Oktay Etiman uğurlandı... Arkadaşları Etiman'ı anlattı

Oktay Etiman uğurlandı... Arkadaşları Etiman'ı anlattı

68 kuşağının önde gelen isimlerinden THKP-C’nin kurucularından, yazar, çevirmen ve yayıncı Oktay Etiman Ankara’da düzenlenen törenle son yolculuğuna uğurlandı.

Kocatepe Camisi’ndeki törene, HDP milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü ve Müslüm Doğan, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan, eski TİP yöneticileri, Murat Karayalçın, TMMOB Başkanı Emin Koramaz’ın yanı sıra, yazarlar, edebiyatçılar ve Etiman’ın mücadele arkadaşları katıldı. Tören, Enternasyonal, Gündoğdu ve Dev- Genç marşlarının okunmasının ardından son buldu. Etiman, Kocatepe Camisi’nde düzenlenen törenin ardından Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş’in de mezarlarının bulunduğu Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.

Arkadaşları Etiman'ı anlattı

KEMAL BERİŞLER: Gerçek bir devrimciydi

Sevgili kardeşim Oktay Etiman’ı maalesef kaybettik, içim acılarla dolu... Kaybolan kendi yaşamlarımız... Paramparça oluyoruz ve akıp gidiyoruz bu dünyadan... Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş... Aşağıda, sizlere, biyografisi için kullanılmak üzere Oktay’ın benden rica etmiş olduğu bir yazımı paylaşmak istiyorum. Belki, onu zaten hep aramızda yaşatacak olan duygulara, küçücük bir katkısı olur düşüncesiyle: “Sanırım 1972 Mayıs ayı sonlarında, (Selimiye Kışlası) aynı koridorun sonuna doğru büyükçe bir odaya aktarıldık. Buraya geldiğimizde içeride tanımadığımız bir kişi ile karşılaştık, yalnızdı; hiç konuşmadan ve yüzümüze dahi bakmadan koğuşta gidip gelip sürekli volta atıyordu. Bir süre sonra koğuşumuz kalabalıklaştı. Burada epeyce, neredeyse beş altı ayı geçen bir süre kaldık, belki de daha fazla. İlk geldiğimizde koğuşta karşılaştığımız, günün yarısını voltada, diğer yarısını Harem üzerinden Boğaz’a bakan pencerede oturarak ya da ellerini ensesinde kavuşturup, sessizce gözlerini tavana dikip derin düşünceler içerisinde yatağına uzanarak geçiren bu ketum arkadaşımızı sonra tanıdık, Oktay Etiman’dı... Bir süre sonra bu katı sessizlik ve ilgisizlik gibi görünümün altında gerçek ve sıcak bir dostun varlığını algıladık; ciddi duruşunun ardında yaşamla ve kendisiyle dalga geçebilen, ironi dolu, zeki, hiç gülümsemeden ve en umulmadık hallerde şaka yapabilen, doya doya gülmesini bilen, sorumlu ve görev adamı olgunluğunu her halinde yakalayabildiğiniz gerçek bir devrimci ile birlikteydik ve dostluğumuz, kardeşliğimiz o günlerden bugünlere kadar yıllarca kesilmeden sürdü. Bu dostluğu her zaman yaşamımdaki en önemli kazanımlardan biri olarak algıladım, onu tanımak benim için gerçek bir zenginlik oldu. 27 aylık hapishane yaşantım boyunca Oktay ile bir tesadüf eseri olarak, hep aynı koğuşları paylaştık ve birçok müşterek anımız oldu. O zamanlar hepimiz yirmili yaşlarımızdaydık, şimdi bulunduğum yerden baktığımda birer çocuk gibi görüyorum hepimizi, ancak ne gariptir o yaşlarımızda ciddi sorumluluklar üstlenmiş, belki de boyumuzdan çok büyük işlere kalkışmıştık. Bu bizim kuşağımızın kaderiydi sanırım. Daha olgunlaşamadan gençliğin verdiği o dürüst ve yoğun enerjiyle ülkemizi ve tüm dünyayı kurtarmak istiyorduk. O zamanlar öyleydi bu işler, insanlar idealleri için yaşarlardı. Oktay Etiman kardeşimle bir biçimde kesişen yaşam çizgimde onu tanımış olmaktan dolayı hep gurur duydum, iyi ki vardı, iyi ki dostum diyebildim...” İşte böyle dostlar... Bir nehirde iki defa yıkanılamıyor... Evrenin sonsuz genişliğinde ve zamanın uçucu diyalektiğinde birbirimize mutlaka kavuşacağız... Hoşça kal Sevgili Oktay, bekle bizi, kesinlikle geleceğiz...

DURSUN GÜRLER: İki şey aklımdan çıkmıyor

Sevgili Kemal’le (Berişler) Selimiye Kışlası’nda. Kışlanın Harem tarafını gören tarafının aksi tarafındaki bölümünün ikinci katında tanıştım. Bu odaya, en alttaki hücreden çıkardılar. Güneşle buluşmam, uzun bir ayrılıktan sonra burada oldu. Kısa bir süre sonrada kışlanın Harem tarafında, yeniden “modernleştirilmiş”, içinde tuvaleti olan bölümde kaldım. (Toplam 9 ay sanıyorum) Bu sürenin, sanıyorum iki ayını, Kemallerle geçirdim. Kemal Oktay (Etiman) deyince iki şey aklımdan çıkmıyor: O yanık sesiyle söylediği türkünün dizileri; “... gökte yıldız yüz altmış, Mevlam neler neler yaratmış.... Gökyüzün de yıldızlar , yeryüzünde en az sizin kadar yalnızım. Bir haykırsam karşıki dağlar yıkılır...’’ Bir de bir hayat dersi aldım: “İnsanları değerlendirme hakkının kutsallığı, bu hakkı tartarak kullanılmasının gerekliliği...” İnan, gözümün önünde resmi, dünya güzeli bir talebe... İnancı, iyilik duygularıyla beslenmiş; “Fedakârlıklar yapmak”, “yaptığının değil, getirisinin yararlılığına inanmak.” Sorduğum soru, onu çok üzmüştü; nasıl böyle bir soru sorabilirsin diye, bana sitem etmişti. Ben, kendimce, “Yapılanların veya yaptıklarının, amaçlarına yaramadığını, aklımca sorguluyordum.” Ama o, bana bir insanlık dersi verdi. Benim insanları yargılama hakkımın “incitici yanlarının” da olabileceği düşüncesini uyandırdı. Belki de küskün duruşum buradan kaynaklanıyordu? Oktay’ı en son yıllar önce, Antalya’da gördüm. Ha bir de salata yaparken, soğanın, nasıl acısının alındığını ondan öğrendim. Toprağı bol olsun. Yüreğime acı düştü gidişiyle... Tüm tanıdıkların başı sağ olsun.

 
8.10.2017 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz