Bir heykel… Aylardır gözaltında…

Bir heykel… Aylardır gözaltında…

Bir heykel… Aylardır gözaltında…

Olağanüstü Hal’in (OHAL) ilk dönemlerinde gözaltı süresi bir ay olarak belirlenmiş, sonrasında yapılan düzenlemeyle gözaltı süreleri 7+7 gün ile sınırlandırılmıştı. Ancak o düzenlemelerden sonra “gözaltına alınan” Ankara Yüksel Caddesi'ndeki İnsan Hakları Anıtı 22 Mayıs 2017 tarihinden beri gözaltında tutuluyor. Bu haliyle OHAL kanunlarını da aşan tarzda en uzun süre gözaltında tutulan bir ‘İnsan Hakları Anıtı’mız var bizim.

Heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından 1990 yılında bronzdan yapılan ve Yüksel Caddesi ile Konur Sokak’ın kesiştiği yerde bulunan kavşakta oturan, o günden bu yana İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini elinden hiç düşürmeyen bir heykel. İnsanlar bu haklara ulaşmak adına çok ağır bedeller ödedi. Sokak ortasında öldürüldü, cezaevine konuldu, insanlık dışı muamelelere tabi tutuldu. Bu heykel herkes için  “İnsan hakları”nöbeti tutan bir sembol niteliğindedir oysa. Zira heykeli görüp adını duyanlar “İnsan Hakları Bildirgesi”nden haberdar oluyor, merakla açıp okumak istiyorlardı. 

Acaba suçu ne ki? Aslında bu sorunun cevabını yukarıda verdim sanırım. Çünkü bence onun suçu hem düşünmek hem de düşündürmek. Tabii bir de mağdurlara, hak ve adalet arayanlara ev sahipliği yapıyor. Suçu büyük anlayacağınız!... Türkiye’de düşünce suçu kapsamında gazeteciler, milletvekilleri, yüzlerce akademisyen ve binlerce yurttaş cezaevinde. Acı… İşte yeni Türkiye’nin özeti… Ama bu da çok garip gelmiyor doğrusu. 1993 Sivas olaylarında Pir Sultan Abdal ve Atatürk heykellerinin yıkılarak sokaklarda sürüklenmesi,  Antalya ve Ankara Büyükşehir belediyelerinin birtakım meydanları süsleyen barış ve kardeşlik simgeleyen heykelleri "bunlar cinsi münasebet, put, ucube" savunmalarıyla yok etmesi, Diyarbakır'da Büyükşehir Belediyesi önündeki Lamassus heykeli,  Mervani medeniyetine ait kabartmalar, Ahmed Arif’in heykeli, Cizre’de Orhan Doğan’ın kabartma anıtı, Ressam Fikret Mualla’nın Kadıköy Yoğurtçu Parkı'ndaki heykeline yapılanlar… Sonuçta "İnsanlık Anıtı" için "ucube" yorumu yapılmış bir ülkedeyiz değimli?

Oysa 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi imzalanmış. O dönem 2. Dünya Savaşı’ndan yorgun düşen ‘dünya’, insanların çeşitli haklarını güvence altına almak için bir bildiriye imza atmış... 

‘Herkes eşittir’ diyor bildirge bize özetle… Bütün insanlar için diyor ki; ırk, renk, cins, dil, din, ayrımı diye bir şey olamaz, herkes eşittir… Ve diyor ki; Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. (Madde 3)

İnsan Hakları Anıtı’nın etrafı sarıp sarmalanmış polis bariyerleriyle... Yaklaşmak yasak... Fotoğraf çekmek de yasak… İster istemez düşünüyor insan: Yasaklanan o heykel mi, heykelin önündeki çiçekler mi, insanlık mı, yoksa o heykelin hatırlattıkları mı? İnsan haklarına yaklaşmak yasak... 

Bir kadın... İnsanlık bildirgesini okuyor.  Yıllardır, sessiz sedasız... 1948 yılında imzalanan bildirgeyi okuyor… Okumaktan hiç kafasını kaldırmıyor. Nasıl kaldırsın. Günbegün uzaklaşırken eşitlik ve hürriyet hakkından, daha hızlı, daha çok okuyor sanki. Daha çok eğiyor sanki kitaba başını...  Okudukça her şey yoluna girecekmiş gibi. Neden bu kadar zoruna gidiyor ki bu?

Yazık ki 90 yılından bu yana ülkenin geldiği durum aslında bu… Bırakın İnsan Hakları’na, anıtına dahi tahammül edemiyorlar. Zira hâlâ tutuklu…

Geçenlerde İnsan Hakları Anıtı'na özgürlük için Kamu Denetçiliği Kurumu ile Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'na başvuruda bulunmuş. Umarız kalkar bu gözaltı hali de özgürlüğüne kavuşur heykel…

Sonrasında da o kadının okuya okuya bitiremediği bu bildirgeyi onu gözaltına alanlar en azından bir kez okurlar ve belki… 

 

14.03.2018 (Arzu KÖK)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR