BU YAZIMIZ 11 TEMMUZ  İNTERNETTE 2010'DA YAYINLANDI

BU YAZIMIZ 11 TEMMUZ İNTERNETTE 2010'DA YAYINLANDI

ÖZKÖK VE BÜYÜKANIT YARGILANMADAN VİCDANLARDAKİ İSYANI SUSTURAMAZSINIZ!

 

Akıllarda, vicdanlarda hep aynı soru var...

Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt neden yargılanmıyor?

Sözde "darbe girişimleri," bu generallerin ordunun başında olduğu yıllarda yapıldığı iddia ediliyor madem, neden bu komutanlar yargılanmıyor ve kendilerinden hesap sorulmuyor?

 

Türk Silahlı Kuvvetlerinin başında olacaksınız, size Genelkurmay Başkanı makamı ve payesi verilecek ve siz Türkiye'yi yerinden oynatan bir iddia ve yargılama sürecinde, sıradan bir insan gibi olayların uzağında tutulacaksınız!

Bunu hangi vicdan kabul eder!?

  

Çeyrek asır bu devlette müfettişlik/başmüfettişlik/teftiş kurulu başkanlığı yaptık.

Onlarca önemli inceleme ve soruşturmaya imza attık.

İncelediğimiz ve soruşturduğumuz olaylarda, olayın failleri yanında, her zaman faillerin başında bulunan sorumlu yöneticiden de hesap sorduk ve gerekeni mevzuat, yasalar doğrultusunda yaptık... Doğru olan da buydu zaten!

 

"Öğretmen nasılsa sınıf öyledir."

Bütün bu sözde darbe teşebbüsüne yönelik büyük büyük işleri alt kademelerdeki subay ve astsubaylar, kimsenin, daha doğrusu üstlerinin haberleri olmadan ellerini kollarını sallayarak mı yaptı?

 

Üstlerin haberi olmadan, astlar, hükümeti devirmek, AKP iktidarına ve Fethullah cemaatinin varlığına son vermek gibi bir büyük olayı(!) nasıl kendi başlarına gizli gizli yürütmüşler (!)?

 

Böyle bir eylemin varlığını dahi bilmeyen, denetlemeyen üst kademe subayları, komutanlar, genelkurmay başkanları, şanlı ordumuzun o yüce makamlarında nasıl oturmuşlar ve nasıl yıllarca ( sözde darbe girişiminden (!)) habersiz kalmak gibi bir gafletin içine düşmüşler?

 

Ne diyor CHP Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu?

Birlikte okuyalım:

 

"Emekli paşaların darbe yaptığı dünyanın neresinde görülmüş?

Siz gerçekten birisini mi yargılayacaksınız, 27 Nisan'da bildiriyi Genelkurmay'ın sitesine koyan Genelkurmay Başkanı'na bir soru sordunuz mu? Sormadınız. Ama o bildiri kondu diye mağdur edebiyatı yapıp seçime gittiniz. Sonra ne yaptınız, ayni komutanın altına zırhlı araç aldınız. Ve dönüp bize diyorlar ki, 'askeri vesayet var.' Bu anlayışı şiddetle reddediyoruz."

 

Çıkın sokağa tarafsız bir gözle sokaktaki insanlara sorun bu soruyu...

Halkın nasıl büyük çoğunlukla tepkili ve kızgın olduğunu göreceksiniz!

 

"Muamma" hâlâ devam ediyor...

 

Başbakan Tayip Erdoğan ve zamanın Genelkurmay Başkanı 27 Nisan bildiricisi General Yaşar Büyükanıt; Dolmabahçe'de iki saat süreyle ne konuştular...

Başbakan konuyu soranlara dedi ki; "o konu benimle mezara gidecek" ve devam etti. Bir nevi gözdağı verir gibi; "Büyükanıt konuşursa ben de her şeyi (konuşulanları) açıklarım" diye ekledi...

 

Başbakan'ın mezara gidişi bizi enterese etmez. O Yüce Allah'ın takdiri.

Ancak, mezara kadar götürmek istediğiniz bilgileri oraya götürme serbestiniz olamaz. Çünkü o bilgiler halkı ve Türk milletini ilgilendiriyor...

 

Mezara götürecek denli çok çok(!)önemli olan o bilgiler ne ola ki acaba?

Bu soru yanıtlanmadığı sürece; biz Başbakan'ın ve Büyükanıt'ın mezarlarında bile rahat uyuyabileceklerini düşünmüyoruz!

 

Vatan Gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, bildiğimiz kadarıyla 2 ay gibi bir süre "Konuş Büyükanıt!" diye köşesinden her gün çağrı yaptı. Ama 27 Nisan bildiricisi paşadan tek ses çıkmadı! 

Neden susuyorsunuz? Niçin konuşamıyorsunuz?

İki yıl süreyle başında bulunduğunuz şanlı Türk ordusunun, bugün düştüğü hallerden vicdanen kendinizi bir nebze olsun suçlamıyor musunuz?

 

Çıktınız ortaya, malum 27 Nisan bildirisini ben kaleme aldım diye esip gürlediniz! Peki şimdi neden ortaya çıkıp yönettiğim ordunun sorumluluğu bana aitti, ben hesap vereceğim diye esip gürlemiyor da; onlarca koruma ordusuyla tatil yörelerinde gönül huzuru içerisinde tatil yapıp keyfinize bakıyorsunuz!

 

Dış ülkelerde en küçük hatası olan üst yöneticiler, bakanlar, hatta başbakanlar bile derhal istifa ediyorlar. Japonya'da kente iki gün süreyle su veremeyen su işleri müdürü, vicdanen kendini suçlu buluyor ve intihar ediyor.

Sizlere intihar edin demiyoruz, diyemeyiz de zaten!

Fakat neden Özkök ve Büyükanıt olarak, "sessizliğin derinliğinde kaybolarak kendinizi olaylardan soyutluyorsunuz?"

 

Yargı bizi çağırmıyor ve suçlamıyor ki diye kendinizi savunabilirsiniz!

Yargının çağırmaması sizleri vicdanen aklamaz ki!

Ne deniyor? Türkiye'de yargı artık siyasallaştı. Siyasetin güdümüne girdi....

 

Sanayi Bakanı Nihat Ergün Temmuz 2010 ayında Zonguldak Valisi Erdal Ata'yı ziyareti sırasında ne diyordu?

"Yargıdaki sorunlar Türkiye'nin prangasıdır."

 

Bitti!...

 

Bu söz her şeyi açıkça ortaya koymuyor mu?  Başka söze gerek kaldı mı? Konuyu asil Türk milleti önünde sağduyulu vicdanlara ve halkımın takdirine sunuyoruz!... 11 Temmuz 2010

 

*** 

Değerli okurlar...

Yukarıda okuduğunuz yazımız, 11 Temmuz 2010 tarihinde aynı başlıkla internette yayınlandı.

Bugün gelinen noktaya baktığımızda, o tarihlerde yazdıklarımızın ne denli yerinde olduğunu acizane belirtmemiz gerekiyor...

 

"Kasaptaki ete soğan doğramam" diyerek işin dışında kalmış olmanın kabul edilemez bir durum, haksızlık ve adaletsizlik olduğu bugün daha iyi ve açık olarak görülmüyor mu?

 

Hilmi Özkök' ün ve Aytaç Yalman'ın ve tabi ki bazı üst komutanların vicdanları bu gün ne denli rahat ya rahatsız(!) doğrusu merak ediyoruz...

 

15.08.2016 (Burhan Özbey)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR