AKLI OLANA YAZILAR: HENDEKLERİN ARKA YÜZÜ

AKLI OLANA YAZILAR: HENDEKLERİN ARKA YÜZÜ

"Her ne olursa olsun o hendekler kaldırılacak" deniliyor ya, çok haklı bir sebebi var.

Bu sıradan bir "özerklik" meselesi değil.

İşin özünü geçenlerde açıklama yapan Murat Karayılan deklare etti.

Sterk TV'ye konuşan Karayılan, "Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. Türk devleti, Kürtlerin bu dizaynda yer almasından korkuyor"

Şimdi yukarıdaki açıklama her şeyi özetliyor. "Yeniden dizayn" sözüne dikkat ediniz, tüm mesele burada gizli.

"Dizayn"ı yapan kim? Amerika Birleşik Devletleri.

"Dizayn" ne? 24 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi.

Projenin adı ne? Genişletilmiş Kuzey Afrika ve Ortadoğu projesi.

Hangi aşamaya geldi? Cezayir'den başladı, sınırımıza kadar geldi.

ABD'nin bu projedeki ortakları kimler? Eşbaşkanlar: Erdoğan, Barzani ve Öcalan.

Erdoğan kendisine verilen süre içerisinde ülkeyi bölüp parçalayamadı ve ABD'nin yeni gözdeleri PYD, PKK ve HDP oldu.

Şimdi hendeklere tekrar dönelim;

Gereği var mıydı? Normal şartlarda gereği yoktu. Çünkü siyasi olarak çok şey elde edebiliyorlardı.

Birden bire mi oldu? Hayır. 2,5 sene öncesinden çalışmalar başlamış. Kanalizasyonlara, yolların altına tonlarca EYP (el yapımı bomba) yerleştirilmiş.

Belediye imkanları; iş makineleri ve personeli kullanılarak bu bombalar parke yolları altına ve mazgallara yerleştirilmiş.

Kurulacak hendekler ve barikatlar için yıllar öncesinden eğitimler alınmış. Şehir içi savaşla ilgili yabancı ordulardan eğitimler alınmış. Yabancı lejyonerler bizzat gelip işin içinde yer almış.

Burada bu yabancı lejyonerlerle ilgili bir paragraf açalım. Hatırlarsanız, son dört senedir Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da ortaya çıkan ve adlarına "muhalifler" denilen grupların içinde bolca bu lejyonerleri gördük. Lejyonerler deyince aklınıza başka ülkelerden gelen teröristler gelmesin, bunlar ABD, İngiltere, Almanya, Hollanda gibi ülkelerin ordularından gelen uzman subaylardır.

Yine hatırlarsanız, İŞİD videolarında artistik kelle kesme çekimleri yapan kişinin bir İngiliz ordu mensubu olduğu çokça konuşulmuştu.

Bu hendekler bir plana dahildi yani. PYD, Fırat'ın batısına geçecek, hendekler ve barikatlarla Türkiye'den koparılacak 30 il, Suriye'nin kuzeyinde yaşanan kargaşaya dahil edilerek Türkiye bir oldu bittiye getirilecekti.

PKK'nın buradaki en büyük güvencesi elbette ki ABD ordusuydu. Zaten bunu kendileri de her yerde söylemekten geri durmuyorlar.

TSK bu oyunu fark etti ve konum aldı.

Tam bu esnada, kimsenin planında olmayan bir olay gerçekleşti. Rusya, paldır küldür Suriye'ye girdi.

Rusya, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ikinci kez bizi büyük bir sıkıntıdan kurtarmış oldu. Rusya bunu, bizi kurtarmak için yapmadı ama bize yaradı.

Peki, Rusya'nın Suriye'ye girmesi bizi neden kurtardı?
Rusya Suriye'ye girince, Batı tüm dikkatini Ruslara çevirmek zorunda kaldı. Böylece TSK, ABD ve Batı'nın baskısı olmadan "sokağa çıkma yasağı" ve operasyonları gerçekleştirebildi.

Örgüt darmadağın oldu. Örgüt, kendini en güçlü hissettiği bir dönemde, entari giyip kaçmak zorunda kaldı.

Türk aydını pek bu gelişmeyi doğru takip edemedi. Bazı ayrıntılar gözlerinden kaçtı.

Oysa, Rusya'nın, Suriye'ye girmesine cepheden ilk karşı çıkan PKK olmuştu. PKK kendini bekleyen tehlikeyi fark etmişti. Dikkatler Rusların üzerine çekilince TSK bağımsız kalacaktı, bunu fark ettiler ve ilk açıklamayı Duran Kalkan yaptı:
"Rusların burada ne işi var? Rusların buraya gelmesi, Kürt hareketinin gelişmesine engel olacaktır."

TSK hükümete ağırlığını koydu ve operasyon yetkisini valilerden aldı. Sadece bu da değil, bölgedeki operasyonların yönetimi de polisten askere geçti ve PKK tarihinin en büyük ikinci yenilgisini almaya başladı.

TSK'nın bu kadar başarılı olabileceğini tahmin edemiyorlardı. Yıllarca Demirtaş Avrupa'yı gezip "PKK ile TSK birbirleriye denk kuvvetlerdir" propagandası yapmıştı. Kendi yalanına kendi inanmak deniliyor buna.

Demirtaş bunu neden yaptı?

Çünkü Birleşmiş Milletler ve Lahey sözleşmelerinde "birbirlerine denk kuvvetler"in savaş antlaşmaları yapabileceği yazıyordu.

Bu duruma göre, savaşıp yenişemeyen denk kuvvetler PAT durumunda kalınca, BM devreye girecek ve savaş antlaşması yapacaktı.

Durum bu yöne evrilince Türk halkı sormaya başladı;

"Biz kimle savaşıyoruz?"

"kime yenildik?"

"ne zaman yenildik?"

Türk milletinin bu saçmalığı fark edeceğini tahmin edememişlerdi demek ki...

Türk halkın sokaklara dökülmesi ve kısmi de olsa kontrolden çıkabilecek olaylar yaşanması PKK ve ortaklarını endişeye düşürdü. Hiç hesapta olmayan bir şey olmuştu. Demek ki bunca yıllık yapılanmaya ve çalışmaya rağmen batı illerinin sokakları onların "kontrollerinde" değildi.

Bu noktada Hasip Kaplan'ın "Batı illerinin sokaklarını biz kontrol ediyoruz" ve "İstanbul en büyük Kürt şehridir" açıklamalarını tekrar bu mercekle ele alınız.

Gerek Devlet Bahçeli'nin kendi gençlerini sokaktan çekmesi ve Ülkü Ocakları'nı etkisizleştirmesi, gerekse Abdulkadir Aksu'nun İçişleri Bakanlığı'na gelir gelmez "Karadeniz mafyası"na ve bu başlık altında sokaklarda ağırlığı olan tüm ünlü aile ve kişilere yaptığı baskı yıldırma taktiğiyle, sokakları PKK'nın şehir yapılanmasına ve Kürt mafyasına teslim etmesi bu proje dahilindeydi.

Sokaklara, ihalelere, çaybahçelerine, gazinolara, barlara, diskolara, otoparklara, üniversitelere, üniversite kafelerine, türkü kafelere yani sokağa ve gençlere nüfuz edecek her yere PKK'nın şehir yapılanması ve Kürt mafyası yerleştirildi.

Buradaki esas itirazımız elbette ki, biri bitirilirken diğerine yol verilmesidir.

Düne kadar şunun bunun yanında "yancı" olanlar, devletin bu projesi ile birlikte birkaç yıl içinde müthiş bir servete sahip oldular. Altlarında 500 bin TL'lik ciplerle gezmeye başladılar. Örgüt bu işlerden sürekli olarak komisyonunu aldı.

Şirketlere, işletmelere el konuldu. Cinayetler işleyip, çoluk çocuğu kendi yerlerine hapislere yolladılar. Bu sırada gençlerin uğrak yeri olan kafelerde, türküler ve şiirler eşliğinde göz boyama teknikleriyle, kendilerine mağdur süsü vererek örgütlenmeye de devam ettiler. Bunun faydasını da HDP altında toplanarak gördüler.

Bu süreçte örgüt altın çağını yaşadı. Servetinin ne olduğunu belki örgüt bile bilmiyor artık.

Bu bağlamda, örgütün batı illerindeki bu yapılanmaları yani ekonomik örgütlenmeleri bitirilmeden örgüte tam bir darbe indirmek mümkün değildir.

Bu süreçte yıllardır homurdanan ve durumdan rahatsız olan TSK, toplumda oluşturulan psikolojik savaş etkisi yüzünden ve sözde aydınların yaygaraları sebebiyle pusuya yatıp beklemek zorunda kaldı.

Ne zaman ki işin ucu Erdoğan'a dayandı, TSK'nın eline koz geçti ve "dur bakalım" dedi.

Bakalım sonuna kadar gidebilme erdemini, dirayetini gösterebilecekler mi?

Türkiye açısından konjonktür şu an PKK'nın aleyhinde. Suriye'nin kuzeyinde de çok rahat olamayacakları ortada. Çünkü orada da ibre rejim güçlerine dönmüş durumda ve Suriye'yi parçalamak gittikçe zorlaşıyor. Kürt hareketinin önündeki tek sorunun da Esad olmadığı heralde herkesin malumudur.

Bazı akademisyenler, TV yorumcuları, Batılı bazı öbekler PKK'nın yardım çağrısına kulak verdiler ve açıklamalar yaptılar. Bu sıradan bir durumdur.

Fakat esas dikkat çekmesi gereken durum, batı illerinde yaşayan Kürtlerin sessiz kalmasıdır.

Karayılan'nın hedefinde de onlar var. Yer yer onları tehdit eden açıklamalar yapıyor. Tüm bunlara rağmen Kürtlerin çok önemli bir kesimi PKK'ya destek vermeyi kesti.

HDP nerdeyse Diyarbakır'da bile baraj altında kaldı. HDP gerçekte barajı geçemedi. Oyların %87 si açıldığında HDP'nin üç milyona yakın eksik oyu vardı barajı geçmek için. Nasıl olduysa geri kalan oyu, hem de Güneydoğu'da sandık sayımı bitmişken, sadece yurtdışı oylardan bir saatin içinde alıverdi.

Zaten toplam oyu 6 milyon alan bir parti bunun 3 milyonunu kendi seçim bölgesi dışından ve sandıkların sadece %13'ünden alıverdi. Öyle görünüyor ki yurtdışında yaşayan seçmenlerin hepsi HDP'ye oy vermiş!!! Salağı bol ülkemin, kafası çalışanlarına yazıyoruz, gerisi üstüne alınmasın.

Demek ki bir kez daha önümüze seriliyor; HDP'de, AKP gibi uluslararası bir projedir.

Şimdi bizi her zaman başvurdukları klişe ile eleştirecekler; "Kürt düşmanı"

Tam tersine biz bu yazı ile Kürt halkının yardımına koşuyoruz.
Batıda yaşayan bazı Türklerin goygoyculuğu yerine Kürt halkının "bizi bu örgütten kurtarın" çağrısına koşuyoruz.

Örgütün, bütün ülkeyi çatışmaya çekerek, karambolde "30 ili kopartmak" planı çökmüştür.

Bu planı bitiren, TSK ve Kürt halkıdır.

Kürt halkı tercihini, Türkiye Cumhuriyeti yönünde kullanmıştır.

Şimdi sıra Türk ve Kürt halkını bu parazitten tam manasıyla temizlemeye gelmiştir. Bu noktada hiç durmadan temizlenmeye devam etmek gerekir.

Örgütün silahlı birlikleri yanında, batıda konuşlanan hücreleri, rant noktaları, örgütün propagandasını yapan her kim varsa bitirilmelidir.

Birilerinin romantik pozlarla, esas olarak kendi kişisel çıkarları ve egoları adına binlerce yıllık kültürü olan bu iki halkı tarihten silmeye çalışmalarına izin verilemez.

Tarih, herkesi yargılayacaktır.

17.01.2016 (Emrah AKGÜN)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR