ÇAĞRIŞIMLARI ÇEKE ÇEKE BİR AŞK DOĞUYOR! DURU, DUPDURU!

ÇAĞRIŞIMLARI ÇEKE ÇEKE BİR AŞK DOĞUYOR! DURU, DUPDURU!

Doktordayız.

Anne muayene masasına sırt üstü yatırıldı. Karnı, vücuduna göre kocaman bir tepe.

Geleceğe hazırlık için hayli büyümüş memeler, iki yana devrilip kucak açıyor.

Anne, baba için yabancı değil bu muayene. Beni doğuma iki buçuk ay kala götürdüler yanlarında.

Hasta masasının ayakucuna yerleştirilmiş o küçük ultrason ekranında ilk torunumu göreceğim.

……….

Öğretmen okulundayken biyoloji laboratuarında kavanoz içinde insan embriyonu,  fetüsü  görmüştüm.  Bir daha foto ve daha sonra videolar dışında görmemiştim. Sıra ekranda  görmekte.

Hem de canımın canının karnında yatan  canı göreceğim.

Ellerim, bacaklarım titriyor. Yüreğimde önü alınmaz bir çarpıntı.

Gözlerim doluyor. Asılıp asılıp zorla geri çekiyorum yağmur bulutlarını. Ya kızım, bebek olumsuz etkilenirse… Bir de doktor var.

……….

Biz, çocuğumuzun cinsiyetini doğumdan önce bilmez, büyük merakla doğumu beklerdik. Şimdi ilk aylarda bilinir oldu.

Biz, karnımızdaki ilk kıpırtının, giderek artan devinimlerinin, atılan tekmelerin keyfini bilirdik.

Biz, gebeliğin, doğumun heyecanını, sancılarımızı, yavrumuzu ilk kez bağrımıza bastığımızda arşa tırmanan o mutluluğu bilirdik.

……….

Bir kadın için ne harikulade bir eylemdir doğurmak.

Var ederken yeniden var oluşun, üretirken üremenin doruklarına doğru, giderek şiddeti artan, sıklaşan o tatlı kramplarla tırmanmak, tırmanmak, tırmanmak…

Kadın bedeninin inanılmaz gücünü duyumsamak…

Kadının evrene en yakın olduğu belki de evrenle vuslata erdiği o doruğa ulaşmak…

Birkaç makas kırt kırtı… Kramplar aniden kesilir. Sonra daha sert bir makas sesi. Canın, candan kopuşu… İçinde aylarca taşıdığın candan  ayrılmanın burukluğu ve onu öteleyen, bastırıp geçen sevinç.

Kesi yerlerinin sızısıyla birlikte ömründe hiç duyumsamadığın bir gevşeme, rahatlık… Saatlerce kasılan senin vücudun değildir artık. Bu hoş, ani ve ne görkemli  bir  yabancılaşma…

Bacak arandan aniden akıveren medüz kayganlığı, yumuşaklığı, doktorun ellerinden hemşirenin ellerine adeta atlayan, simsiyah saçlı minyatür bir insan kızı, insan oğlu.

Sırtına yediği, mekan değişiminin zorunlu, sevimli o ilk dayak ve bozulmuş rahata isyanın ilk çığlıkları… Anneyi yalnızca bir kez sevindiren, endişeleri dağıtan o ilk ağlayış.

Bebeğin isyan solosuna, şakır şukur su sesleri eşlik eder hemen.

-Çok güzel bir kızın (Ya da oğlun) oldu!

-Sağlam mı doktorcuğum? Her yeri sağlam mı? Elleri, ayakları, gözleri, parmakları, her şeyi sağlam mı?

-Aslan gibi! (Ya da fıstık gibi)

-Ohhh! Harika! Siz de harikasınız doktor. Teşekkür ederim. Sonsuz teşekkürler…

Uyudun uyuyacaksın. Aşağıda iğne iplik giriş çıkışları. Ama uyku bastırır bir yandan. Uykunun sağaltıcı, buyurgan çağrısına daha buyurgan hatta zorbaca bir direnç.

-Lütfen onu bana verin hemen! Hemen!

-Odana çıkaracağız, orada kucağına vereceğiz.

-Olmaz! Şimdi, hemen! Biz birlikte çıkarız!

-Peki, peki  birlikte çıkartın. Çok inatçı bu anne.

Doktor, “Hiç bağırmadan doğum yapan kadına da ilk kez rastlıyorum.” demişti. “Sizin ‘Ikın, ıkın’ buyruklarınıza uyuyorum, bedenimi, ruhumu, dinliyorum izliyorum. Bağırmam mı gerekiyor?” demiştim ben de.

Kucak, göğüs, koku  sefası. İşte senden, kendi bedeninden, canından kopup gelen, o ufacık, o muhteşem can parçası, canının ta kendisi.

O olağanüstü masumiyet…

O her hücreni kavuran aşk…

O sen evrenle tümleşene değin hiç sönmeyecek aşk ateşi. Yalım yalım…

Var ederken var olmak…

DOĞUM, DOĞURMAK!

…………

Biz yetişemedik. Yıllardır su içinde doğum yaptırılıyor. Suyun şefkatiyle, okşayışlarıyla, dinginleştirici gücüyle kadının olağanüstü üretiminin keyfini çıkaramadık.

Mevsim yaz ise denizde, kış ise ılık bir havuzda acının, mutluluğun, sevincin, aşkın doruklarına inip çıkmak ne güzel olurdu.

Şimdilerde doğanın kadına sunduğu o bulunmaz armağandan bir kaçıştır başladı. Sezaryen denilen kesilip biçilmeye teslimiyet aldı başını gidiyor.

Anne ya da bebek için tehlike varsa elbette kesilip biçilmeli. Ama zorunluluk yoksa esneyip derlenip toparlanmayı hiç öğrenmeyecek rahmin, yağ deposu olmak istemeyen karın kaslarının çığlıklarına kulak verilse ne iyi olur bence.

Doğum da doğurmak da meta artık.  Kadın hep meta zaten. Kâr… Kolaylık, acısızlık adı altında kâr bütün mesele.

Gereksiz sezaryen deyince içim başka türlü acıyor, kaslarım yine kasılıyor. Bu kez, umarsızlığın acısıdır, kasılmasıdır yaşlı rahmimde duyduğum.

……….

Karna jel sürüldü. Ekrana bağlı ultrason çubuğu, o tepeciğin her noktasında kâh duraklayıp hareket ederek geziniyor. 

Ahhh! İşte orada! Ekranda!

Bütün insanlar gibi ömrünce, istem dışı hep özleyeceği, o rahatı, huzuru, dinginliği arayacağı, en ılık, en güzel, en sakin denizde.

Yüzü  bize dönük.  Gözler kapalı. O yüz, gözleri kapalı bir dolunay. Tombiş yanaklar, nokta burun, en miniğinden etli bir gonca ağız.

Dizlerini karnına çekmiş. Tam cenin durumu. Kolunun birini çaprazdaki  omza doğru uzatmış. Diğer  eli  çenesinde. İşaret parmağı ağza değmiş gibi sanki.

Doktor konuşuyor. Kulaklarımda yalnızca uğultu. Bütün bedenim, bin kollu nehir, akıyor, ona doğru akıyor. Sıcak su kaynakları fışkırıyor. Büyüklü küçüklü çağlayanlar, çağlıyor, çağlıyor, çağlıyor…

Doktor, anne, baba konuşuyor. Anlaşılmaz sesler…

Kollarımı uzatıp kapmak, bağrıma basmak, koklamak istiyorum. Koklamak, koklamak…

Hani o gözleri kör, kulakları sağır eden aşk bu mu?

………..

Canımın canı Duru, on dört yıl önce, ilk torunum olarak 7 Mayıs’ta o güzel denizinden çıktı geldi.

Yaşadığımız  mekânlar  iç  içe  geçse de, ayrılsa da, çok çok uzaklaşsa da bu aşk hiç sönmedi.

Bu aşk, başka bir aşk mı?

Yoksa bunca örselenmeye, darbeye karşın yaşama tutunmanın bencilce, gizli bir yolu mu? Bilmiyorum.

Aşk, aşktır. Evren nice aşk sunmuş bizlere. “Kimde, nerede, ne de  bulursan bul, yaşa aşkı. Yeter ki yaşa!” diyor.

Nehirler taşsın, sıcak sular fışkırsın, çağlayanlar korkusuzca yükseklerden atlasın yüreğinde. Kör ol, sağır ol, dilin tutulsun hatta. Yeter ki o duyguları yaşa!

Nice sağlıklı, mutlu, başarılı, güzel, çok yılların olsun canımın canı yavrum!

Bütün çocuklarla birlikte…

06.05.2017

Vildan Sevil

 

06.05.2017 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR