Sosyal medya Ayşe annenin oğlu için verdiği mücadeleyi paylaşıyor

Sosyal medya Ayşe annenin oğlu için verdiği mücadeleyi paylaşıyor

Sosyal medya Ayşe annenin oğlu için verdiği mücadeleyi paylaşıyor

Çorum'da yaşayan bir ev hanımı anne, oğlu için aldığı 52 liralık test kitabında soruların yanıtlarının yanlış verilmesi üzerine yayıneviyle yaşadıklarını kaleme aldı ve sosyal medyanın gündemine oturdu.

Anne, “Ayşe’nin kozası” adlı internet blogunda, “Bir ev hanımı annenin elli iki liralık hak arayışı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bu yazıda oğlu için önce “su geçirmez bot” aldığını ve botun su geçirdiğini, daha sonra test kitabı aldığını, bu kitabın da hatalı olduğunun ortaya çıktığını anlattı.

YAYINEVİNDEN ÖNCE AZAR SONRA ÖZÜR!

Bilfen Yayınları’ndan oğluna 52 liralık test kitabı aldığını belirten anne, hatalı kitap nedeniyle yayınevini arayıp sorunu anlattığında ise “azarlandığını” ifade etti.

Yazının Ekşi Sözlük’te paylaşılmasının ardından anne, sosyal medyanın gündemine oturdu. Gündem olan yazının ardından yayınevi yetkilisinin de eşini aradığını belirten anne, “Eşimin iş yerini Bilfen yetkili kişisi aramış, kendisinin gerçek yetkili kişi olduğunu, yazımı okuduğunu, çok üzüldüğünü ve o kişi adına özür dilemek istediğini söylemiş” dedi.

“TEŞEKKÜR EDERİM DERDİM İLE DERTLENDİĞİNİZ İÇİN”


“Benim bloğumu günde en fazla bir iki kişi okur, yazım okunsun diye hiç bir şey yapmadım, haberim olmadan birçok yerde paylaşılmış” diyen anne yazısına ilgi gösterenlere şöyle teşekkür etti:

“İnternet ortamında yazdığımın farkındayım, altı senedir sessiz sessiz yazıyordum. Haberim olmadan yazımın bugün ekşi sözlükte paylaşılmış olması, yetkili kişinin beni aramasına vesile oldu. Hakkımda neler yazılmış diye cesaret edip ekşi sözlüğe giremedim. Teşekkür ederim derdim ile dertlendiğiniz için.”

İşte o annenin gündem olan yazısını ara başlıklar koyarak yayımlıyoruz:

“Üç gündür Çorum'da kar var. Oğluma su geçirmez diye aldığım bot, su geçiriyormuş, okuldan geldiğinde çoraplarını sırılsıklam görünce, botları aldığımız yere gittik. Satıcıya,"su geçirmez diye verdiğin botlar su geçiriyor " dediğimde, “abla, tabi ki karda su geçirecek, karda su geçirmeyen bot mu var” derken adamdan korktum, öyle gevrek, öyle kendinden emin konuşuyordu ki parayı iade etmemek için müşterisine böcek gibi bakıp üzerine basıp ezebilecek güçte olduğunu göstermeye çalışıyordu. Küçük esnaftan bu kaçıncı kazık yiyişim. Markalı garantili büyük markalara uğradık, verdiğimizin beş katını istiyorlardı, hazırlıklı gelmek üzere su geçiren botlarımız ile geri dönerken bir kırtasiyeye uğradık, herkeste olan bir test kitabını haftalarca istiyordu, internetten alırız daha ucuza gelir diye geçiştirirken, oğlum kırtasiyeden test kitabını kucaklamış kasaya getirmişti. Hayatta para harcamaktan korkmadığım tek şey kitaplardır ama test kitaplarına değil. Kaç lira olabilir diye kasada kitabı okutan kişinin yüzüne bakarak fikir yürütüyorum, 15, 25 en fazla 30 olsun, daha fazlasını veremem derken kasadan, "52 lira hanımefendi” sesi yükseldi. Gözlerim açıldı, oğluma baktım çoktan kitaba sarılmış. Elinden alıp, almıyoruz demek yerine "ay başına kadar botlarının içine poşet giyersen alırım” dedim, “olur” dedi.

"SESİM TİTREDİ, KAPATTIM"

Eve gelir gelmez, test kitabını çözmeye başladı, ilk testte iki hata yapılmış. Acaba biz mi yanlış biliyoruz diye araştırıyoruz. Hayır, daha ilk teste iki tane yanlışlık yapıldığını görüyorum, oğlum bilgisinden şüpheleniyor, herkes bu kitabı alıyor, olamaz, biz yanlış biliyoruz diyerek kitaba inanma yoluna gidince, öğretmenine sormasını istedim. Ertesi gün öğretmeni, soruların yanlış olduğunu, üzerinde durmayıp başka sorulara geçmesini önermiş. Akşam, bir, çalışma masasındaki yanlış hazırlanmış test kitabına, bir, kalorifer üzerine kuruması için konulmuş botlara baktım. Botta iade etme cesaretini gösterememiştim ama test kitabını iade etme düşüncesini tartmaya başladım. Büyük bir yayınevi, markalı, muhatap olacağım kişiler daha eğitimli diye kendimi gaza getirdim. İnternetten yayınevinin iletişim telefonunu aldım, telefondaki kişiye şunları söyleyecektim;

“Sayın yetkili sizin bir kitabınızı aldık, henüz ilk testini çözdük ama iki tane hata ile karşılaştık, hataları öğretmenimizde onayladı ama öğrencisine üzerinde durma, boş ver, dedi. Ama ben boş veremedim, oğlumun başladığı her testte acaba bu soruda da yanlışlık var mı, yoksa biz yanlış mı biliyoruz diye ikilem içinde kalmasını istemedim, paramın iadesini istiyorum” diyecektim. Dedim.

Telefonun ucundaki kişi, yanlışlığı haber veren tek kişi olduğumu ve kitapta çözülmüş testi sorun etti, işaretlenmiş kitabı alamayacaklarını söylediğinde sesim titredi, kapattım. Gerisinin beni aşacağını anladım, eşime anlattım. Eşim, her ne olursa olsun nazik ve sessiz bir konuşmacıdır. Daha yetkili biri ile görüştü. Daha yetkili birinin sözlerinden en hafiflerinden bir kaçı şöyleydi; “yayıncılıkta olur böyle şeyler, yüz binlerce basıyoruz, sizin elli iki liranızdan daha önemli işlerim var, vaktimi boşa harcıyorsunuz, çözülmüş test kitabınızı geri almayız..”

"YÜZ BİNLERCE ÇOCUK ALMIŞ AMA BU MAL KUSURLU"

Evet, yüz binlerce basıyorsunuz, öyle büyük paralara satıyorsunuz ki almamak için çok çaba sarf ediyorum. Sizinle konuşmaya cesaret edemedim, eşimi aracı koydum. Daha fazla size vakit ayıramam diyerek ve elli iki liramızı geri vermeyeceğinizi söyleyerek telefonu kapattığınızda, eşimin yüzüne baktım. Hissettiğim şeyleri size yazmak istedim, sayın yayınevi yetkilisi.

Çocuklarımızın bu kadar çok test kitaplarına ihtiyacı olmamalıydı, okulda, evde, hiç durmadan test kitabı çözdürülmesi yerine "doğru olmak, sorumluluk sahibi olmak, bütün canlıları sevebilme, onlara karşı duyarlı olabilme, ile ilgili gerçek hayat ile ilişkili dersler” daha çok olmalıydı. Öğretmeni tüketici hakları ile ilgili ders işlemiş, sınavlar yapmıştı, ama öğrencisinin elinde ki kusurlu mal için "boş ver, önemseme” demiş, hatalı kitabı okumaya devam etmesini söylemişti. Bütün sınıf bu kitabı almış, yüz binlerce çocuk almış ama bu mal kusurlu diye hiç bir çocuk şikayet etmemiş.

Çok korkuyorum sayın yayınevi yetkilisi, çocuklarımızın şimdiki eğitim sistemi ile gelecekte sizin gibi kişilikte yetkili kişiler olma ihtimalinden, çok korkuyorum.

Korkuyorum sayın yetkili, mecbur ettiğiniz o test kitapları sizi çok zenginleştirirken çocukları gelecekte nasıl etkileyecek, bilemiyorum, sizin gibi olacaklar diye korkuyorum.

"SİZİN GİBİLERDEN KORUNMAK İÇİN KENDİME CESARET VERMELİYİM"

Elli iki liramı, çocuklar üzerinden çok zenginleşen, gelecekte daha çok zenginleşme ihtimali olan siz şirkete kaptırdım. Bir ev hanımı olarak sizinle konuşma cesaretini gösteremesem de, bloğumdan beri yazmak istedim, haksızlık her yerde karşıma çıkıyor, her gün karşıma çıkıyor, bunu nasıl yaparlar, bu kadarına yürek dayanmaz, bu kadarı insanlığa sığmaz, diye başıma gelmese de çoğuna uzaktan şahit oluyorum. Sizin gibiler her geçen gün daha çok çoğalıyor, daha zengin, daha güçlü oluyor ve benim gibi küçükler hakkını aramaktan, sorgulamaktan, her geçen gün daha çok ümidi kırılıyor, azalıyor. Ama benim gibi elli iki liranın hesabını yapmak zorunda kalanların en büyük umudu çocukları... Çocuklar büyüdüklerinde doğru olacak, haksızlıklarda kendilerini sorumlu hissedecek, çirkinlikleri yok edecek, her şeyi güzelleştirecekler...

Çocuğum büyüyene kadar, ev hanımı anne olarak sizin gibi sorumluluğunu kabul etmeyen güçlülerden korumak için kendi kendime cesaret vermeliyim (telefona bile çıkmaktan çekinmemeliyim, sonunda yine güçlü kazanacak, bir şey olmayacak, zararı bana çıkacak diye ürkmemeliyim, sizin paranızı çıkarmak için ay sonuna kadar botunun içine poşet giymeyi kabul etmiş bir çocuk için azmetmeliyim, bütün bir gün doğru kelimeler ile size nasıl yazı yazabilirim diye düşündüm, siz bu arada daha çok satış yaptınız, size yazı yazmak zorunda hissettiğim için bütün bir günümü harcadım)

"YÜZÜME TELEFONU KAPATTI"

İşte böyle bir his bıraktınız, elli iki liranın hesabını soran benim gibi bir ev hanımı olan anneye, sayın yetkili.

Sabah telefon görüşmesinden sonra işine giden eşim, kitabı aldığımız kırtasiyeye uğramış, olanları anlattığında küçük kırtasiye dükkanı sahibi adam kitabın parasını vermek istemiş, "çocuk mağdur olmasın, geri almazlarsa almasınlar, ben sattım size, paranızı ben vereceğim" demiş. Kendisi emekli öğretmenmiş, çok duygulandım bize bu yetti, kitabı geri götürmedim, gözümün görmeyeceği bir yere sakladım, küçük esnafa güvenmeye devam edeceğim.

Kurumsal iletişimden de cevap gelmeyince yayınevinin adını veriyorum, Bilfen yayınevi iletişim diye internette yazıp, telefonunu internetten alıp aradığım ilk yetkili kişi kadındı ve önce kitap ile ilgili hiç şikayet almadıklarını, sonra çözülmüş bir kaç sayfa için geri alım yapamayacaklarını söyledi. Aynı kişiyi eşim aradı, daha yetkili birini istedi bu kişi erkekti, yanlış cevap anahtarı bastıklarını kabul etti ama paramızı geri vermelerinin mümkün olmadığını, yüz binlerce kitap bastıklarını bizimle uğraşamayacaklarını, vakitlerini boş yere çaldığımızı çok çok kızgın bir şekilde haykırdı, (telefon kayıtlarında var, öyle bir konuşma tarzı vardı ki, su geçiren botu aldığım esnafın üzerinde) bu yaklaşımının yanlış olduğunu, gerekli yerlere şikayet edeceğiz dediğimiz de ise "devlette yanlış soru basıyor, nereye şikayet edersen et” diyerek yüzümüze telefonu kapattı.

“TEŞEKKÜR EDERİM DERDİM İLE DERTLENDİĞİNİZ İÇİN”

Testi çözmeye ilk sosyal bilgilerden başladık, ilk testte 6 ve 7. soruların cevap anahtarı yanlış, diğerlerine bakmadık ve hiç bir yere şikayet etmedim sadece yayınevinin kurumsal iletişimine olanları anlattık, bize geri döneceklerini söylediler, dönmediler.

Yazımın üzerinden günler geçti, bloğum az okunur, nasıl oldu bilmiyorum dün akşamdan beri on beş bin kişi bloğuma girmiş. Yazım nerelerde paylaşılıyor bilmiyorum.

Yayınevi yetkili kişisi beni korkuttu çünkü kendine çok güveniyordu, kırılmaz, sarsılmaz zincirlerle kendini güçlü kılmış gibi konuşuyordu, bizimle muhatap olmak istemiyor, elli iki lira ona çok zavallı geliyordu. Bloğum çok az okunuyordu ama bir umut ile o güçlü zincirleri en umulmadık yerden en zayıf en zavallı gördüğü yerden kırmak istedim, yazdım.

Yazım çok okunurken asıl derdimi yazmak istedim;

Oğluma su geçirmeyen yeni bir bot aldım, yayınevi yetkilisinin elli iki liramı geri vermesi ve özür dilemesi gerçek derdime derman olmaz.

Yüzlerce konulu dersleri hızlı hızlı ezberletip, bol bol testlere boğup, sınavlar yapıp, çok çıkaranları ayrıştırıp, birincilerimiz diye gururla afişe eden okul, bu yaptıklarınız çocuk haklarına uyar mı?

Bana göre doğru değildi, bunu bir kağıda yazdım ve yetkili kişilere elimle verdim, geri dönüş olmadı, işte o yazım:

http://ayseninkozasi.blogspot.com.tr/2016/03/okula-sorulan-sorular-ve-beklenen-cevap.html

Değişebilir, çocuklarımıza doğru eğitimi vererek, test kitaplarından kurtararak...

Biz istersek değişebilir...

Biraz önce eşimin iş yerini Bilfen yetkili kişisi aramış, kendisinin gerçek yetkili kişi olduğunu, yazımı okuduğunu, çok üzüldüğünü ve o kişi adına özür dilemek istediğini söylemiş.

Benim bloğumu günde en fazla bir iki kişi okur, yazım okunsun diye hiç bir şey yapmadım, haberim olmadan birçok yerde paylaşılmış. İnternet ortamında yazdığımın farkındayım, altı senedir sessiz sessiz yazıyordum. Haberim olmadan yazımın bugün ekşi sözlükte paylaşılmış olması, yetkili kişinin beni aramasına vesile oldu. (Hakkımda neler yazılmış diye cesaret edip ekşi sözlüğe giremedim)

Teşekkür ederim derdim ile dertlendiğiniz için.

Odatv.com

08.12.2016 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz