“YENİ YILI KUTLAYALIM” MI DEDİNİZ?

“YENİ YILI KUTLAYALIM” MI DEDİNİZ?

Sevgili okurlar, biliyorsunuz uzun süredir yazamıyordum.

Bugünleri dünlerden dünlerden de önce gördük, “Aman tongaya düşmeyelim” diye anlattık durduk; kâr etmedi. Okuyanlar,  ya “Sen ben bizim oğlan” ya da at gözlüğünü çıkarmamakta ısrarlı, “Benim gibi düşünmediği için katli vaciptir” diyen sağ gösterip sağ, sol gösterip sağ vuran klavye aslanları.

Birbirimizi dinlememekten, tartışmayı öğrenememekten, sorgulamayı gereksiz saymaktan, günübirlik çıkarların, yenmek için çaba gösterilmeyen korkuların kuşatmasını aşamamaktan ötürü vardık geldik bugünlere.

Bugün de yarınların karadan da öte karanlığını apaçık görüyoruz. Yazıp duruyor yiğit dostlar, gözü kara gencecik gazeteciler ya da deneyimli bilgili gazeteci yazarlar. Onlara da sahip çıkamıyoruz.

Dilimizde tüy bitmişken artık yazsan ne olacak, yazmasan ne olacak? Herbirimiz  bir iken üç, beş olmayı beceremedikçe, olan biten her şey, söze bile gerek bırakmayıp yaşamımızı didikleyip tükettiği halde. 2017’ye giriyormuşuz. Zaman dediğiniz ne ki?

MÖ.5.yüzyılda Sinop’tan babasının suçları nedeniyle Atina’ya sürülen Sinoplu Diyojeni bilmeyenimiz yoktur.

Hani, servetin insanlığın baş belası olduğunu, servetin, adalet, iyilik, doğruluk, merhamet, yiğitlik, alçak gönüllülük vb. kadim erdemleri boğup yok ettiğini savunan Sinoplu bilge Diyojen.

Hani Korint’e geldiğinde, onu görüp hakkında bilgi edinince saygıyla ziyaretine giderek bir isteğinin olup olmadığına soran Büyük İskender’e “Bir isteğim var. Gölge etme başka ihsan istemem”  diyen onurlu, yiğit Diyojen.

Öğlen güneşinde, elinde fenerle Atina sokaklarında “Bir adam arıyorum, bir adam!” diye haykırarak acıyla dolaşan Diyojen.

Şimdi ben de diyorum ki…

Diyojen’den bu yana aradan 2020 yıl geçmiş.

Şu 2017’ye girerken gündüzler yok olup bizler, tümden kanlı gecelerde debelenirken… Elimize birer fener alıp Ankara sokaklarında mı dolaşsak acaba?

Gün ışığının mağaraya ilk sızışına benzese bile bizlere “Ne de olsa bir ışık göründü işte” dedirtebilecek, kul olmayı reddetmiş, erdemli, yiğit 30-40 adam bulabilir miyiz?

Aklımızı hızla yok eden, bizi ayak altında dolaşan sürüngenlere benzeten şu tekinsiz son yılları elbirliğiyle atlatabileceğiz minicik bir umut ışığı görebilir miyiz?

Yoksa salı günlerinde, komisyonlarda, gazetelerinde  aslan kesilip de koltuklarından kalkmaya hiç niyetlenmeyen  muhalefetçiklere  Diyojen’in  dediği gibi “Gölge etme başka ihsan istemem”  diyebilir miyiz? Bir zamanlar böyle şeyler yapıyorduk değil mi?

Neyse…

Ne dersiniz?  Bu gece yılbaşını kutlayalım mı?

Yoksa eğer unutmadıysak “Neyi, niçin, nasıl kutluyoruz?” sorularını mı sorsak?

Klavyemden bal damlıyor değil mi sevgili okur?

Yazarsam bal fıçısının musluğu iyice açılacak, kapkara rengi korkutucu ama has be has acımsı doğal mumlu peteklerden süzülen ballar akacak. Ama yine siz, onun rengine, tadına  bakıp gerçek bal olduğuna inanmayacaksınız nasılsa.

O nedenle “Neden yazmıyorsun?” sorusunu da unutun gitsin isterseniz.

İstesem de unutmayı beceremediğim sevgilerimle, dostlukla…

31.12 2016

Vildan Sevil

31.12.2016 (Vildan Sevil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

İLK SOSYALİST MUHTAR FEVZİ AĞABEY

Ah Sevgilim, Aşkım Benim! 14 Şubat’ta Nerelere Gidelim?

EYYY SEVGİLİ OKURLAR VE FACEBOOK ARKADAŞLARIM!

BİR KADIN VAR

DEDEM DÜŞLERİME GİRİYOR

Ne Sevinmek Ne de Yerinmek, Uyanık Olmak

Bir yıl ne çabuk geçti be Birol dostum!

Güneydoğu ve Yine Ankara Katliamlar Zinciri

Erkek Egemen Toplumdan Erkek Dininin Egemen Olduğu Topluma