ABD-CİA, Bir Ozan, Bir Diktatör

ABD-CİA, Bir Ozan, Bir Diktatör

GİRİŞ:

Politik gidişatta söz işe yaramaz olduğunda, okur okumaya korkar olduğunda güncelleme yaparak ders çıkartılacak yazılara dönüş yapıyorum ben de. Umarım okur bağışlar.

Yakın tarihimizde tekinsiz günler doğurdu Eylül.

Bizdeki ABD’nin “Bizim oğlanlar yaptı” diyerek yüzsüzce itiraf ettiği 12 Eylül 1980’de yapılan faşist darbe, Şili’de 11 Eylül 1973'te yapılan faşist darbenin ardılıydı.

Halkın oyları ile Şili'de iktidara gelen sosyalist Salvador Allande ABD-CİA tarafından düzenlenen darbede öldürüldü. Allende teslim olmadı, vuruştu, öldürüldü. Darbenin piyonu ve başı Allende’nin güvenini kazanarak genelkurmay başkanı olan/yapılan Augusto Pinochet’ydi. 17 yıllık iktldarında binlerce devrimci katledildi, kaybedildi. Şili halkı müthiş mücadele verdi bu sürede.

16 Eylül'de ise ozan, tiyatrocu, şarkıcı Victor Jara'nın devrimci lirik sesi binlerce kişinin hapsedildiği, katledildiği stadyumda hunharca susturuldu. Jara hepsinin sesiydi. Görevimiz onları unutmamak unutturmamak. Yaşadığımız sürece.

Cumhuriyet Gazetesi’ndeki 15 Haziran 2016 tarihli haberde, Victor Jara’yı öldürmekle suçlanan ve ilk defa hakim karşısına çıkan eski asker Barrientos’un Şili’den kaçtıktan sonra 20 yıldır yaşadığı ABD’nin Orlando kentinde görülen davada, Santiago’daki stadyumda onlarca kişiyi katletmekle suçlanan 11 eski asker daha yargılanıyor. 43 yıl sonra, hem de faşist Pinoceht’i getiren o vahşi darbeyi tezgâhlayan ABD’de. Ne ironi ama! ABD kulllanıp kullanıp atar; sonra da demokrasi havarisi kesilir işte böyle.

Diktatör Pinochet’e gelince…

1998’de sağlık sorunları ve halkın biriken öfkesi, nefreti nedeniyle kendini “Ömür boyu senatör”  yaparak dokunulmazlık zırhına büründü. Şili’de başına geleceklerden korkup çeşitli ülkelerden tedavi için izin istedi.İngiltere kabul etti ancak Şili’nin iade istemini de kabul etti.

Pinochet, Santiago Askeri hastanesinde kalp yetmezliğinden öldü. Hükmettiği ülkesinde halkın tepkisi nedeniyle bir mezar yeri bile bulamadı; cesedi yakıldı.

Hon Kong’da ve başka yabancı bankalarda gün yüzüne çıkan 187 milyon doları vardı, onları küllerinin arasına koyamadı.

Dünyamızdan kan dökücü, zorba nice diktatör geldi, geçti, geçiyor. Kanı dökülen nice şair, aydın, emekçi gibi. Tarih böyle akıp gidiyor, diktatörler ders almıyor. Ama bizim tarihsel umut dediğimiz de bu nedenle hep diri kalıyor, savaşımımız sürüyor.

Bu güncellemeden sonra 2011 yılında yazdığım yazıyı aktararak Victor Jara’nın katlini ve Türkiye de nasıl ölümsüzleştiğini paylaşayım sizlerle. Dostlukla…

 

14.09.2017/ Vildan Sevil

Rüzgârları, Çiçek Tozlarını, Arıları ve Kelebekleri Bilmez Onlar...

 “rüzgarı ters tanrılar görmedi

sağ pusu sol ölüm mayınlı gözleriyle

bin renk eflatun çocukların ellerinde...

 jara asıldı gitarına…” (Aysu-Lacivertiğnedenlik/ İzedebiyat.com)


“Katıksız gerçekleri şarkısında 
Söylerken bir insan ölmek pahasına, 
Anlamını bulur o şarkı 
Damarlarında atarken. 

Şarkım ne gelip geçici övgüler düzer 
Ne de başkalarına ün katar, 
Yoksul ülkemin 
Kök salmıştır toprağına. 
Orada, her şeyin bittiği 
Ve her şeyin başladığı yerde, 
Söylerim o her zaman yiğit ve derin 
Sonsuza dek yeni olacak şarkıyı.” 

Manifesto’dan/Victor Jara 
(İngilizce’den çev.: T. Asi Balkar) 

......................

Şarkılarını yoksul halkı için söyledi Victor Jara... Gitarının tınılarını, halkına ve ülkesine adadı.

Açlığa, yoksulluğa, emperyalist sömürüye karşı durdu, barışa adadı kendini...

 Müziğin yanısıra, tiyatroyla, folklarla ilgilendi, ülkesinin kültürüyle yoğruldu, sesiyle, sözüyle, gitarıyla evrenselleşti Jara. 

“Ne türkü söyleme aşkımdan ne de sesimi

dinletmek için değil bunca türkü söylemem.

Benim namuslu gitarımın sesi

Hem duygulu hem de haklıdır.

Dünyanın yüreğinden çıkar

Bir güvercin gibi kanatlı

Kutsal su gibi şefkatli,

Okşar gitarım öleni ve yiğidi.” 
(Manifesto’dan/ V.Jara – İngilizce’den çev.: T. Asi Balkar) 

İşte böyledi dedi Jara... 

............................

11 Eylül 1973: 

Halkın oylarıyla iktidara gelen Unitad Popular (Halk Birliği) ve onun önderi Salvador Allende, ABD-CİA mühendisliğindeki darbeyle kanlı bir biçimde devrildi; Şili’nin yönetimi, General Pinochet önderliğindeki faşist rejime devredildi. 

16 Eylül 1973: 

O, yüreğin ve aklın, insanlığın mutluluğuna adanmış ses... Jara’nın sesi... Beş bin devrimci tutuklunun bulunduğu Estadio Chile’de (Şili Stadyumu) hunharca susturuldu. 

Pravda muhabiri Viladimir Çernisev tanıklığını şöyle anlattı: 

“Victor Jara dudaklarında şarkıyla öldü. Onu yanından hiç ayırmadığı refakatçisiyle, gitarıyla birlikte stadyuma getirdiler. Ve şarkı söylemeye başladı. Öbür tutuklular, gardiyanların ateş açma tehdidine rağmen melodiye eşlik etmeye başladılar. Sonra bir subayın emri ile askerler Victor'un ellerini kırdılar. Artık gitar çalmıyordu, ama zayıf bir sesle şarkı söylemeyi sürdürdü. Bir dipçikle kafasını parçaladılar ve diğer tutuklulara ibret olsun diye ellerini kesip tribünlerin önüne astılar” 

İşte yine Aysu’nun deyişiyle “rüzgarı ters tanrılar görmedi/sağ pusu sol ölüm mayınlı gözleriyle” Jara katledildi.

 ..................................................... 

Onlar ki... Halkların düşmanıdır...

Doğanın, yeraltı, yerüstü kaynaklarının, yemyeşilin ve masmavinin...

Düşünen aklın, gümbür gümbür atan yüreğin düşmanıdır.

Onlar ki... İnsanın ve her canlının düşmanıdır... 

Rüzgârları, çiçek tozlarını, arıları ve kelebekleri bilmez onlar... Bilseler de gözlerini bürümüştür açgözlülük, çıkar hırsı ve kan... Göremezler... 

Oysa, yıllar yıllar sonra bile rüzgârlar, arılar, kelebekler, larvaları, okyanusları, anakaraları aşar; Jara’nın sesini, Karadeniz’in dalgalarına, koyu yeşil dağlarına...

Tam otuz beş yıl sonra, gencecik bir ozan/şair, bir akşamüstü, bir çocuk gülüşünde yakalar onu ama nedense bedeni üşüyüverir... İçi titrer, bir gölge düşer yastığına... Bırakın gencecik yüreği, taşlar yanar korkudan... Delibozuk sancılar kaplar tüm bedenini...

Ozan tini, bir yerde duramaz; zamanın içinde iflah olmaz bir gezgindir o, şimdi ŞİLİ’dedir işte... 

“ey hayat

mavi koy gömleğime

çocuk gülüşünde gideyim

ölüm aykırı geldi akşamüstü

üşüdü bedenim deli bozuk sancılarım.” (AYSU-Lacivertiğnedenlik/ İzedebiyat.com) 

.......................................................... 

“Beş bin kişiyiz burada

kentin bu küçük parçasında.

Beş bin kişiyiz.

Ne kadar olacağız bilemem

kentlerde ve tüm ülkede? 
Burada yapayalnız

on bin el, tohum eken

ve fabrikaları çalıştıran.

İnsanlığın ne kadarı

açlıkla, soğukla, korkuyla, acıyla,

baskıyla, terör ve cinnetle karşı karşıya?

Yitip gitti aramızdan altısı/ karıştı yıldızlara.

Biri öldü, diğerini vurdular asla

İnanmazdım

bir insanın bir başkasına böyle vuracağına” 
(Victor Jara- Beş Bin Kişiyiz Burada’dan/ Çev.: T. Asi Balkar) 

Böyle anlatıyordu Jara, tutsaklarla dolu stadyumu...

 

.................................................... 

Susturdular Jara’yı... 

Otuz beş yıl sonra, Karadeniz kıyılarında, ağıda durdu bir ozan... Aysu... Lacivertiğnedenliğine bir iğne daha soktu. Hızla, hırsla, öfkeyle ve acıyla soktu iğneyi, kanadı lacivert bir kez daha... Kanadı... 

“dil lal 
ağladı yağmur kuşları 
saksafon çaldılar kanatlarıyla 
dokundular maviye 
oynadı jara’ nın elleri 

siz 
tarihin sularında 
direncin karşısında yalansınız. 

bahara koştu yapraklar 
döküldü gitarın tellerine yıldızlar 
bin renk eflatun renginde ...” (Aysu-Lacivertiğnedenlik/ İzedebiyat.com)

 
Döküldü, döküldü... 

Okyanuslar, anakaralar ötesinde bir ülkede, yıldızlar bin eflatun renginde tomurcuğa durdu, döküldü Aysu’nun dilinden ve belki de gitarından... 

.......................................................... 

“Ne zor şarkı söylemek

dehşetin şarkısı olunca.

 Dehşetti yaşadığım,

ölümüm dehşetti.

Gördüğüm kendimdi oncasının arasında

ve oncasının sonsuzluk anı içinde

sessizliğin ve çığlıkların

 ezgileridir şarkımın noktalandığı.

Hiç görmemiştim böylesini

Hissetmiş ve hissetmekte olduğum

Yeni bir tohumun doğumu olacak bu...” (Beş Bin Kişiyiz Burada’dan-V.Jara/ Çev.: T. Asi Balkar) 

Böyle diyordu Jara... 

Ben, Jara’yı biliyordum, tanıyordum, yasını tutuyordum 1973’ten bu yana nice devrimcinin yası gibi... 2011 Şubat’ında Aysu’nun şiirini okuyunca, Jara’yla birlikte ölümsüzlükle donandım, kıvandım. 

Onlar... Onlar... Onlar... 

Rüzgârları, çiçek tozlarını, arıları ve kelebekleri bilmez ki onlar... Bilseler de... 

15. 09. 2011 
Vildan Sevil 

 

15.09.2017 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR