ANNELERİN FERYADI GÖĞÜN ATLASINI YIRTIYORDU

ANNELERİN FERYADI GÖĞÜN ATLASINI YIRTIYORDU

İçte ve dışta kimse Cizre'ye sahip çıkmayınca, iş annelere kalmıştı.

Annen Esmer, elinde beyaz bayrakla Cizre kaymakamlığı' nın yolunu tuttu. Kapıdaki görevliye, "Ben Mehmet Tunç ve Orhan Tunç'un annesiyim, kaymakamla görüşmek istiyorum," dedi.

Çok beklemeden içeri alındı. Kaymakam oturduğu masada kaşlarını çatarak onu kötü kötü süzdü. Otuz beşinde gösteren kumral bir adamdı. İçeride sivil giyimli iki kişi daha vardı, kaymakamın masasının önüne konulan koltuklarda oturuyorlardı. Önlerindeki sehpada yarısına kadar içilmiş iki bardak çay vardı, buz gibi soğuk bir ışıkla parlayan kibirli bakışları nefreti konuşuyordu.

Annen odanın ortasında heybet saçan bedeniyle tunçtan bir heykel gibi dikilmiş, kaymakamın bir şey söylemesini bekliyordu. Birkaç saniyelik bir sessizlikten sonra kaymakam,  "Ne istiyorsun?" diye sordu. Annen, "Oğullarımı görmek istiyorum, izin verin gidip Mehmet ile Orhan'ı göreyim," dedi.

Kaymakam alaylı bir gülümsemeyle, "Teröristler seni öldürür," diye karşılık verdi. Annen, "Dert değil, ölsem de yine giderim," dedi. Kaymakam yüzünü ekşiterek, "Kadın, senin gizli bir plânın var, bizimle oyun oynuyorsun," diye sesini yükseltti. Annen içinde bir titremeyle ağladı, "Al kimliğimi," dedi. "Çocuklarımı bulursam alıp sana getireceğim, hapsedin. Bulamazsam gelirim, ne ceza varsa bana verin."

Kaymakam, "Nerede olduklarını biliyor musun?" diye hiddetle sordu. Annen, "Sokaklara çıkıp bağıra bağıra arayacağım," dedi. Kaymakamın çatık kaşları gevşedi, "Vay be, hiç de fena bir fikir değil!" diyerek annenle dalga geçmeye başladı, annen kaymakamın alaylı sözlerine kulaklarını kapatarak ona öfkeli bir bakış fırlattı, sonra da onun ve diğer iki kişinin şaşkın bakışlarını arkasından sürükleyerek dışarı attı kendini.    

Kaymakam izin vermeyince annen ve çocukları bodrumlarda mahsur kalan dokuz anne ellerinde beyaz bayraklarla sokağa çıktılar. Top ve kurşun sesleri arasında çamurlu sokaklarda dolaşarak, "Havar, havar..."diye feryat feryada bağırmaya başladılar. "Mıhemed, Asya, Mehmud, Rojhat, Derya, Orhan, Mehmet...neredesiniz?" diye, toplarla delik deşik edilen binalara sesleniyorlardı. Ses sese verip bağırırken, sizden bir cevap alma ümidiyle ara ara durup etrafa kulak kabartıyorlardı.

Ne yazık ki, siz onları duymuyordunuz.

Anneler sayıları az olduğundan devlet için kolay bir lokmaydı. Yolları askerlerce çevrilip bir panzere paldır küldür bindirilerek emniyet müdürlüğüne götürüldüler. Parmak izleri alındıktan sonra boyları ve kiloları ölçülüp, aç susuz bir odaya kapatıldılar!

O kapalı odada hiçbir şey yapmadan kilitli kalmak anneler için büyük bir eziyetti. Tüm geceyi sizleri düşünerek ve "Çocukları kurtarmak için ne yapabiliriz," diye konuşarak geçirdiler.

Sabah serbest bırakılınca soluğu yine sokaklarda aldılar. Anne yüreği işte! "Devlet çocuklarımızın yerine bizi öldürsün," diyorlardı. Evlât sevgisi korkuyu yüreklerinden silip atmıştı, Cizre'yi sarsan top ve kurşun sesleri onlara sinek vızıltısı gibi geliyordu.

            ( Mehmet Tunç ve Békes adlı biyografi kitabımdan bir bölüm)

 

29.11.2017 (Mahmut Alınak)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR