Bir Mendil Niye Kanar

Fevzi Günenç

Bir Mendil Niye Kanar

Mendilin ne çok alış verişi vardır bizimle. Eskiden kocaman “yağlık”lar taşırdı dedelerimiz. O yağlık sadece alında, boyunca biriken terleri silmek için değildi. Akşamları eve gelirken içi meyvelerle, sebzelerle doldurulup çıkınlanarak “avrada yüz ağatmak için” de kullanılırdı.Yaaa, yağlıktı eskiden adı mendilin. Ter, vücuttaki yağlarla birlikte derilerimizin gözeneklerinden taşan tuzlu sudur ya.Bir türkü, dilinize dolanır kimi zaman: “Mendilimde gül oya/Sevmedim doya doya…” Genç kızlar, göz koyduğu delikanlılara “Sende gönlüm var” anlamında kullanmak amacıyla, avuçlarına sığacak kadar küçük mendilleri bırakırlardı, savuşup giderken, hemen ayaklarının ucuna. Siz o delikanlı olun da peşini bırakın adamsanız bakalım o ahu dilberin. “Bir mendil niye kadar?” diye sorar o güzelim şiirinde biz yeni yetme şairlerin ağabeyi Edip Cansever.  “(…) Boynu bükük duruyorsam eğer /İçimden öyle geldiği için değil/ Ama hiç değil/ Ah güzel Ahmet abim benim …

İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer /Suyunda yüzen balığa/Toprağını iten çiçeğe/Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine 

Konya’nın beyaz 

Antebin kırmızı düzlüğüne benzer 

Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir (… )Anısı işsizliktir/Acısı bilincidir

Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan

Gülemiyorsun ya, gülmek

Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.

 

Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden/Dirseğin iskemleye dayalı/-Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben- /Cıgara paketinde yazılar resimler

Resimler: cezaevleri/Resimler: özlem/Resimler: eskidenberi

Ve bir kaşın yukarı kalkık/Sevmen acele/Dostluğun çabuk/Bakıyorum da simdi/O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi/Biz eskiden seninle/İstasyonları dolaşırdık bir bir/ O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar/Nazilli kokardı/Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası/Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında/Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

Kadının ütülü patiskalardan bir teni/Upuzun boynu/Kirpikleri/Ve sana Ahmet Abi/uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki/Sofranı kurardı/Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı

Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi/Çocuklar doğururdu

Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek/O çocuklar büyüyecek/O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi/Umudu dürt/Umutsuzluğu yatıştır

Diyeceğim şu ki/Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi/Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse

Çocuklar, kadınlar, erkekler/Trenler tıklım tıklım/Trenler cepheye giden trenler gibi

İşçiler/Almanya yolcusu işçiler/Kadınlar/Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi/Ellerinde bavullar/fileler/Kolonyalar, su şişeleri, paketler/Onlar ki, hepsi/Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak/Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile/Gelse de/Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün/O kadar çabuk/O kadar kısa/İşte o kadar.

 

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.

***

Söyleyeceğini, söylemek istediklerimizi söylemiş işte şair. Buna daha ne eklenir?

25.08.2016 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR