.org/wiki/Kiryopi_ailesi&hl=tr&gl=tr&strip=1&vwsrc=0

[27] Cemaatlere göre ayrım yapılmamış 1902 yılı Ankara Vilayet Salnamesi’ne göre kazada yaşayan müslüman olmayanların sayısı 1.307 kişi olarak kaydedilmiş (toplam nüfus 80.973), cemaatlere göre ayrımın yapıldığı 1907 Salnamesi’ne göre ise de Çorum merkez kazası: 555 Rum, 1.231 Ermeni ve 113 Kıpti olmak üzere toplam 84.936 kişi olmuştu. (Kemal H. Karpat, “Osmanlı Nüfusu (1830-1914) Demografik ve Sosyal Özellikler”, TVY Yay., s.210.)

Değişik Çorum şer’iye sicil kayıtlarına göre, XIX.yüzyılın ortalarından itibaren Ermeni nüfus; Pazar, Kubbeli, Sancaktar, Hacı Yusuf, Şeyh Eyüp, Atcı Ali Evveli, Acel-i Ula, Atcı Ali Ula, Sofular, Çakır, Umid Halife, Çakıryan, Gülabibey ve Emin Halife mahallelerinde ikamet ettiyse de en çok Çömlekçi mahallesine yerleşti ve kaza sakinleri bu mahalleyi Ermeni mahallesi olarak tanımladı. Yine aynı şer’iye sicil kayıtlarına göre Ermeniler; demirci, kalaycı, bakırcı, terzi, attar, kazzaz (ipek böceği yetiştiren ve ipek satan), kasap, marangoz, eczacı, dava vekili ve en çok da tüccar olarak çalışmaktaydı.

Çorum Ermeni cemaati, Yozgat murahhaslığı vasıtasıyla Sis (Kozan/Adana) Katolikosluğuna bağlıydı. Ayrıca Çorum Ermenileri içinde Katolik ve Protestan olanlar da bulunmaktaydı…

Merkez Çepni Mahallesi, 24 pafta, 313 ada, 1 parselde bulunan ve “depo” kullanımlı kilise binası 1983 yılında tescil edilmiş…

Kemal H. Karpat’ın çalışmasına göre Çorum’da, 1893 yılında, yani kilisenin yapılışından yaklaşık 21 sonra 497 Ermeni (yaklaşık 100 hane) yaşadığına göre, bu tarihlerde bir kilise, cemaat için yeterli olabilirdi.

Çorum çevresinde bulunan ve günümüze ulaşan Ermeni kiliseleri üzerinde kısa bir araştırma yaptıktan sonra, Aziz Gevorg Kilisesi mimari yapısına en uygun düşen binanın, kendisinden yaklaşık 30 yıl sonra inşa edilen ve Gümüşhacıköy’de bulunan, Cumhuriyet sonrasında Maden Camii olarak kullanılmış Aziz Karabet Kilisesi (“The Inventory of Armenian Church Properties conducted for and by the Ottoman Government in 1912-1913”, 1978, Ermeni Patrikhanesi Ofis Kopyası no.385… Amasia Sanjak - Kyumush Hajikyoyi kaza - Kyumush-Madeni village - St. Karapet Church, 1320”) (1902/3) ile “tıpkılık” taşır.

Kilise, tipik bazilika plan şemasında, 3 nefli olarak yapılmıştı. Bugün narteks ve bema bölümleri yıkılmış olan binanın sadece naos bölümü kalmıştır. Binanın çatı örtüsü yıkılmış ve iptidai bir çatı örtüsü ile kapatılmıştır. Kilisenin adınin Aziz Gevorg Kilisesi olduğunu bulabildim. (Kaan Köksal, “Çorum Surp Gevork Kilisesi Üzerine Bir Araştırma”, 11 Ağustos 2015… http://kaankoksal.blogspot.com/2015/08/corum-surp-gevork-kilisesi-uzerine-bir.html)

[28] “Çorum da Ermeniler”, Arkeoloji Dünyası, 9 Mart 2018… https://www.facebook.com/arkeolojidunyasiii/posts/%C3%A7orum-da-ermeniler%C3%A7orum-ili-merkezinde-20-y%C3%BCzy%C4%B1l-ba%C5%9Flar%C4%B1na-kadar-ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1-s%C3%B6ylen/2303499789676941/

[29] Çorum Şeriyye Sicilleri Katalogları, C.I-II, Çorum Belediyesi, Çorum, 2009… ÇŞSK, C.I, s.108, 119, 136, 150-151, 159, 169, 172, 180, 183, 206, 219, 227, 229, 231, 235, 237, 267, 324, 336, 346-7, 404, 418, 451, 452, 614.

[30] Vahram Dadrian, To the Desert, Pages From My Diary, Agop J. Hacikyan (tr.), Ara Sarafian (ed.), Gomidas Institute, Princeton and London, 2003, s.6.

[31] Korkmaz, Şerif, Çorum’un İdari, Sosyal ve Ekonomik Yapısı (Tanzimat - II. Meşrutiyet), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2003., s.175-176.

[32] Korkmaz, s.88.

[33] Kemal Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914) Demografik ve Sosyal Özellikleri, Çev.Bahar Tırnakçı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2003, s.210. Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi’nde yer alan 1914 resmi istatistiklerinden sonra Anadolu’daki nüfusu gösteren listelerde, Karpat’ın verdiği sayılar erkek ve kadın olarak ayrıntılı bir şekilde verilmektedir. Buna göre, Çorum’daki toplam 1231 Ermeni’nin 654’ü erkek ve 577’si kadındır. Sungurlu’daki 1863 Ermeni’nin 944’ü erkek, 919’u kadındır. Mecitözü’ndeki 318 Ermeni’nin 153’ü erkek, 165’i kadındır. İskilip’teki 43 Ermeni’nin de 39’u erkek, 4’ü kadındır. Mecitözü haricindeki yerlerdeki erkek nüfusun kadın nüfusa fazlalığı ailesi başka bir yerde olduğu hâlde buralara çalışmak için gelen Ermenilerin varlığını düşündürmektedir. Bk. Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914- 1918, C.I, Genelkurmay Başkanlığı, Ankara, 2005, s.647.

[34] ÇŞSK, C.I, s.377, 437, 491-2, 496, 507, 534, C.II, 591, 925, 953, 995, 976, 1011, 1023, 1035, 1040, 1046, 1070, 1086, 1090, 1106, 1144, 1161, 1174, 1177. Korkmaz’da bazı mahalle isimleri farklıdır. Bk. Korkmaz, s.85.

[35] Korkmaz, s.88.

[36] ÇŞSK, C.I, s. 279, 309, 340, 345, 347, 377, 386, 529, 543, C.II, 612, 614, 842-3, 872, 968, 992, 1004, 1023. Ayrıca bk. Korkmaz, s.292, 302, 370.

[37] ÇŞSK, C.II, s.843-844.

[38] Vital Cuinet, La Turquie d’Asie, Tome Premier, Paris, 1892, s.300. Keza 1907 yılına ait Ankara Salnamesi’nde ve bu çalışmada kendisinden bol bol bahsedeceğimiz V. Dadrian’ın hatıralarında şehirdeki Ermeni kilisesinden birkaç defa bahsedilmektedir. Dadrian, s.6-19.

[39] Korkmaz, s.176.

[40] Dadrian, s.6. Dadrian, babasının Çorum’da Hilal-i Ahmer’e, Donanma Cemiyeti’ne en çok bağışta bulunanlar arasında olduğunu yazmaktadır. Bk. Dadrian, s.10.

[41] Salname-i Vilayet-i Ankara, 1318, s.255; Salname-i Vilayet-i Ankara, 1325, s.290.

[42] Recep Çelik, “Osmanlı Bürokrasisinde Ermeniler”, Tarihte Türkler ve Ermeniler, C.VI, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014, s.187- 282.

[43] Cuinet, Vital, La Turquie d’Asie, Tome Premier, Paris, 1892, s.300.

[44] Dadrian, s.6. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Modernleşme Sürecinde Eğitim İstatistikleri’nde, Çorum’da, 1905 yılında Ermenilerin bir idadisinin bulunduğu iddia edilmektedir ki, yanlıştır. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Modernleşme Sürecinde Eğitim İstatistikleri, 1839- 1924, C.VI, Mehmet Alkan (Haz.), Devlet İstatistik Enstitüsü, Ankara, 2000, s.128.

[45] Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Modernleşme Sürecinde Eğitim İstatistikleri, s.76, 128-9.

[46] Dadrian, s.7-9.

[47] Dadrian, s.10-12.

[48] Dadrian, s.14-18.

[49] Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918, C.I, s.446, 453.

[50] Marzofan 1915, The Diaries of Bertha B. Morley, Hilmar Kaiser (ed.), Gomidas Institute, Ann Arbor, Michigan, 2000., s.57.

[51] Raymond Kevorkian, The Armenian Genocide, A Complete History, I.B.Tauris, London, New York, 2011, s.513.

[52] Osmanlı Belgelerinde Ermeniler(1915-1920), s.158-159, 495; Karaca, Taha Niyazi, Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2005., s.203-205.

[53] Ömer Turan, “Çorum’da Ermeniler ve Ermeni Tehciri”, Yeni Türkiye, No:60, 2014… https://studylibtr.com/doc/2058724/%C3%A7orum-da-ermeniler-ve-ermeni-tehciri

[54] “24 Nisan 1915 - 24 Nisan 2019 Soykırımın 104. Yılı, Ermeni Halkı İçin Istırap ve Acı Dolu Yüz Dört Yıl, Türk Devletinin İnkâr ve Yalan Dolu Yüz Dört Yılı”, Bolşevik Partizan, 9 Nisan 2019… https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=356140051690022&id=100018820904632

[55] “Vatandaşlık İade Edilsin”, Taraf, 5 Mart 2014, s.12.

[56] Namık Durukan, “HDP’den KCK’ya İlk Eleştiri”, Milliyet, 11 Ocak 2014, s.17.

[57] Abdullah Öcalan’ın 23 Şubat 2013’te BDP heyetine söylediği şu sözler gibi: “Kürtler kendilerine yer arıyorlar. Kürtlerin devletten dışlanmaları son yüzyıldır. Abdülhamit bile onlara yer verdi. Mustafa Kemal de başta yer verdi. Devreye giren İsrail lobisi, Ermeni ve Rumlar, ‘Kürtler ne kadar dışlanırsa o kadar başarılı oluruz’ diyorlar. Bu paralel devlettir. Bin yıllık bir gelenektir.” (İrfan Aktan, “Velev ki Ermeni, Yahudi, Rum Lobileri Var”, Radikal İki, 19 Ocak 2014, s.3.)

Çünkü Ermeni lobisi sözü, devlet söyleminin favori kavramıdır. Bahsi geçen ise esasen soykırım sonrası canını mucize kabilinden kurtarabilmiş Anadolu Ermenilerinin soykırımın tanınması yönünde mücadele veren aktivist kesimidir. Yoksa Diaspora Ermenilerini de yekpare bir bütün görmenin bir mantığı yok. Gelgelelim bu genelleme kolaycılığı, Cumhuriyet tarihi boyunca da Türk kimliğini gayrimüslim azınlık karşıtı bir temel üzerine inşa eden devlet geleneği açısından hep pek makbul oldu. Ve o genellemeler, tarih şahittir ki, en büyük kıyımların gerekçesine dönüştü. (Karin Karakaşlı, “Bugünün Tarihi”, Radikal İki, 26 Ocak 2014, s.2.)

[58] “Ahmet Türk, Êzîdî, Süryani ve Ermenilerden Özür Diledi”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2014, s.13.

[59] “Meclis’e Ermeni Soykırımı İçin Özür Teklifi”, Taraf, 26 Kasım 2014… http://www.taraf.com.tr/guncel/meclise-ermeni-soykirimi-icin-ozur-teklifi/

[60] ‘1896’nın 26 Ağustos’u idi... Galata’da güneş tarihinde ilk kez böyle doğacaktı...

26 Ağustos 1896 sabahı 26 devrimci, Galata’da bulunan Osmanlı Bankası’na bir baskın düzenlediler. Bankanın 150 çalışanını rehin aldılar ve Sultan Abdülhamit’e iletilmesi için şu bildiriyi yayınladılar: 

“-Şu anda İstanbul’da gerçekleştirilen katliamın hemen durdurulması;

-Bankaya silahlı saldırıya son verilmesi;

-Tarafınıza özel yazışmalarla bildirildiği gibi Ermeni reformlarının Ermeni Devrimci Federasyonu Merkez Komitesinin önerdiği tadilatla birlikte ifasına dair yazılı teminat verilmesi;

-Mevcut olaylardan dolayı tutuklanan bütün Ermeni devrimcilerinin serbest bırakılması;

Aksi hâlde, binayı içindeki herkesle birlikte havaya uçurmak zorunda kalacağız.

Ermeni Devrimci Federasyonu Merkez Komitesi Temsilcisi”

14 saat sonra Abdülhamit adına bir Paşa ve Fransız konsolosundan oluşan bir heyetle yapılan görüşme sonunda eylemlerine son verdiler.

Eyleme katılan 4 devrimci hayatını kaybederken beşi yaralıdır. Yaralı ve sağ devrimciler anlaşma gereğince sahilden bir vapura binip Fransa’ya giderler.

Tabi ki Abdülhamit anlaşmaya uymayacak, birinci maddede belirtildiği üzere İstanbul’da süren Ermenilere yönelik katliam devam edecektir. Daha önce Paris’te sözü verilmiş reformlar da yapılmayacaktır.

Baskını gerçekleştiren devrimciler 200 adet el yapımı bombanın yanı sıra baştan aşağı silahlıdırlar. Baskın sırasında dışarıdan müdahale edilmesi ihtimaline karşı Galata’nın üç noktasında da ekipler oluşturmuşlardır.

Osmanlı topraklarında hele hele İstanbul’da bu boyuttaki ilk şehir gerillası deneyimidir Osmanlı Bankası baskını. Kuşkusuz bir çok eksikliği de içinde barındıran bir deneyimdir.

Bu tarihte ‘Şehir Gerillasının El Kitabı’ yoktur; 70 yıl sonra basılacaktır çünkü. Latin Amerikalı şehir gerillacı devrimciler de henüz yeryüzünde yokturlar.

Yıllar sonra şehir gerillası olarak mücadele etmeye karar veren Küçük Asyalı (Türkiyeli) bazı sosyalistler ise Ermenileri görmedikleri için bu deneyimleri de bilmeyeceklerdir. Onlara ilham kaynağı olması için Tupac Amaru gibi örgütlerin deneyimleri, Carlos Marighella’nın kitapları, Vietnamlı Ho-Chi-Minh’in savaş taktikleri gerekecektir.

[61] Işık Kansu, “Ahmet Telli: Tarlakuşlarının Sesleri Bozkırda”, Cumhuriyet, 30 Aralık 2018, s.12.

 

22.06.2019 (Temel Demirer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR