3. Dünya Savaşı buradan çıkmaz

A. Mümtaz İdil

3. Dünya Savaşı buradan çıkmaz

Dev bir açık hava hapishanesinde, tüm dünyadan soyutlanmış, kendini iktidara ve cumhurbaşkanına beğendirmek için birbiriyle yarışan medya ile dünyayı yorumlamaya çalışıyoruz. Dil bilenler diğerlerine göre biraz daha şanslı, en azından başka kaynaklardan haber alabiliyorlar.

Suriye krizi patlak verince, elinde sarin gazı bulunmadığını açıklamasına rağmen tüm suç Beşer Esad’ın üzerine kaldı. Henüz kesinleşmiş bir durum olmadığından, elbette kuşkular Esad dışında başka bir gücün de yapmış olabileceği üzerinde yoğunlaştı, ama bundan bizim haberimiz olmadı. Zira Türkiye’de böyle bir ihtimali medya önünde konuşmak veya yazmak pek rastlanan bir durum değil.

Suriye’nin kimyasal silah kullanması için bir nedeni yoktu diyenler var, ama onların da sesi kısık.

Aklı başında olanların dikkat çekmeye çalıştığı nokta Irak’ta oynanan oyunun şimdi Suriye’de oynanıyor olması. Irak’ta kimyasal silah bulunamadı, ama zaten aranmaya başladığında Irak diye bir ülke kalmamıştı.

Suriye’de de aynı şey yapılmak isteniyor, ancak bu kez İran ve Rusya bu işe o kadar kolay izin verecek değiller, çok açık.

Trump’ın bu hamlesi şimdilik böylece kalacak. Yeniden bir füze saldırısı veya başka bir askeri müdahale söz konusu olamaz. Trump bir gövde gösterisine ihtiyaç duydu ve bunun için de “sarin müdahalesi”ni gerçekleştirdi. IŞİD gibi, El Nusra gibi, El Kaide gibi radikal İslam gruplarının cirit attığı bölgede, Suriye’den daha fazla üzerinde kuşku toplayan gruplar aslında bunlar. Ama dünyanın “kabadayısı” hiç sorgulamadan Esad’ı suçluyor, onun yeğeni olarak da Türkiye destekliyor.

Zaten Türkiye’nin Suriye konusuna ve Esad’a bakışı belliydi. ABD’nin füze hamlesi Erdoğan için yepyeni bir çıkış oldu. Şimdi artık referandumun ibresi “hayır”a kayarsa, erteleme şansı da var.

Şunu da hemen eklemeliyim: Eğer 16 Nisan referandumu gerçekleşir, ertelenmezse, bilin ki büyük olasılıkla “evet” sonucu çıkacaktır. Yanlış anlaşılmasın, aylardır üzerine basa basa vurguluyorum, bana göre "evet" sonucunun çıkacağını kesinleştirmeden R.T.Erdoğan referanduma gitmez, erteler. Artık bir bahane de bulacak durumda ertelemek için. 

Dönelim Suriye krizine. İran’ı dışarıda tutarsak eğer, Ortadoğu’nun sıkıntı yaratan tek ülkesi olarak Suriye ciddi bir sıkıntı yaratıyordu batılı ülkeler için. Özellikle Erdoğan’ın düşmanca tutumu ve “illa ki Esad gitsin” çığlıkları öncelikle dikkate alınmadı ve önemsenmedi. Ama kimyasal saldırı sonrasında batılı ülkeler de Esad’a başka türlü bakmaya başladılar.

Elbette bu bize yansıtılan “güdük” Türkiye televizyonlarının ve medyasının uygun gördüğü resim. Bu nedenle “dünyanın en büyük açık hapishanesi” sıfatı yakışıyor. İçeride yatan yüzün üzerindeki gazeteciler “fiziki” olarak tutuklu belki, ama dışarıda milyonları bulan bir yığın demokrat, aydın ve ilerici insan da beyin olarak tutuklu. Tehdit alabildiğine caydırıcı. İnsan hayatına kastetmek o denli önemli değil bizim gibi ülkelerde, ama fikir üretmek müebbet hapis cezası alacak kadar büyük bir suç.

Tayyip Erdoğan ABD’nin Suriye müdahalesini bu aşamada bırakmasına razı olmayacak. İstiyor ki ABD tamamen Suriye’ye girsin, Irak’ta olduğu gibi Esad’ı da Saddam gibi kovalasın ve ülkeye “bahar” getirsin. Ancak bu işin öyle kolay olmadığını en iyi ABD biliyor. Irak tek başınaydı. Rusya o sıralarda henüz ayakları üzerinde duramıyordu. İran zaten potansiyel bir Irak düşmanıydı vb... Ama Suriye söz konusu olduğunda, durum tamamen değişik bir hal alıyor. İran, Rusya ve hatta Çin, ABD’nin kabadayıca Suriye’ye müdahale etmesine izin vermeyecektir. Vermesi halinde ise onlar da ABD’nin patronluğunu kabul etmiş olacaktır ve o andan sonra Trump’ın dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir müdahale yapmasına göz yumacaklardır.

Bütün bunlar dış politikayı Türkiye’den bile olsa izleyen herkesin aklına gelen öyküler. Bir de işin hiç akla gelmeyen öyküsü var, ki zaten bu yazının amacı da onu anlatmak.

Herkesin ilk akla getirdiği, “acaba 3. Dünya Savaşı mı çıkıyor” sorusuydu. Bunun şimdilik söz konusu bile olmadığını belirtmekte yarar var. Durum henüz “bilek güreşi” aşamasında ve ne ABD’nin böyle bir savaşı çıkaracak gücü var, ne AB’nin desteğinin ABD’ye yetmesi söz konusu ne de ABD dışındaki güçlerin (Rusya, Çin, İran, Hindistan) göze alabileceği bir şey dünya savaşı. Rusya, son dünya savaşında yirmi milyondan fazla insanını kaybetmiş bir ülke olarak yoğurdu üfleyerek yemek durumunda.

Elinde nükleer silahlar bulunan ülkelerin bunu bir “tehdit” olarak göstermesi de boşa çaba, zira tüm ülkeler biliyor ki, nükleer silah kullanılması halinde kullanan da karşı tarafta, kısacası dünya yok olacaktır. Nükleer silaha baş vurmayla, bir insanın kendini uçurumdan aşağı atması arasında düşünce açısından hiç fark yok.

AKP iktidarı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için üzülerek söyleyeyim ki, Suriye krizi daha fazla tırmandırılmaz. Provakosyanlara rağmen, yine bir “sarin” macerası olması halinde bile, herkes soğukkanlılığını koruyacaktır. Trump’ın “füze sallamaya” ihtiyacı vardı ve yaptı. Kendisi amacına ulaştı ve başkanlığa gelirken verdiği sözü yapmak için yeniden kabuğuna bürünüp, ABD iç meseleleriyle uğraşmayı sürdürecektir.

Rusya zaten olayı kaşımak niyetinde değil. Çin’in adı bile geçmiyor, herhalde duymadılar diyebilirsiniz. En sert tepki İran’dan geldi, ama o da normaldir. İran’ın ağız dolusu küfür etmesi halinde bile ABD’nin umursamayacağını tüm diplomasi biliyor. İran, sert tepki vermeseydi ancak ABD kuşkuyla bakabilirdi.

Katolik ve Ortadoks dünyası birlikte karar verir de, dünyanın "seyrelmesi" için bir Müslüman kıyımına kalkışırlarsa, işte o zaman dünya savaşı değil, Huntington'un medeniyetler savaşı başlar. Bu mümkündür işte.

ABD enfiye çekmeden biz hapşıramayacağımız için, tahriklere devam da etsek, sonunda Fırat Kalkanı meselesi gibi gittiğimiz yerden geri dönmek zorunda kalacağız, bu açık. Çok istiyor Türkiye Suriye’nin içine dalmak ve gerçekten de “Emevi Cami’nde namaz kılmak”...

Ancak şimdilik de, yakın gelecekte de bu mümkün görünmüyor.

09.04.2017 (A. Mümtaz İdil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR