BİR ÇERÇEVE MASALI

BİR ÇERÇEVE MASALI

Ressamın biri, bir gün, fırçalarını-boyalarını bırakmış bir kenara, ortaya boş bir çerçeve koymakla yetinmiş. 
“Haydi bakalım,” demiş bir kadınla bir erkeğe bakarak, “Buyurun, bu, ilişkinizin çerçevesi. Yerleşin içine…”
Önce erkek davranmış, ardından ikisi iki yandan, hevesle atılmışlar. Başlamışlar var güçleriyle çerçeveye asılmaya... Sanki kim daha kuvvetle çekerse, resimde daha önde duracakmış gibi. Kendisi asıl, öteki sadece bir süsmüş gibi… Bir araya geldiklerinde güzel bir resim oluşturması beklenen unsurların her birinin önemli olduğunu, bütünü oluşturanın parçaların varlığı olduğunu bilmezlermiş gibi...Eh, erkek haliyle daha güçlüymüş ama kadın da kolay vazgeçeceğe benzemiyormuş hani...
Ressam, şöyle geriye çekilmiş biraz, bir kahve almış kendine, yakmış bir sigara ve izlemeye koyulmuş. Her resmin ayrı ve yeni bir varlık olduğunu, oluşup gelişmesi için zaman tanımak gerektiğini; her resmin kendini içindekilerle birlikte var ettiğini ondan iyi kim bilebilirmiş ki?Ve ortaya çıkan bir şeye benzemezse üstüne bir astar atmakla bir yenisine alan açılacağını da?
Neyse efendim, bu ikisi iki yandan çekiştirip dururken çerçeveyi, bu çekişmenin de başlı başına bir resim olduğunun farkına varmışlar birden.Bir çerçeveyi nasıl paylaşacağını bilemeyen, beceremeyen bir kadınla bir erkeğin resmi.Durmuşlar.Yaptıklarının ne kadar anlamsız, dahası komik olduğunu fark edip, durmuşlar.
Aynı anda dönüp ressama bakmışlar ki, o oturduğu yerde hem bunları sakince izleyerek keyfine bakıyor, hem de bıyık altından gülüyor.
Kadın da adam da bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünmeye başlamış.“Bu böyle olmaz, olmayacak,” demişler içlerinden.
İkisi de geri çekilmiş, yere, aralarında oluşan boşluğa düşmüş çerçeve.Hâlâ boşmuş… Hâlâ sonunda ne yapacaklarını bekler gibiymiş…Ressam kararlıymış anlaşılan ki o da hiç bozmamış istifini. Beklemeye devam etmiş.
Kadın da beklemiş…
Adam da beklemiş…
Bu süre içinde ikisi de yalnızca kendilerine ait olan çerçevelerine dönmüşler ve sakince düşünmeye başlamışlar:“Bir yanlışlık var da, nerede? Neden böyle oldu?”

Kadın, kendi çerçevesi içindeki görüntüsüne baktığında ellerinde-kollarında oluşmuş çizikleri, sıyrıkları görmüş. Pek ufak olsalar da eni konu acıtıyorlarmış canını. "Eh," demiş kendi kendine, "Öyle, hiç düşünmeden koşa koşa girersen bir itiş-kakışın içine, başına gelecek budur, o kadar da önemli değil zaten. Sen hele bir sakinleş..."

Adam da doğal olarak dönmüş kendi çerçevesine. "Eh," demiş o da kendine, "Benimle aynı resimde yer almak öyle kolay değil. Mücadeleyi göze alacaksın. Yine de bu kadar hoyratlık gerekli miydi emin değilim ama, hele dur bakalım..."
Oysa baştan bilmeleri gerekirmiş ki, eğer biriyle aynı çerçevenin içinde, aynı resimde yan yana yer almaya sahiden niyet ettiysen, öncelikle o çerçeveye aynı yönden ve birlikte girecekmişsin, itişip çatışmaya hiç gerek yokmuş, bu bir.
Aynı resimde yer almak için aynı renkte, aynı boyda, aynı… olmak gerekmiyormuş; tersine, ne kadar farklı isen resim de o kadar renkli ve derinlikli olurmuş, yeter ki bir uyum yakalansınmış, bu iki…
Ve üçüncüsü, belki de en önemlisi, bir resmin iki kişisinden biri olmak, o güne kadar içinde bin bir çeşit poz verdiğin kendi çerçeveni çöpe atmanı gerektirmiyormuş. O hâlâ ve hep seninmiş… Hatta koluna onu da takıp girmeyi becerebilirsen bu resme, işte asıl o zaman ortaya adına “eser’ denebilecek bir şey çıkarmış.
Kaldı ki, birlikte nasıl bir resim oluşturacağını, bunun saklanıp kollanası mı yoksa üzerine astar çekilesi mi olacağını da o resimde yan yana durmadan öğrenmek mümkün değilmiş. 
Mümkün olmayan bir başka şey de şuymuş:
Hem herkesin kendine ait ve istediği anda içine sığınabileceği bir çerçevesi, hem de bir kenarda her olasılığa karşı hazır bekleyen bir kova astar boyası varken, denemekten bu kadar korkmalarının nedenini anlamak...
Her türlü olumsuz sonucun bile bilinmezlikten iyi olduğunu öğrenememişler mi o güne kadar? 
Bütün bunları ressam çoktandır biliyormuş da, ah işte…
Neyse efendim, bizimkilerin bütün bunları içlerine sindirmesi biraz zaman alacağa benziyormuş.
O süre içinde ressam da, çerçeve de oldukları yerden kımıldamamış.Çünkü ikisi de biliyormuş ki, şu anda ne kadar “Aman, boş ver,” diye söylenseler de, “Benim çerçevem bana yeter, istediğim şekle girerim onun içinde,” deseler de, kadının da adamın da itiraf etmekten çekindikleri, kendilerinden bile gizlemeye çalıştıkları, bir başkasıyla ortak bir çerçeveye duydukları derin ihtiyacın gerçekliğiymiş. Yoksa, neden öyle heves ve arzuyla atılsınlardı ki yeni bir çerçeveye? Bunu neden denesinlerdi?Bu lâfların yalnızca yılgınlık ve umutsuzluğun, belki de bir çeşit korkunun ifadesi olduğunu, şimdi ikisinin de yiğitlik taslamaya çalıştıklarını çerçeve de biliyormuş, ressam da…
Aradan aylar, mevsimler geçmiş. Karlar erimiş, baharlar açmış, dereler kurumuş, yapraklar dökülmüş.Bu süre içinde kadın da erkek de kendi dünyalarında, kendi çerçevelerini okşayarak sürdürmüşler yaşantılarını.İkisinin de içinde bir yerlere sinip bekleyen "Acaba olsa nasıl olurdu?" sorusu arada sırada baş kaldırıyor; ikisi de pencerelerinden baktıklarında ileride bir yerde oturmuş sabırla bekleyen ressamı ve yerdeki çerçeveyi görüyor; ikisi de yeniden harekete geçip yanlarına gitmeyi ve yeni bir tabloya hayat vermeyi, renk olmayı yediremiyormuş kendisine. 
"Yanlış yaptım, acele ettim," demek ikisine de zor geliyor, bunu yapmanın hayat'a sahip çıkmak demek olduğunu gözden kaçırıp bir çeşit yenilgi sayılacağını sanıyorlarmış. Peki, sonra ne mi olmuş?
Bilmiyorum, elde yalnızca şu ana kadar tespit edilebilen ve artık o da ortalıkta görünmeyen bu saçma ve komik “Çekişme Tablosu” var.Ressam, ben ve yerde duran boş çerçeve, bekliyoruz bundan sonra olacakları…
Yani murada erilir mi, gökten elma düşer mi, düşerse kaç elma düşer, kimin başına, bilmiyorum henüz.
Ama söz dostum, öğrendiğimde sana da anlatacağım.
Şimdilik, yalnızca şöyle birkaç cümle kurabilirim, o kadına ve o erkeğe ilham ve cesaret versin diye:
“Kimse kimseyi boşuna sevmez. Ve sevmek zaaf değil, gücün ta kendisidir. Seni seviyorum!”
Umarım asıl bunları hatırlarlar…

 

12.09.2014 (Lale Dilligil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR