" Fidel Arkadaşımdı"

A. Mümtaz İdil

" Fidel Arkadaşımdı"

Fidel Castro bir köyü ziyareti sırasında, küçük bir çocukla karşılaşır.

“Burnunu kaptırmadan” çocuğun yanına yanaşıp, başını okşayarak:

“Söyle bakalım,” der. “Büyüyünce ne olmayı düşünüyorsun?”

“Doktor...”

“Güzel. Peki, doktor olmanı kim istiyor. Annen? Baban?”

“Hayır. Fidel...”

“Hangi Fidel?”

“Kurtarıcımız Fidel...”

“Sen Fidel’i tanıyor musun?”

“Elbette tanıyorum... Fidel benim en yakın arkadaşım.”

Çocukların gönlünde böylesine büyük taht kuran kaç lider vardır dünyada?

Atatürk'ün 23 Nisan Çocuk Bayramı'ndan başka? Onu da artık kutlamıyoruz ya, neyse...

Şimdi "çocuk tecavüzü, tacizi" üzerinde yasa yetiştirmeye çalışıyoruz.

Fidel buraları görse utancından yerin  dibine girerdi, iyi ki göremeden öldü...

Küba’nın efsane lideri hayatını kaybetti... Bekleniyordu. Hastaydı ve artık halk içine de çıkmıyordu. Sağlığı konusundaki endişeleri nedeniyle de yönetimi kardeşi Raul’e bırakmıştı çoktandır.

Ama ölüm insanın içini üzüyor.

Zaman zaman sizin de içinizden geçmiştir: Napolyon zamanında yaşamak, onun var olduğu bir dünyada olmak ya da Lenin ile aynı dünyada soluk almak, Atatürk ile aynı kentte yaşamak, Einstein’ın var olduğu bir dünyada onu görebilme umudu taşımak...

Fidel Castro’da benim yaşımdaki insanların çoğu için böyleydi. Bu “efsane” liderin yaşadığı bir dünyada yaşıyor olmak bambaşka bir şeydi ve en azından Küba’yı görmek kadar, onu da görme umudu taşıyorduk.

Havana olduğu yerde duruyor, ama artık Fidel yok...

Hayatıyla, kahramanlıklarıyla, direnişiyle ilgili onlarca, yüzlerce yazı çıkacak. Biyografisi didik didik edilecek. O nedenle burada Fidel Castro “kimdi” gibi bir yazı yazmanın anlamı yok.

Ama düşüncelerinin bir bölümünü yansıtmak önemli. Hepsini değilse de bir kısmını en azından.

Ekim 2010 tarihinde Global Researh tarafından yayınlanan bir röportajında Castro, dünyanın en önemli sorunun başında nükleer savaşın tehlikesini gösteriyordu.

Röportajın yapıldığı dönemde ABD-İran nükleer zenginleştirme meselesi gündemdeydi ve Castro için bu “dünyanın çok tehlikeli bir kavşakta” olduğu anlamına geliyordu. Zira ABD, İran’a karşı taktik nükleer silah kullanılmasını gündeme getiriyordu ve Castro bunun “dünyayı daha güvenli bir yer haline getirecek” savunmasına karşı “şeytani saçmalık” sözlerini kullanıyordu.

FİKİRLER SAVAŞI

Castro’ya göre dünyanın asıl üzerinde durması gereken nokta “fikirler savaşı”ydı ve ancak geniş kapsamlı bir “fikirler savaşı” dünya tarihini bu tehlikeli kavşaktan zarar görmeden geçebilirdi. Tek amaç olmalıydı: Dünyadaki tüm insanlığı ve dahası tüm canlı yaşamı yok etmek için büyük tehlike oluşturan nükleer savaşın mutlaka önlenmesi. Bu anlamda “fikirler savaşı” Castro için devrimci bir süreçti ve bunun anlamı tüm dünya halklarına gereğince açık biçimde “izah” edilmeli, askeri silahlanmalara, gündemi belirleyen askeri hareketlenmelere karşı harekete geçilmeliydi. Bunun da yolu, hükümetlerin baskı altına alınarak, temsilciler seçilmesini sağlamak ve yerel düzeyden uluslararası düzeye kadar örgütlenilerek, termonükleer savaşın sonuçları konusunda vatandaşlara bilgi vermekti. Ancak bu şekilde bir nükleer savaşın önüne geçilebilirdi. Şöyle diyordu Castro: “Gerekli olan; savaşın meşruluğuna, avaşı suç sayan küresel bir halk hareketine ceberrut bir tavırla meydan okuyan kitlesel bir harekettir.”

Aslına bakarsanız, başta ABD hükümetleri olmak üzere, Avrupa’nın da egemen güçleri savaşlarda sivil halkın ölümlernin bir şekilde “yan hasar” olmasını kabul ediyor ve bunların da “tazmin” edilebileceğini savunuyorlardı. Castro, muhtemel bir “nükleer savaş” sonunda böyle bir “tazminin” söz konusu olmadığını “onların” da pekala bildiğini söylüyordu.

“Fikirler Savaşı” adını verdiği görüşüyle Fidel Castro, bu düşüncenin gerçeği “gerçek”anlamına yeniden döndürmeyi ve dünya barışının temellerini oluşturmayı savunuyordu.

Konvansiyonel savaşın başta ABD olmak üzere egemen ülkeler tarafından yok edileceğine ve yerine tüm insanlığın kaçınılmaz olarak yok olmasını sağlayacak nükleer savaşın kaçınılmaz olarak küreselleşeceğine dikkat çekiyordu ve ekliyordu:

“Nükleer savaşta hasarın teminatı yalnızca insanlığın yok olması olacaktır. Tüm nükleer silahları ya da konvansiyonel silahları, savaşmak için kullanılan her şeyin ortadan kalkmasının gerektiğini söyleyecek yürekliliğe sahip olmalıyız!”

Castro ile söyleşiyi gerçekleştiren Prof. Michel Chossudovsky, Castro’ya bir nükleer savaş riskini ve insana olan tedidi soruyor.

Castro, 2010 yıllarının başında dünyanın çok büyük bir hızla nükleer savaş tehdidiyle karşı karşıya kaldığını belirterek, “soğuk savaş” döneminde bile bu denli büyük bir tehditle karşılaşılmadığını belirtiyor. Castro, burada açıkça ABD’yi suçluyor ve bu ülkenin insanların en temel haklarının ihlalini tüm dünyada uygulamaya devam ettiğini öne sürüyor.

“Çünkü", diyor Castro, "soğuk savaş sırasında ABD ve SSCB arasında imzalanan Mutual Assured Destruction (MAD) anlaşmasının barışı sağlayacağı düşüncesindeydi. Şimdi artık böyle bir rahatlık yok. Soğuk savaş dönemi iki kutuplu ülkelerin ‘birbirini yok etme’ garantisini taşıyordu.”

Ama arada şu vardı elbette: Özellikle 11 Eylül, İkiz Kulelere yapılan saldırı sonrası ABD’nin nükleer savaş öğretisi yeniden tanımlanmaya başladı.

Castro bu noktada, Güney Kore’ye ait amiral gemisi Cheonan’ın batırılışına değiniyor ve bunun bir rastlantı veya yanlışlık olmadığını vurguluyor. “Yani,” diyor Castro, “dünyada nükleer bir savaşın başlatılması neredeyse pamuk ipliğine bağlı.”

“Bu arada", diye devam ediyor Castro, "Kuzey Kore Cumhuriyeti aleyhinde geliştirilen kışkırtmacalar, İran’a karşı bir saldırganlık politikası izlenmesi dünyada bir nükleer savaş tehlikesi konusundaki endişelerimizi artırdı. Bu ülkelerdeki siyasi süreçleri yakından izledik.”

TÜRKİYE KARŞI OY KULLANIYOR

"İran’a karşı tehditler Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yürüttüğü araştırmalar için İran’ı kınamasını kabul etmesinden sonra, İran yüzde 20’lik uranyum zenginleştirme yoluna gitti ve dünyayı da tehdit etti. Güvenlik Konseyi bunun kabul edilemez olduğunu belirtti. Daimi temsilcilerle birlikte 12 üye yaptırım konusunda lehte oy kullandı, beş ülke veto etti, bunlardan biri çekimserdi, iki ülke de Brezilya ve Türkiye karşı oy kullandı. Ama karar BM’nin kararı doğrultusunda çıkınca, ABD uçak gemileri ve bir de nükleer denizaltısı İran Körfezi’ne ve İran yakınlarındaki denizlere doğru hareket etti.

ABD ve arkasındaki ülkelerin, özellikle NATO müttefiklerinin İran’a karşı uygulanan ambargolar konusundaki tavırları kaba ve adaletsizdi. Rusya ve Çin neden kararı veto etmediler, bugün bile anlamış değilim. Bu durum neredeyse dünyayı bir savaşın eşiğine getirmişti o sıralar.

“Bu arada İsrail devreye girdi ve BM dahil hiç kimsenin iznini almadan Haziran 1981 tarihinde Irak’ta bazı kişilere saldırdılar ve yok ettiler. 2007’ye gelindiğinde, Suriye’de inşa edilecek bir araştırma merkezine de aynı saldırıyı gerçekleştirdiler. Burada anlayamadığım şey, İsrail’in istihbaratıyla Suriye’de bazı şeyler yapılıyor olduğu bilinse de, neden İsrail’in bu saldırısının kınanmadığıydı. Yapılanın sonunda yalnızca Kuzey Kore ile bir işbirliği çalışması olduğu ortaya çıktı.”

“MÜSLÜMAN DÜNYAYA KARŞI SAVAŞ KAZANAMAZSINIZ”

Castro’ya göre Ruya ve Çin’e yönelik tüm tehditlerin temelinde, iki ülkenin de İran sorununa karışmamasını sağlamak için. Başka bir deyişle, İranla çıkacak muhtemel bir savaş olursa, Çin ve Rusya böyle bir savaşa hiçbir şekilde müdahale etmeyecek, İran’la olan askeri işbirliği dondurulacak ve bu Çin ve Rusya ile çatışma olmadan Orta Doğu’daki savaşları genişletmenin bir yolu, ancak elbette bu bir “senaryo” olmaktan öteye geçemedi.

Fidel Castro, küçük bir ülkenin efsane devlet başkanı olarak ve dünyaya bir avuç insanın neler yapabileceğini göstermesi açısından çok önemli bir kimlikti. Yukarıda, Castro’nun son İran-Çin-Rusya-ABD ilişkilerindeki gerginliğe ne denli soğukkanlı ve yapıcı baktığı konusunda ipuçları bulmak mümkün. Olayları doğru tahlil edebilen ve sonuçlarının dehşetini ve zararını da görebilen bir düşünce adamıydı.

Dünya ona çok şey borçlu elbette. Bir kere Che Guevara ile birlikte yürüttüğü (kardeşi Raul’u da unutmamak gerek) emperyalizme karşı yürüttükleri savaş ve bundan galip çıkmaları dünya tarihine altın harflerle çoktan yazıldı.

Küba, dictator Batista’yı ülkeden kovduktan sonra da uzun sure ABD ve dış dünya tarafından rahatsız edildi, ama hepsinin üstesinden gelmeyi başardı.

Castro’ya göre ABD’nin İran’a uyguladığı ambargo ve hatta daha da ileride bir savaşa dönüşebilecek gerilimden en büyük zararı Çin görecekti. Çin büyüyen bir ekonomi ve kendi yenilenebilir enerji kaynaklarını hızla geliştirmekle birlikte hala petrole büyük ihtiyaç duyuyor. Ekonomisini buy olla daha da ileri götürebilmesi için İran ile ilişkilerini sıcak tutmak zorunda.

Ama tüm bunlar artık eskimiş hale geldi ve Castro’nun kehanetleri yerinde de olsa, gerçekleşmedi. Şimdi artık ABD İran yakınlaşması sorunları büyük ölçüde çözdü ve Çin için beklenen büyüme de gerçekleşmedi.

Ancak, yine Castro’nun tahminlerine göre, muhtemel bir ABD-İran savaşında, ABD’nin işinin hiç de kolay olmayacağı görüşü: Castro, “İran’ın askerri gücü büyük. Emri altında on milyonlarca kadın ve erkek askeri var. Bunlar üstelik muharip sınıftan kişiler. Gözlerini korkutmak öyle kolay değil. Ölmek için eğitimli ve kararlı milyonlarca savaşçı söz konusu. Yalnızca bununla da kalmıyor, diğer yandan aynı güçte olmasa da Afganlar var. Bir anlamda Afganlarla da savaşı göze almak zorunda kalacaktır ABD, zira insansız hava araçları tarafından insanlarını sürekli kaybediyorlar ve savaşmamak için hiçbir nedenleri yok.

Şu sözü çok önemli bence Fidel Castro’nun: “Müslüman dünyaya karşı savaş kazanamazsınız. Bu çılgınlıktır.”

Castro bir başka önemli noktaya da değiniyor. Konvansiyonel silahlarla artık savaş kazanma şansı bulunmadığı. Artık hiçbir ülkenin milyonlarca insana karşı konvansiyonel silahlarla savaş kazanmasının mümkün olmadığı.

“Gerillaydım,” diyor Castro, “ve hatırladığım kadarıyla, sahip olduğum kuvvetlerin nasıl kullanılacağı konusunda ciddi ciddi düşünmek zorunda kaldım ve bu kuvvetleri tek bir yerde yoğunlaştırma konusunda hata yapmadım. Çünkü kuvvetler bir alanda yoğunlaşırsa, kitle imha silahları onlara büyük kayıplar verdirir.”

Bu yazıyı, Fidel Castro’nun bir başka yönünü anlatmak için ele aldım. Elbette, yazının başında da belirttiğim Michel Chossudovsky ile yaptığı söyleşiden de yararlandım. Rus Bilim Akademisi tarafından hazırlanan Che Guevara’nın hayatından bölümlerden de bazı bilgiler ekledim.

Yazmakla bitecek gibi biri değil Castro ve dünya onu bir “efsane” olarak yüzyıllar boyu anacak.

Aynı çağda ve aynı zaman diliminde yaşamış olmak bile onur verici…

26.11.2016 (A. Mümtaz İdil)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KİTAPLAR SUÇ ALETİ OLURSA...

BENİ KRALDAN DAHA YETKİLİ KILIN

Hala çözülemeyen cinayet

Referandumlardan hep bu sonuç çıkıyor

Hammurabi kanunları bile daha insaflı

Bilinmeyen Marlon Brando

İşte yine yakalandın alçak!

İdam tartışmalarına hiç bu açıdan bakmadınız

Türbanlılar TÜYAP'ta en çok hangi kitapları aldı