Bir Konuğum Var

Bir Konuğum Var

Merhaba değerli okurlar!

Bugün elli yıldır tanıdığım, güvendiğim bir sınıf arkadaşımı yazısıyla köşeme konuk etmek istiyorum.

Lütfen “Yazı uzun” diyerek okumaktan vazgeçmeyin. Arkadaşım, dostum Erdal Elgin yaşam ve bilgi birikimini yoğurarak epeyce eskilerden bugüne nasıl geldiğimizi anlatıyor. Bir anlamda tarihsel mirasın bizleri nasıl biçimlendirdiğine ışık tutuyor.

Eh böyle bir konu elbette daha kısa anlatılamazdı.

“Nerede istersen orada paylaş” iznini aldıktan sonra gazetemizin okurlarını mahrum edemezdim.

Aldı sazı Erdal Elgin, bakalım ne söyledi:

MAHŞERE DOĞRU

 

Güneşin balçıkla sıvandığı, suların bulandırıldığı, dahası tersine akıtılmak istendiği bir çağı yaşıyoruz. Hayatımızı, çoluk çocuğumuzun geleceğini derinden etkileyecek karmaşık süreçlerden geçiyoruz. İnanılmaz bir kavram kargaşası içinde insanların bilinci bulandırılmak, toplumların belleği şaşırtılmak isteniyor. Bu noktada en etkili yöntem, "ad değiştirme" yöntemidir. Olguların adlarını değiştirmek, eski hamama yeni ad koymak, bugün de en yaygın şaşırtma taktiklerinden biri. Bilimi ve kahve falını yan yana getirmek, post modernizmin üstün becerisi ne de olsa.

Geçmişten bugüne bu ad değiştirme yönteminin örneklerini kısaca bir kez daha anımsayalım: ABD emperyalizminin dünya haritasını yeniden biçimlendirmek için kanlı postallarıyla 11 Eylül'den itibaren yeni bir ivme kazanan pervasız bir yürüyüş başlatması, insanlığın çağlar boyu kazanılmış haklarını, en temel insanlık hukukunu çiğnemesi, nicedir "küreselleşme" diye anılmaktadır. Bu olguya karşı çıkmamak, bunu bir 'veri' olarak alıp "tarihsel bir kader", "kaçınılmaz sonuç olarak kabullenmek, sonra da ABD'ye mi, AB'ye mi, Rusya'ya mı yamanacağımızın hesaplarını yapmak ve "üçünü de idare ederiz" eyyamcılığı ile "rüzgâr gülü" siyasetini benimsemek, gelişen dünyanın dışında kalmamaya yönelik "reel politik" diye adlandırılmaktadır.

Anımsamaya devam edelim: Irak halkının Amerikan işgaline karşı koyan, bu uğurda canlarını hiçe sayan yurtsever, kahraman oğulları ve kızları "terörist" olarak adlandırılınca, Irak'taki işgal makamları ve onlarla işbirliği yapan "günümüz mandacıları" "Koalisyon hükûmeti" diye anılmıştı. Yugoslavya'da Boşnaklara ve Müslüman Arnavutlara karşı girişilen toplu imha hareketi de "soykırım" sözcüğü ile değil, "etnik arındırma" gibi zarif (!) bir sıfat tamlamasıyla dile getirilmişti. Uygar Batı'nın ırkçı, şoven, militarist unsurları, Müslüman halkları nasıl gördüklerini söylemek istemeseler de gerçek düşünce ve niyetleri, özenle seçtikleri politik terimlere bile yansıyor ister istemez. Belleklerini hepten yitirmemiş olanlar, bu puslu dünyada bile olup biteni seçebilmektedir. Hani, ne demiş ozan: Kör de bilir Avanos'un yolunu / Testi kırık, bardağından bellidir ///

Emperyalizm, Orta Doğu'nun yeniden dizayn edilmesi konusunda en etkili adımını, Türkiye'yi federe bir sisteme sürüklemek üzere atmaya hazırlanmakta, bunun için de "Anayasa referandumu" nu binek taşı olarak kullanmaktadır. Bir hükûmet düşünün ki kendisi iki seçenekli (EVET / HAYIR) bir referandum kararı alacak, sonra da bu iki seçenekten birini ilahi (!) bir müjde katına çıkarırken diğerini lanet ve ihanet ile yaftalayacak! Fakat bu durum bizleri hiç şaşırtmıyor. Biz, onların ağa babaları olan Emevilerin tam 70 yıl boyunca her cuma hutbesinde, İslam dünyasının bütün camilerinde Ehl-i Beyt'e lanet okuttuklarını, cahil ve çaresiz kitlelere bunu dinin bir gereği olarak dayattıklarını çok iyi biliyoruz. (Bunu inkâr edebilen tek bir İslam tarihi yazarına rastlamadım.)

Bugün de iktidarlarının göçüp gitmekte olduğunu gören haramzâdeler, aynı lanetli oyunu "Tek millet, tek vatan, tek bayrak" sloganı ile sürdürmek istemektedirler. Daha dün, "Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan bir anlayışın temsilcileri" olmakla övünenler, bugün böyle bir sloganın ardına gizlenerek kitleleri aldatabileceklerini düşünmektedirler.

Ne var ki İslam dünyası, Emeviler döneminin karanlık dünyası değildir artık. Tarih yürümekte ve bu yürüyüş içinde ortaya çıkan olaylar, gelişmeler, emperyalizmin mazlum milletler için kurduğu tuzakları boşa çıkarmaktadır. Bu anlamda "Tarih yürüyor" sözü, bir kez daha "Gerçek yürüyor" sözüyle örtüşmektedir.

Uygarlığın, hukukun ve ahlakın beşiği olan; insanlığın en güzel, en nitelikli, en soylu değerlerini bağrında besleyip üreterek en görkemli atılımların yurdu olan Anadolu / Mezopotamya topraklarındaki büyük uyanış, Orta Doğu'da yeni bir çağın öncüsü olabilme imkânlarını da gösteriyor bizlere.

Bu güzelim topraklarda yıllardır mazlum (!) kılığına bürünmüş hain eller tarafından körüklenen yapay bir çatışma; laik - İslamcı çatışması, tarihin bu yürüyüşü içinde hızla aşılmakta, "üzerinde yaşadığımız bu toprakların bölünmesine ve bin yıllık kardeşlik geleneğimizin bozulmasına razı değiliz" diyen her siyasi kimlikten namuslu, uyanık insanların bu "bölünme anayasasını reddetme yolundaki sağlıklı, kararlı adımları ve tutumları, bu yapay çatışmadan çıkar uman ve bu tür çatışmalar üzerinden politika üreten kesimleri yeni barınaklarına çekilmeye zorlamaktadır. Yeni barınakları ise başında "ılımlı" sıfatı bulanan uğursuz oluşumların ekseninde, geniş ve "bahçeli" bir alanda yer almaktadır. Kendi kimliklerine ve geleneklerine bile ihanet eden bu omurgasız kadronun, öncelikle onları eller üzerinde taşıyanlar tarafından sorgulanıp tarihin çöplüğüne atılacağını bugünden görebiliyoruz.

Uluslararası tekellerin mazlum milletlere karşı din ile ittifaklar kurma oyunu, dindar ve yoksul insanların çoğunluğu tarafından görülmeye ve nefretle lanetlenmeye başlanmıştır. Yakın gelecekte hiçbir kesim, halkın dinsel inançları üzerinden siyasal hesaplar yapamayacak, kirli ellerini inanan insanların vicdanlarına uzatamayacaktır. Bu süreci en azından yavaşlatmak isteyen bin bir türlü girişim olabilir elbet. Birilerine bayrak yırttırılır, birilerinin dinsel değerlere saldırması, onları aşağılaması sağlanır; ama hepsi nafile!... Dedik ya, TARİH YÜRÜYOR... İtici güç ise sömürülen, mazlum milletlerin uyanışı, bilinci, kanı ve alın teri... Yani kısmet büyük, bedel ağır. Bu işin kolayı yok.

Ülkesinin, çocuklarının, torunlarının geleceğini düşünen herkese KOLAY GELSİN. Bu büyük uyanış, yolumuzu aydınlığa ve "HAYIR"lara çıkarsın.

 

20.02.2017

ERDAL ELGİN

22.02.2017 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR