AKIL OYUNLARI...

Prof.Dr. Levent Seçer

AKIL OYUNLARI...

Bütçesi 18 milyar dolar olan Princeton Üniversitesinde ekonomi profesörü Prof.John Nash. Tarihinde 72 adet Nobel  ödülü bulunan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'de çalışmış. 1994 yılında, oyun teorisine yaptığı katkılarıyla, Aklın ve bilimsel değerlerin toplumsal yansımaları konusundaki  çalışmalarıyla Nobel almıştı. 2012 yılında İstanbul'da  44 ülkeden 800 seçkin bilim adamının katıldığı kongrenin açılış konuşmasında. ''Akıl ve bilim dışında bir anlayışın uygulandığı ülkelerde, siyasi otorite daima kendi hakimiyetini kabul ettirmeye çalışır, bununda adı (otorite) akıl oyunlarıdır'' demişti. Bütçesi 19 milyar dolar olan Dünyanın en önemli  bilim kurumunda görevli Nash, taksiye biniyor, ama Türkiye'de bir imam dört milyon liralık zırhlı mercedesle geziyordu. Prof. Nash kısa süre kaldığı Türkiye'de geleceği kısacık bu sözleriyle daha o yıllarda anlatmaya çalışmıştı. Ama orada bulunanların hiç birisi Avrupalılar dışında bu gerçeği duymak istemediler, bunların başında Türkiye Cumhuriyeti adına açılışı yapan Egemen Bağış vardı, işte şimdi yaşananlara bakınca o yılları ve Prof Nash'ın bu sözlerini düşündüm. Akıl oyunları içinde saklı senaryonun adı, başkanlık (otoriter) sistem yada son Osmanlı olarak önümüze oylanması olarak getiriliyor.

CEHALET VE APTALLIK...

''Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmakça dır. Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini elinden alanlardır''.

Bu sözleri bir asır önce filozof Friedrich Nietzsch söylemiş. Dünyaca ünlü Fizikçi Albert Einstein  Evrende iki şey sonsuzdur der, birisi atmosfer diğeri ise aptallık, birincisinden ziyade ikincisini bugün yaşıyor olmak ülkenin nereye sürüklendiğini görmektir. Aptallık cahil eğitimsiz bırakılan bir toplum. Yaşadığı düzende kendi aptallığını bile kavrayamayacak bir eğitimsizliğin içindedir. Mutsuz bir toplum olmaksa bunun başka bir adı bana göre. Kültür sanat ve eğitim değerlerinin dışında bırakılan bir toplum, ne yazık ki günümüz Türkiye'sinde bu sonu yaşıyor, okumayan araştırmayan ve kendisini yönetenleri bile sorgulama hakkını bilmiyor, daha doğrusu buna korkuyor demek daha doğru olacak. Bir ülkede sisteme hakim zihniyetten korkar hale gelmekse tükenmişliğin bir başka adı, insan hak ve özgürlükleri o ülkede millete yansımıyorsa, düşünen aydın, akıl ve bilim insanları, yazar, gazeteci, sebepsizce tutuklanıyorsa, demokrasinin özde değil sözde kaldığı bir ülkede çağdaşlıktan akıl ve bilimsel değişimlerden söz etmek mümkün mü?.

REFERANDUM MASALI VE ALMANYA

Şimdi aklıma bir şarkı geldi, evet mi, hayır mı söyle bana nedir senin kararın. Parlamenter sistemden otoriter bir sisteme geçme inadının ülkeye zamanla ne kadar zor günler yaşatacak kimse bunu düşünmüyor. Yazımda cehaletin seçimiyle yaşanacakları anlatmaya çalıştım. işte bu anlayış ülkeyi nasıl bir yıkımın ortasında bırakacak bunu düşünmek bile istemiyorum. Referandum nedir, yada istenen zorlanan sistemin ne getirdiği konusunda bilgi sahibi bile olmayanların körü körüne karar vermesi, '' Ben madde yada yasa nedir bilmem, ama genede kararım kesindir ona vereceğim'' diyenlerin ülkeyi nasıl bir felakete sürüklediklerinin ne zaman farkına varacaklar, bunu düşünebilseler zaten daha farklı görüş bildirirlerdi. Türk toplumu okuma alışkanlığını ve kitabı bir yük olarak gördüğü sürece çağdaş değişimden söz etmek mümkün değil. Cumhuriyetin yüzüncü yılını kutlama adına bitirilmesine bile ses çıkaramayacak. Anayasa masalında yatan saklı tutulan cumhuriyetin kazanımlarını, Atatürk ve onun miras olarak bıraktığı akıl ve bilim değerlerini, laik ve çağdaş değişim anlayışını, insan hak ve özgürlüklerinin hapsedilmesini işte bu anlayıştaki cehalet oylayacak. adil olmayan bir yarış. Otoriter sisteme evet demek için sınırsız reklamların yapılması, yandaş medyanın inadına yasanın özünü açıklamak yerine taraflı yayınlar yapması, muhalefete bile kendi düşüncesini savunma hakkı tanınmaması, bir ülkede demokrasi haklarının nerede kaldığı sorulmaz mı?. Avrupa ile yaşananlar korkunç bana göre, uluslararası saygınlığını kaybeden bir Türkiye, en sorumlu kişilerin sözlerindeki tahrik siyasetin kabul etmediği bir tarz, ama biz bunu hep yapıyoruz ve bedelini o ülkelerde yaşayan Türk halkı yaşıyor ve bundan sonrada yaşayacak. Almanya şimdi çifte pasaportları vatandaşlığı sorgulamaya başladı, yaptıkları duyurularla Türkiye'ye yapılacak tatil programları iptal ediliyor, ve gelecek günler içinde Türk toplumunu bekleyen zor ve kara günleri düşünmek bile istemiyorum. Peki bu sonu hazırlayanlar o zaman ne yapacaklar bu onların umurunda bile olmayacak. Avrupa da Türk toplumu mutsuz yalnız kendi kaderine terk edilmiş durumda.

PARLAMENTONUN SAYGINLIĞI...

Türkiye bugüne kadar parlamenter sistemle yönetildi, parlamento halkın kendini savunabildiği yerdir. Siz parlamentoyu yok sayıp otoriter bir anlayışa teslim ederseniz, işte o zaman biraz var olduğuna inandığımız demokrasiyi yok edersiniz, düşünce saygınlığı, insan hak ve özgürlükleri, ve tüm çağdaş değerlerin yansıtılması noktasında korkular başlar. Demokrasi çok seslilik özgürlüktür bağımsızlık demektir, şimdi bu yasayla parlamento saf dışı bırakılacak ve tek bir anlayışa (Başkan) teslim edilecek.Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı,namus ve şeref yemini ediyorsa devletin başI olarak tarafsız kalmalı bununda adı demokrasi değil mi?. Elbette Batı demokrasilerinde zaman zaman değişimler yaşanmakta, bu Türkiye içinde olmalı yeni dünyada yerini almalı, ama bu biçimde otoriter bir anlayışa teslim edilerek değil. The Guardian '' Türkiye'de mevcut siyasi anlayışın saklı senaryolarla anayasa değiştirilerek başkanlık sistemine yeni bir diktatör yaratılmaya çalışılıyor'' diye yazdı. Dilerim bu yazı gerçeğe dönüşmez, ve Türk halkı önüne dayatılan bu seçimde en doğru kararı verecektir. Akıl ve bilim değerlerinin kazanacağını, cumhuriyetin çağdaş düşünce anlayışının laik demokratik hak ve özgürlüklerinin aydınlığın galip geleceğini biliyorum. Sınıf ve toplumsal ayrımcılık değil, insanca hakça barış içinde yaşamak Türk toplumu için tek seçenek olduğuna inanıyorum. Karanlık her yeri kaplamayacak buna inanıyorum. Daha özgür daha barışçı insanca korkmadan bir yaşam biçimi cumhuriyetin sağlayacağı en önemli paylaşımdır. Türkiye bunu hak ediyor, başkanlık (otoriter) sistemin getireceği yıkımda tamiri mümkün olmayacak bir felakettir. Dilerim sağ duyu hakim olur, ve cumhuriyetin kazanımları felaketlerin önüne geçer.

Prof.Dr.Levent Seçer

02.04.2017 (Prof.Dr. Levent Seçer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR