ÇARKLAR ARASINA HAPSEDİLMİŞ UMUTLAR...

Prof.Dr. Levent Seçer

ÇARKLAR ARASINA HAPSEDİLMİŞ UMUTLAR...

Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Ülkeyi bu çarkın ortasında bırakanlar, kurnaz siyasetin getirisinde dolaysız bir demokrasi saygınlığının nerede kaldığının farkında bile değiller. İnanç değerlerinin bile siyasete alet edildiği  bir ülke de demokrasi aramak mümkün mü?.  Allah'a inandığımızı söylemek kolay, ama asıl önemli olan  Allah'ın inandığı insan olabilmek.  Şimdi din saygınlığını kullanarak ülkeyi Batı'nın çağdaş  değerlerine posta koyup. Orta doğunun kabile demokrasisine kurban vermek tehlikenin adı değil mi?.
 
İstedikleri çağdaş laik bir Türkiye değil, çağ dışı kalmış sorgulayamayan, okumayan, araştıra mayan, korkan, uyuyan bir toplum. Karl Marks, '' Din afyondur''  der. Oysa  Marks egemen sınıfların milleti uyutmak için  dini afyon niyetinde kullandığını kasteder. İşte bunun örneklerini canlı biçimde görüyoruz. Hala uyuyan bir toplum olmaktan öte geçemedik. Ama asıl büyük tehlike, bizi yönetenlerin Müslüman ve Hristiyan kültürleri  kavgalı  gibi göstermeleri. Diğer taraftan bilim saygınlığını Dine düşman gibi anlatmaları. Atatürk '' Akıl ve Bilim benim milletime bıraktığım en önemli mirasım dır'' dediğini ise hiç  görmemeleri, işte bu ülkenin şimdi nasıl bir çarkın tıkanmanın ortasında kaldığının resmidir. Kendi siyasal geleceklerini korumak adına, ülkeyi tüm çağdaş değerlerin ötesinde karanlıklarda bıraktıklarının farkında bile değiller. Bunun adına Batı'dan koparılmış  bir Türkiye, ve yaşanacak büyük tehlikeler adını vermek mümkün. 
 
TEZATLAR ÜLKESİ...
 
Anayasa değişsin ve Başkanlık gelsin diyenlerin  asıl maksatları belli değil mi?. Ülke zaten şu anda fiilen başkanlık otoriter sistemin içinde. Atatürk nefreti, ve laik cumhuriyet çağdaş anlayıştan nefret etmek, işte asıl hedef bu ümmetin istediği. Türkiye bir tezatlar ülkesi. Kurnaz  siyaset anlayışının hakim olduğu bir ülke, ve sadece kendi adına TEK adam olmak isteyen bir zihniyet.  Atatürk devrimleri ve tüm çağdaş değerlerin yok sayıldığı bir ülkede, bundan sonrasının aydınlık değil karanlıklar olacağını düşünmek acı veriyor insana. Ama beni asıl üzen, cehaletin suskunluğu değil, aydınlığın neden suskun kaldığıdır. Siyasetin çıkar ve kişisel yatırımlar adına yapıldığı bir ülke de, aydınlıktan çağdaşlıktan  söz etmek mümkün değil artık. Tüm cumhuriyet kazanımlarının bir bir yok edildiği bir ülke de, hangi demokrasiden söz edeceksiniz?. İnsan hak ve özgürlükleri, insanların özgürce düşüncelerini anlatamadığı, düşünen yazan konuşan bir toplum olmaktan çok uzakta kalan bir Türkiye. ve her geçen gün yaşadığından geleceğinden kaygı duyan bir toplum olmak, ve adına korku toplumu demek daha kolay olacak. Karanlıklara sürüklenen bir Türkiye, bunun başka bir adının olacağını sanmıyorum. Türk kimliğinin bile yazılamadığı bir ülkede, ben hangi milletin vatandaşı olduğumu anlatacağım merak ediyorum. Türkiye bu tıkanmayı hak etmiyor hak etmedi aslada hak etmeyecek. İfade özgürlüğünün olmadığı, yargı bağımsızlığının tartışıldığı, Akıl, bilim, sanat ve tüm çağdaş değerlerin yansıtılmak tan uzak tutulduğu bir ülke modeli. '' Ben bu mahkemenin verdiği kararı tanımıyorum'' diyen bir cumhurbaşkanı, üstelik ülkenin en üst  yargı organı olan Anayasa Mahkemesinin verdiği bir kararı tanımıyorum demek, toplumun içine yansıyacak bir travma demektir. kendi medyasını oluşturup, toplumun gerçek haber alma özgürlüğünü kapatmak demokrasiye bir darbe değil mi?. Toplumun gerçeklerle buluşmasını sağlayan düşüncenin, sanatın, sanatçının, yazar, gazeteci, bilim insanının, sabahın altısından korkmaya başlaması özgürlüğün tutuklanması değilde nedir?. İnadına  bağnazlık ümmetçilik baskısıyla aydınlığı karanlıklara dönüştürmek nedendir?  Korku içinde yaşayan bir toplum mutlu olabilir mi?. 
 
Eleştiriye aşırı tepki gösteren, Empati kuramayan, Bütün benliğinde büyüklük hissi yatan, Başkalarını çok iyi kullanan, İnsanlara değer vermeyen, Zenginlik, başarı, güç, ihtişam, itibar görme, iltifat, Kendilerine hayran kitlesi oluşturmak, her şeyi bildiğini sanarak kimseyi dinlememek, kişisel güçlerini korumak adına kurumsal imkanları sınırsızca kullanmak, sadece konuşan kendisinin olması, kimseyi dikkate almamak dinlememek, her başarıda kendisine pay çıkarmak, gösteriyi kendi kişisel gücünü ispat için kullanmak, bütün bu yazdıklarım sadece NARSİSİN özellikleri. Şimdi kendi kendime sormak isterim, acaba bu özellikleri taşıyan birine tevazu göstermek, övgüden hoşlandıkları için alkışlamak, hele birde ülkeyi yönetmeye kalkmışsa yaşa var ol demek felaket değilde nedir. 
 
YENİ TÜRKİYE MASALI...
 
Türkiye cumhuriyeti yerine yeni İslami cumhuriyet, yada son Osmanlı diyorlar. Peki cumhuriyetten nefret edenler korkanlar, şimdi nasıl oluyor da İslami yönetim biçiminde cumhuriyetin adını kullanabiliyorlar bunu anlamış değilim. Çağdaş laik cumhuriyet tek seçeneğimiz budur. Din saygınlığına asla bir söz etmek haddime düşmez, ama bunun siyasete alet edilip insan duygularının satın alınması, ve duyguları körelmiş satın alınmış cehaletin eline verilmiş uyuyan bir toplum haline getirilmek, işte şimdi Türkiye bu cehaletin yaptığı seçimle  bu duruma geldi. İnsan hak ve özgürlükleri dedim, demokratik ülkelerde düşünce saygınlığı önemli. Milletvekili dokunulmazlığının cumhur tarafından imzalanması kaygı verici bana göre, cumhur tarafsız olmalı, ve siyasal gücün ötesinde kalıp ülkenin uluslararası saygınlığının önemini çok iyi bilmeli. 21'inci yüzyıla yakışmayan söylemler ülkeye zarar veriyor. Özellikle en üst makamda olan birinin konuşma  tarzında bölücü değil birleştirici olması gerekir. Başkanlık  ve anayasa değişikliği inadından vazgeçilmeli, tarafsız 
bir cumhurbaşkanı, bana göre toplumun yaşadığı tıkanmayı biraz olsun açması gerekir. Ardı arkası kesilmeyen şehitlerin arkada bıraktıkları göz yaşı dinmeli, artık terör belasına daha etkin biçimde önlem alınmalı, ve terörü besleyen  nedenler daha etkin biçimde araştırılmalı, burada bile siyasal çıkarların getirisini düşünmemeli bizi yönetenler. Yeni Türkiye acaba tüm bu sıkıntılara çare bulabilecek mi?. Türkiye Cumhuriyeti değil de, yeni Türkiye diye hayal kuranlar, her şeye rağmen tek bir cumhuriyetin olduğunu, onunda adının Türkiye Cumhuriyeti olarak sonsuza kadar kalacağı  gerçeğini  bilmeliler. AKP şimdi dini kullanarak toplumu içine tıkadığı çarkın arasında  bir süre daha tutacak sanırım. THE ECONOMİST. AKP kürt oylarını almak için  özellikle Diyarbakır da ''Ne Mutlu Türküm Diyene'' yerine ''Ne Mutlu Müslümanım Diyene'' yi tercih ediyordu. O dönemde Gülen cemaatinin, AKP'ye  oy kazandırdığını unutmamak gerek. Dergi  ''daha sonra ayrılık başladığında, paralel senaryolarla cemaatin dini asıl kendisinin kullandığı  Başbakan tarafından çarpıtılarak anlatıldı'' dedi. Asıl gerçeğin AKP tarafında saklı kaldığını, ve dini kullanarak siyasetin tarafının çizildiğini  görmek mümkün. Yani yeni Türkiye dedikleri masal içinde, ağırlık din olacak, zira toplumda taraf bulmak ancak bu biçimde mümkün . Şimdi Ramazan nedeniyle inanç saygınlığının nasılda gösterilere dönüştüğünü göreceğiz. Özellikle  ALMANYA  da din sömürüsüne tanık olmak daha belirgin yaşanacak. AKP buralarda etkin biçimde inanç saygınlığını siyasal  kazanca dönüştürmesini biliyor. Bu kurumlar buralarda çok etkin çalışıyor, okumayan bir toplum gerçeği özellikle Almanya da daha belirgin olarak karşımıza çıkıyor. Buda halkı kandırmak adına din en etkin silah olarak kullanılıyor. Özellikle Tv kanallarında din tacirleri  inanç saygınlığını halka duygusal sömürü olarak yansıtıyorlar. Ama dine nasıl bir zarar verdiklerinin onlarda farkında değiller. Asıl büyük tehlikede  mistik Tv dizileri ve evlendirme kadın programları. Aslında Türkiyeyi görmek tanımak yazmak için bu programları izlemek yeter bana kalırsa. Günde 8-9 saat bu programları seyreden bir toplum. ülkenin geldiği bu tıkanmaya kendisinin sebep olduğunu gördüğünde Türkiye sarıldığı çarkın arasından kurtulacaktır.  Bugün yaşananlara gördüklerime baktığımda, gelecekten kaygı duymama rağmen içimde hala bir umut var.
Prof.Dr.Levent Seçer
13.06.2016 (Prof.Dr. Levent Seçer)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR