BİR BENCİLLE YÜZLEŞME

BİR BENCİLLE YÜZLEŞME

                           

Günlerdir korkunç ve bir o kadar da karmaşık bir duygu atmosferi içinde yuvarlanmaktayız. Kafamda kimi birbirinin yanıtı olan, kimi de yanıtsız kalan bir dolu sorunun uğultusu giderek artıyor, boğulacak gibiyim.


Soma olayını evimden, ama oradaymışçasına sarsılarak, ancak kısacık uzaklaşmalar sayılabilecek birkaç saatlik uykular dışında, kesintisiz izledim.Ne zaman ki o ‘resmi ağız’ “Bitti,” dedi, içim boşaldı sanki.


Neden? Çoktandır bilmiyor muydum, artık o kapıdan soluk alarak çıkacak bir maden işçisi olmadığını? Biliyordum elbet.


‘Tane’ ile sayılan, ‘rakam’ olarak dile gelen ‘can’lar


Cumhurbaşkanı Gül çok doğru bir şey söyledi: “Bir kayıp o ailenin kıyametidir.”


Üç yüz küsur kıyamet kopmuş o bölgede; peki bana ne oluyor?
Oturmuşum evimde, karşımda televizyon, önümde bilgisayar, kahve üstüne kahve, sigara üstüne sigara içip başkalarının kıyameti üzerinden mastürbasyon mu yapmaktayım?Eh, biraz öyle.Hepimiz biraz öyle yapmıyor muyuz?


“Günlerdir doğru-dürüst uyku bile uyuyamadım,”, “Yemek yiyemiyorum, boğazıma diziliyor,” benzeri sözlerimizin gerçek anlamı ne ki?
Ben de dahil çoğumuz ısrarla “Oradaki can kaybı 301’den fazla” diye tekrar tekrar bağırırken, bizi buna iten ne?


Eğer birilerinin para, başka birilerinin iktidar+para eksenine yerleşmiş yaşam anlayışına kurban etmek için bir tek can bile fazlaysa, ne anlamı var toplam kayıp sayısının?
300 değil de 500 ailenin kıyameti olduğunu bilmek için bu ısrar niye? Her bir ana-baba, her eş, her kardeş, her evlât kendi kaybını biliyor ve acısını yaşıyor.


Ya biz? Toplam sayı ne kadar fazla olursa birilerinin hesap vermeye o kadar fazla mecbur kalacağını mı düşünüyoruz? Sahiden, öyle mi sanıyoruz?Bu, Soma’da yaşanan kıyametten daha da korkunç bir durum değil mi?Altında ezildiğimiz kocaman, ağır, kapkara güvensizlik bulutundan kurtulabilmek için olabildiğince çok ‘kıyamet’e bel bağlamak değil mi bu?Siz ister aynı duygular içinde olun ister olmayın, ister kabul edin ister etmeyin, ben için için bunu bal gibi böyle hissettiğimi fark ettim ve bundan da çok utanıyorum.


İki gündür yoğunlaşan biçimde bunu düşünüyorum, kurtaramıyorum kendimi.
Nasıl oldu, kim bize neler yaptı-yapmakta ki bu hale geldim, bu hale geldik?Yani, kim ne yaptı bilebiliyorum elbet de, buna nasıl izin verdik, asıl sorun bu.Yavaş yavaş, sinsice, planlı-programlı biçimde dönüştürülüyoruz.Sormayan-sorgulamayan-düşünmeyen-konuşmayan, hele hele itiraz, hiç etmeyen-edemeyen ‘yaratık’lara dönüştürülmek isteniyoruz. Üstelik bu öyle yeni bir şey de değil, yalnızca son 12 yılın işi değil, bunu da bal gibi biliyoruz, bazıları itiraf etmek istemese de…


Artık çocuklarımız sokaklara çıkıyor, su-gaz yiyor, yaralanıyor, ölüyor. Bizler kadar hasarlı değiller çok şükür ve bizim beceriksizliklerimizin-korkaklıklarımızın-bilgisizliklerimizin-beş para etmez böbürlenmelerimizin-üstten bakmalarımızın-küçük görmelerimizin-ırkçılığımızın-ayrımcılığımızın-hırslarımızın-zulmümüzün-aymazlığımızın…. bedelini ödemeye koşuyorlar canla-başla.
Ve biz, hâlâ, başımıza gelen her neyse, onda zerrece payımız yokmuş gibi, çocuklarımızı da tv-bilgisayar başından izliyoruz.


Sizi bilmem, benim yaptığım özünde bu ve bundan da çok utanıyorum.Beni ‘yönetenler’den, onların yaptıklarından-söylediklerinden utanıyorum.Çevremde bu kadar çok ‘hiç utanmayan’ın varlığına tanık olmaktan utanıyorum.Gördüğüm-dinlediğim-izlediğim her şey içinde utanılacakların oranının giderek artmasından utanıyorum. Bunun böyle olmasına izin verenlerden biri olmaktan da…


Bunları yazmanın hiçbir yaraya merhem olmayacağının, beni iyileştirmeyeceğinin farkındayım. Yarın da aynı duygular içinde olacağım, bundan da utanıyorum.


Utanmak iyi geliyor belki de, sanki insanı olan-bitenin dışına çekiyor bu duygu, sanki sorumluluğu hafifletiyormuş gibi; çünkü herkes gibi, herkes kadar bencilim, belki de asıl bundan utanıyorum.


Bu kadar kötü hissederken kendimi, beni bu ruh halinden kurtaracak, yalnız olmadığımı hissettirecek şefkatli bir el arayışında olmaktan… işte galiba bir tek bundan utanmıyorum. Hatta gurur bile duyuyorum.


Çünkü bencil'im, çünkü her şeye rağmen ‘insan’ım.

20.05.2014 (Lale Dilligil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR