Eğitim ve Yeni Müfredat

Eğitim ve Yeni Müfredat

Eğitim ve Yeni Müfredat

Ege ve çevresini herkes bilir ki tarihin her döneminde sık sık depremlerin yaşandığı bir bölge olagelmiştir. Antik Yunanlılar, deprem olmasın diye Deprem ve Denizler Tanrısı Poseidon’a dualar eder, yakarır, kurbanlar keserlermiş. Miletli bilgin Thales tüm bunları düşünür: “Tanrılar ve tanrıçalar bizim baba ve analarımız. Analar ve babalar çocuklarını öldürür mü? Deprem oluşmasının başka bir nedeni olmalı!...” 

Bu düşünce kafasını uzun süre kurcalar ve depremlerin oluşumu ile ilgili akla dayalı bir varsayım (hipotez) ortaya atar ve varsayımını tartışmaya açar. Bu şekilde doğal olayların doğaüstü güçlere başvurmaksızın açıklanabileceği anlaşılır. Thales’in varsayımı tartışılmaya başlandıktan sonra deney ya da gözlemlerle sınanarak binlerce varsayım türetilir ve sonunda günümüzün modern deprem kuramı oluşur.  

Buna rağmen ülkemizde bu yaz Bodrum ve çevresinde yaşanan depremleri, kadınların mini etek ve bikini giymeleri nedeniyle Allah’ın bir cezası olarak gördüler.  Geçmişte oy için yobazların sırtını sıvazlayan politikacılar, böyle densizler için meczup diyerek milletin gazını alıp hallettiler olayı bir çırpıda.

Aslında şimdi de meczup deyip geçiştirmek istedik ama bir de baktık ki  Eğitim Bakanlığı, hazırladığı yeni müfredatta ‘Allah’ın cezası’ diyenlerin görüşlerini işlemiş. Görünen o ki bu müfredat ile ülkemiz Thales öncesine, yani 2600 yıl geriye götürülmek isteniyoruz!...

Üniversiteler dahil, okullar medreseleştirilmeye başlanınca, Osmanlı’da çağdaş okullaşmanın başlangıcını esas alarak “1773 öncesine mi gidiyoruz?” diye düşünmeye başlamışken bir de ne görelim? Daha, daha geriye Thales öncesine gidiyoruz gibi…

Eğitim Bakanı ise kendisine sorulan sorulara yanıt verirken yeni müfredatın “çağdaş” olduğunu söylemiş. Sizce? 

Günümüzde TRT dahil bazı kanallarda sık sık karşımıza çıkan fesli, cübbeli, sarıklı, türbanlı. ya da tersine çok şık giyimli/ çağdaş görünümlü tarikat/ cemaat sözcülerini dinleyince, İmam Gazali’yi dinliyor gibi oluyor insan. Zira, İslam dünyasının bugünkü duruma gelmesinde özellikle İmam Gazali’nin büyük rolü vardır. Gazali “Platon ve Aristo gibi onların yandaşları olan Farabi, İbni Sina, El Razi vd. kafirdir. Neden- sonuç ilişkisi yoktur. Tüm olaylar/ olgular Allah’ın takdiridir” diyerek, bugün Bilim Tarihi’nde İslam’ın yüz akı olarak yer alan bilim adamlarına karşı halkı kışkırtmış ve o zamana kadar kuramlaşmış tüm fizik yasalarını yok saymıştır. Aziz Augustine gibi akla savaş açmıştır. Matematik yanında, satranç gibi zeka oyunlarını da “aklı güçlendirdikleri için” haram ilan etmiş. Eleştirel özgür düşünceye karşı çıkmış ve bu amaçla “Felsefenin Tutarsızlığı” kitabını yazmıştır. Keskin zekası, etkileyici konuşma yeteneği ve güçlü kalemiyle cahil halkı yanına almış, daha da cahilleşmelerine hizmet etmeye devam etmektedir. Bugün de söylemleri en net haliyle gündemde. Yeni müfredatla da gelecek nesilleri de bu yönde yetiştirmek istedikleri görünmekte.

Yeni müfredatta;

1- 5. sınıf Sosyal Bilgiler kitabından, “Atatürkçülüğü ve Atatürk İnkılaplarını Öğreniyorum” ve “Atatürk İlke ve İnkılapları” bölümleri çıkarıldı. “Atatürkçülük” sosyal bilimler derslerinin müfredatından tamamen çıkarıldı. Atatürk’ün işlenişinin kapsamı olabildiğince daraltıldı.
2- Lise son sınıf Biyoloji dersinin müfredatında yer alan “Hayatın başlangıcı evrim” ünitesi tamamen eğitim programından çıkarıldı. 
3- 5. sınıf Türkçe kitabında Ömer Halisdemir ile Hasan Tahsin arasındaki benzerlikler soruldu ve öğrencilere “Darbe, sinsi, zalim, şehadet” gibi sözcükleri cümle içerisinde kullanmaları isteniyor.
4- İmam Hatip kitabında “ Laiklikte de sekülerizmde de siyasi ve toplumsal hayat düzenlenirken Allah’ı, vahyi, kutsalı dikkate almamak esastır” denilerek, laiklik ve sekülerizmin “dinden uzaklaşma sonucu doğduğu” savunulmuştur.
5- 'Hz. Muhammed’in Hayatı' ders kitabında “İslam erkeğin üstlendiği mesuliyetlere karşılık kadının da kocasına itaat etmesini istemiş ve bu itaati ibadet saymıştır” denilerek, kadınların erkeğin sözünden çıkmaması gerekliliği üzerine basılarak söylenmiştir.

Açıkçası sadece kısa başlıklar halinde verdiğim şeyler bile nereye gidiyor olduğumuzu az çok söylüyor bizlere. Oysa dünya yepyeni bir bilinç ve bilgi düzeyine doğru evrimsel bir süreç içerisinde ilerlemekte… Bilgi toplumu olmanın yolu ise, bilgiyi sistemi oluşturan öğeler arasında eşit dağıtmaktan geçiyor.  Bizim ise ülke olarak ayakta kalabilmek adına daha çok bilgiye ihtiyacımız var. Yoksa bırakın evreni dünyadan da sağ çıkamayacağız. 

Görünen o ki böylesi bir eğitim müfredatı ile bırakın gerçek bilime ulaşmayı, ayakta kalmamız bile güçleşecektir. Yorumu sizlere bırakıyorum ve size çoktan seçmeli küçük bir soru: 

2017 Türkiye’sinde eğitim ne için yapılacak? 

A) Üretim için
B) Bilim için
C) Sanat için
D) İman için 
E) Spor için

Doğru seçenek sırıtıyor sanırım…

18.09.2017 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR