BİR KÜRDÜN ASKERLİK ANILARI

BİR KÜRDÜN ASKERLİK ANILARI

Şırnak sokaklarında Şırnak'ı arıyorum.

Sanki yabancı bir diyardayım; iki yıl önceki sokağa çıkma yasağında topa tutulan şehri tanıyamıyorum. Çehresi paramparça...

Hafızamda eski Şırnak; içimde bir sızı, bir şaşkınlık...

Üstümde kararsız bir çift göz...

Biliyorum beni hatırlayacak, birkaç saniyelik bir zihin fırtınasından sonra kararsızlığın silinmesi...

Ve o kahverengi gözlerde yanan sıcak bir ışık.

Kollar birkaç metre uzaktan genişçe iki yana açılıyor. Evet, beni tanıdı. Karşılıklı tebessüm ediyoruz.

Yüzünde ürperen çocuksu bir sevinçle gelip beni kucaklıyor,

Sesi cıvıl cıvıl; gülünce yüzündeki kırışıklıklar daha da derinleşiyor.

Milletvekili adaylığımda benimle köy köy dolaşmış. O günlerin üzerinden 27 yıl geçmiş, onu hatırlamaya çalışıyorum, ama nafile...

Bunu belli etmiyorum, yoksa üzülecek.

Cezaevinden yeni çıkmış, bir mitingde zafer işareti verdiği için hapse atılmış!

Seçimde birlikte yaptığımız çalışmalardan söz ediyor. Beni bana anlatıyor, onu mutlulukla dinliyorum.

1974'de Kars Sarıkamış' ta askerlik yapmış.

"Kışları çok soğuktu, donuyorduk," diyor.

Dünmüş gibi askerlik anılarını anlatıyor.

Ahmet Ünver adında bir alay komutanları varmış. Kürt askerlere, "'Kıro ve mağara," diyormuş.

Her gördüğü Kürt askere, "Numaran kaç?" diye soruyormuş. Bununla onların memleketteki mağara numarasını kastediyormuş! 

Nişangâhta hedefi vurduklarında, "Nişan almayı jandarmaları öldürerek öğrenmişsiniz," diyerek, onları tekme tokat dövüyormuş.

Hedefi ıskaladıklarında ise, "Mağarasınız, ne bileceksiniz nişan almayı!" diye aşağılıyormuş.

Günde on iki saat elde tüfek, heykel gibi kıpırdamadan nöbet tutuyorlarmış.

"Bize o kadar çok mağara ve kıro, dendi ki, birkaç ay sonra adımızı unutur hale geldik. Biri orta yere kıro veya mağara, diye bir şey söylese, bizi çağırıyor diye elimizde olmadan dönüp o tarafa bakardık.

Kürtçe konuşmamız yasaktı, Türkçe' yi ise doğru dürüst bilmiyorduk. Kendi sesimize yabancılaşmıştık.

Mardin' li iki Hıristiyan asker vardı, birinin adı Yusuf, diğerinin Hasan' dı.

Alay komutanı, Yusuf' la Hasan'ın kulaklarını çekmekten büyük bir zevk alıyordu. Zavallı gençler kulakları çekildiğinde acıdan kıvranır, iki büklüm olurlardı.

1974'de Kıbrıs savaşı çıkınca, alay komutanı bir anda melekleşti.

O adam gitti, yerine baba bir adam geldi.

Bir sabah bölüğü topladı, yüzünde bonkör bir tebessümle, 'Arkadaşlar,' dedi.

'Kıro mıro yok, mağara yok; hepimiz kardeşiz. Bu vatanı birlikte kurtardık, Yunan'ı birlikte denize döktük, Çanakkale Savaşı' nda İngilizleri, Antep ve Urfa'da Fransız ve İtalyanları birlikte tepeledik.

Ermenileri birlikte bu mübarek topraklardan defettik.  

Ayrımız gayrımız yok, hepimiz biriz, kardeşiz!

Kahraman askerler, biliyorsunuz düşman yavru vatan Kıbrıs'ı işgal etti. Gün, vatanı kanımızın son damlasına kadar savunma günü, kardeşlik günüdür.  

Kahraman askerler, size güveniyorum.

Şimdi size, Kıbrıs' a kutsal görevle gidecek yiğitleri okuyacağım."

Alay komutanı sözlerini bitirdikten sonra, elindeki listeden Kıbrıs'a gidecek askerlerin isimlerini okudu.

Onun ağzından isimlerimizi duymak bizi heyecanlandırmıştı, hatta adam yerine konulduğumuz için sevinmiştik!

Kıbrıs için seçtiği askerlerin neredeyse hepsi Kürt' tü.

Biz Kıbrıs'a giderken, Yusuf'la Hasan hüzünle arkamızdan bakıyorlardı.

Alay komutanı, 'Bunlar Hıristiyan' dır, düşmanla işbirliği yaparlar,' deyip, onları Kıbrıs'a yollamadı.

Kıbrıs' taki komutan, 'Bunlar sadıktır, ihanet etmezler,' diyerek, kendi korumalarını Kürt askerlerden seçti.

Kıbrıs Savaşı' nda ölen askerlerin çoğu, Alay Komutanı Ahmet Ünver'in, Kıro ve Mağara, dediği askerlerdi.

 

 

1.04.2018 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR