Alleben’in şirazesi bozuldu

Fevzi Günenç

Alleben’in şirazesi bozuldu

Şirazenin sözlük açılımı: “Kitap ciltlerindeki sayfaların dağılmamasını sağlayan kumaştan fitildir.” Şiraze denge sağlayıcıdır. Yaşamlın kilit noktasıdır. Şiraze çıkınca' her şey dağılıverir, düzen bozulur.
Fransızlar kentimize girdiğinde de her şey darmadağın olmuş, düzen bozulmuştu. O güne kadar kardeş kardeş bir arada yaşadığımız, Alleben’de, Kavaklık’ta birlikte sahre yaptığımız Ermeniler, Fransızlar’dan yüz bulup düzenin dağılmasına katkıda bulununca, bunun bedelini de geleceklerinin kararmasıyla ödemişlerdi.
Antep savaşı destanına şair Şerif Dai:
“Kara imiş şu Antebin yazısı
Melemiyor koyun ile kuzusu,
Her köşe başında yiğit ölüsü
Hanı benim mor sümbüllü bağlarım
Antep diye hazin hazin ağlarım…” diye başlayıp Alleben’in şirazesine şöyle dokunmuştu:
“Alleben’in şirazesi bozuldu
Humanıza kara yazı yazıldı
Camilere şehit kabri kazıldı.
Hanı benim mor sümbüllü bağlarım
Antep diye hazin hazin ağlarım…”
Bugünün Alleben’ini kara kara düşünceler içinde izlerken aklıma hep Eskişehir’in porsuk deresi gelir. O dereyi ilk gördüğümde, kentin içinden akan bir arıktı. İkinci gördüğümde üstünde sandallarla gezinilebilen bir Venedik olmuştu.
Demek ki, doğal güzellikleri yok eden de, olmayan güzelliği var eden de kentlerde Belediye başkanları oluyor. Alleben’imiz dün bir bakıma İncilipınar demekti. Biz bu güzel deremizin doğal güzelliğini bozmakla yetinmedik, İncilipınar’ı da çöp arabısına yükleyip çöplüğe gömdük.
Çocukluğumda annem, özellikle de Ramazan akşamlarında elime kalaylı satılı verir;
“Git oğlum İncilipınar’dan su getir, orucumuzu bu güzel pınarın buz gibi suyuyla açalım,” derdi.
Nasıl bir hevesle, koşarak giderdim İncilipınar’a!.. Evimiz Akyol’daydı. Pınara ulaşmak için 200 metre filan yol almam gerekirdi. Bostanarası’ndan, marullara basmamaya özen göstererek geçer, satılımı pınarımızın duyumsuz suyuyla doldurup eve dönerdim.
Başka günlerde benim gibi ufak çocuklarla Alleben’e balık avlamaya giderdik. Bizim balık sandığımız ise kurbağa yavruları, iribaşlardı. O zamanlar en çok bugünkü Öğretmenevi bahçesinde bulunan elektrik fabrikasının Alleben’e karışan sıcak sularında yüzerdi bu iribaşlar. Biz onlara tokaç balığı derdik.
Tokaç balıklarımızı, sıcak suyla birlikte 35’lik şişelere doldurur, mahalleye dönerdik. Ne yapacaksak artık o canım mini minnacık kurbağa yavrularını…
Elektrik fabrikası önünden, Maanoğlu köprüsüne doğru çıkarken önümüze 7 Söğüt gölü gelirdi. Göl diyorsam adı göl. Biz çocuklar, bu gölün belimizi bile aşmayan düzeydeki suyunu şapur şupur sıçratarak kulaç atar, yüzdüğümüzü sanırdık.
Daha ilerde 8 Göl vardı. Ama orada yüzmeye cesaret edemezdik. Zira 8 Söğüt suyunun derinliği boyumuzu aşardı. Aslında uzunluğu kilometreleri aşardı ama bizim için iki yanı yüz yıllık söğüt ağaçlarıyla dolu olan Allebenimiz bu kadardı.
O güzelim derenin en önemli özelliği yüze yakın pınarcıklarının oluşuydu. O pınarcıklardan sızan sular, birleşip, gür bir suya dönüşürdü. Aklıevvelin biri emir verdi, Alleben deresi restore edildi. İki yanı sur gibi duvarla çevrildi, o yüze yakın pınarı kuruttu. Bugüne Alleben’in, kala kala çocuk çişi kadar bir su akarı kaldı.
Siz buna Alleben’in şirazesi bozuldu, demezsiniz de ne dersiniz?
Gelecek hafta size Hayri Balta ustamızın Alleben’inden alıntıları bölüşeğim.

19.08.2016 (Fevzi Günenç)

Yorumlar (2)

Yorum Yaz
Fevzi Bey, hatırlar mısınız? Beğendik mağazası -artık yıkılan ucube- yapılırken temelinden Alleben'e dökülen bir su çıkmıştı. Uğraştılar didindiler o suyu bir türlü kurutamadılar! Kurutamadan, çıkan suyu dereye vererek inşaata devam ettiler! Sonra, -mağaza müdürünün yalancısıyım!- "akıllı bina yaptık, kurutamadığımız su ile binayı her gün yıkıyoruz" dediler. Sahi bina yıkılınca o su ne oldu???
Ayfer Tuzcu Ünsal24 Ağu 2016 19:01:43
Kalemine sağlık."Aklıevvelin biri emir verdi." tespitin ne kadar yerinde.
ÖZGÜR GÜÇKIRAN19 Ağu 2016 09:24:59

DİĞER YAZILAR