KÜRTLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU

KÜRTLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU

KÜRTLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU

Kürtler nasıl müslüman oldular?.. Belki de bu sorunun yanıtını bulmadan önce, insanların dinle nasıl tanıştıklarını irdelemek gerekir diye düşünüyorum.

Her şeyden önce insanlar doğarken hiç bir inanca ve dine sahip değildir. İnsan doğduktan sonra önce ailesinin sonra da çevresinin kültürünü alır ve onunla yoğrulur. Müslüman bir ailede yetişen müslüman; Hristiyan ailede yetişen hristiyan; Musevi ailede yetişen de Musevi olur. Tabi bu örnekleri verirken çeşitli nedenlerden dolayı din değişen istisnaları saymıyorum… Yani insanların doğuştan bir din tercihi ile gelmiş olmaları mümkün değil. Bunu daha iyi anlatmak için şöyle bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki doğuşunuzdan itibaren sizi alıp, yetişkin olduğunuz bir yaşa kadar din ve mistik inançları olmayan bir topluma bıraktılar. Burada hiç bir dini kavram olmadığı gibi, ateistlikte olmasın. 18 yaşına geldiğiniz zaman size bir din seçmenizi önerdiler! Ne yaparsınız? Tabi ki ilk kez duyduğunuz ve ne anlama geldiğini bilmediğiniz bu öneri karşısında şaşıracaksınız. Önce bilgi sahibi olmak isteyeceksiniz ve size önerilen dinlerin kitaplarını okuyacaksınız. Bunları okuyup araştırdıktan sonra da size uygun gelen birini tercih edeceksiniz, ya da tamamını reddedeceksiniz…

Peki burada karar vermenizi etkileyecek olan nedir? Tabi ki içinde yetişmiş olduğunuz toplumun eğitim kültür ve yaşam biçimi karar vermenizde en etkin rolü oynayacaktır. Çünkü din; ilk insan topluluklarından bu yana oluşmuş olan gelenek, görenek, örf ve adetlerinin sistemli bir hale getirilmiş halidir. Toplumlar evrildiği sürece uygarlaşacak, kendisi ile birlikte dinide reforme edecektir.

KÜRTLERİN İSLAM ÖNCESİ DİNLERİ

Bu gün her hangi bir dine mensup olan her ulusun geçmişte yaşamış olduğu eski bir dini vardı. Bazı uluslar (çok tanrılı) Politeist, bazıları da (monoteist) tek tanrılı dine inanırdı. Zengin bir mitolojiye sahip ulusların her zaman için kendilerine özgü bir dini ve uygarlığı olmuştur. Kürt’lerin dinleri de, kendi mitolojileri üzerinden şekillenmiştir. Bu açıdan baktığımız zaman belli başlı Kürt mitolojisi olarak Kawa efsanesini ve Ezidi dinini görüyoruz. Van gölü çevresinde yaşamış olan Urartular’ın Kürt olduğunu iddia edenler olsa da, bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. Kürtlerin bilinen en güçlü devleti olarak Medleri görüyoruz. Medler ilk olarak M.Ö. 858 yılında Zerdüşt olarak tarih sahnesinde yerlerini alıyorlar. Bu tarihten önce hangi isimle varlardı ya da ne zamandan beri zerdüşt oldukları konusunda bilgi sahibi değiliz.

Zerdüşt dininde 3 ayrı peygamber vardır. Bunların birincisi M.Ö. üç bin yıllarında bu günkü İran topraklarında yaşadı ve Zerdüşt dininin kurdu. İkinci Zerdüşt M.Ö. 2040 yıllarında; son Zerdüşt ise M.Ö. VI. yüzyılda İran’da ortaya çıktı. Kurucusunun adı Zerdüşt olduğu için bu isimle anılır. III. Zerdüşt zamanında din, belli kurallara bağlandı ve sistematik hale getirildi. Zerdüşt dininde iyilik Tanrısı Ahura Mazda ve Kötülük Tanrısı Ehriman olmak üzere iki tanrı vardır. Bu dinde Ahura Mazda’ya ibadet ve meleklere saygı esastır. Ateş kutsaldır ve Güneş ateşin kaynağı olduğu için Kıble kabul edilir. Kürtlerin kendilerine uyarladıkları ve en eski dinleri “Ezıdi” dinidir. Bir söylenceye göre Ezidilerin kökenleri Zerdüştlüğe dayanmaktadır ve Fars şehri Yazd´an gelmektedirler. Buna göre Ezidi kelimesi farsçadaki “yazdan“ kelimesinden türemiştir ve bu kelime Avesta´da yaradanın ismi olarak verilmektedir.

Bazı Hristiyan yazarlar Ezidilerin kökenlerinin Şemsanilere dayandığını tahmin etmektedirler. Ermeni bir tarihçi olan Mohamed Ahmed Dahman ise „…Bunlar güneşe tapan, kökenleri Farslara dayanan zerdüşt bir gruptur; burada Şemsaniler olarak tanınırlar. Kuzey-batı bölgesinde çok sayıda yaşamaktadırlar.“ diye söz eder. XI. yüzyılda Şeyh Adi’nin sistemleştirdiği Ezidilik yeni bir din olmaktan ziyade, eski Ezidi’liğin reformdan geçirilmiş halidir… Tanrıya, meleklere ve havarilere, Tausi Melek´e inan başta gelir. Tausi melek, tavuz kuşu formunda sembolize edilir. Bu doktrine göre ayrıca her Ezidi, ´Izid´in (Tanrı) şerefine yılda üç gün oruç tutmalıdır. Laleş ise Ezidilerin kutsal mekanı olmuştur. Her ezidi hayatında en az bir kere bu kutsal mekanı ziyaret etmelidir. Diğer inançlardan olanlar ile evlenmek yasaklandı, ayrıca mürid, pir ve şeyh sınıflarından olanların da birbirleri ile evlenmeleri yasaklanmıştır. Bu reforma rağmen bazı eski inanç ve gelenekler korunmuştur. Ateşin kutsallığı eskiden ve Zerdüşt inancında olduğu gibi korunmuş ve güneşe dönerek dua etme geleneği sürdürülmüştür. Bu gün müslüman olan kürtler, araplardan sonra islama ilk geçen ulus olmalarına rağman, Ezidi kürtler islamiyeti hiç bir zaman kabul etmeyerek direnmişlerdir. Şeyh Adi tarafından kurulan Ezidilik, belkide o dönemde islam ordularının yoğunlaşan baskılarına karşı alınmış bir tedbirdi…

KÜRTLER NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

Muhammed döneminde Müslüman olan Caban el-Kurdi oğlu Meymun el-Kurdi ve Zozan adındaki kadın sahabe İslam’ı kabul eden ilk Kürtlerdir. Ancak Kürtlerin kitleler halinde İslam dini ile tanışıp Müslüman olmaları İslam’ın ikinci halifesi Ömer bin Hattab döneminde 637-642 yılları arasında olmuştur. Kürtlerin Gönüllü olarak müslümanlığa geçtiğini iddia edenler olduğu gibi, Halife Ömer zamanında kılıç zoru ile müslüman olduklarını iddia edenler de vardır. Her iki iddia da kesin belgelere dayanmamasına rağmen, zorlama daha ağır basıyor. Konuya açıklık getirmek için öncelikle Ümit Hassan ve diğer tarihçilerden bazı alıntılar yapmak istiyorum.

Şöyle diyor Ümit Hassan; 

Birçok İran şehri islam işgaline karşı direnişler sürdürdü. Rayy, İsfahan ve Hamadan şehirleri başkaldırıları kırmak ve İranlıları sindirmek isteyen Halifelik tarafından bir kaç kez yok ediliyordu. Halk, gerek cizye ödememek için, gerekse işgal ordularının zorlamasıyla İslam dinine giriyordu. İşgalciler Gundişapur Akademisi’ni ve kütüphanesini ortadan kaldırdılar ve yığınlarca kitabı yaktılar. İslam işgalleri sonucu bir çok İran şehri yok edilip boşaltıldı. Saraylar ve köprüler harap edildi. Daha sonra işgale devam için yukarılara tırmandılar… ” Ve devam ediyor; “Başını, Babek’in ve Hurremiler’in çektiği bu hareketin içerisinde, Azerbaycan Türklerinin yanı sıra Fars, Kürt, Ermeni gibi diğer halklar da vardı. (Ermenilerden Babek hareketine katılanların hareket noktası Hurremilik inancı değil, Arap istilacılarından kurtulmak olsa gerektir ki, Hazar Türkleriyle Araplar arasında sıkışan Ermeniler sık sık taraflardan birinin yanında yer almışlardır). Babek’in amacı, önce Arap/İslam istilacılarını yurdundan kovmak, yurdunun bağımsızlığını sağlamak ve ardından da eşitlikçi toplum projesini hayata geçirmekti. Ayrıca, Hurremiler hareketi Babek’le başlayıp, Babek’le biten bir hareket değildir. (Ümit Hassan)

Arapların bölgeyi hâkimiyet altına alma süreci “dehşet verici kıyımlarla” kan ve barbarlıkla şekillenecektir. Savaş yoluyla fethedilen topraklar Allah’ın ihsan ettiği “ganimet” babından yağmalanıyor, İslam mücahitleri arasında paylaştırılıyor veya İslam devleti adına el konuluyorken, insanlar da köle haline getirilir. Bölgenin diğer halkları gibi Kürtler de bu süreçte büyük kırımlar pahasına haraç ödemeye ve boyun eğmeye zorlanırlar. Bu dönemdeki inançları olan Yezidilik ve Zerdüştlüğün kutsalları da dahil Kürtler, bu işgalde büyük bir zulüm ve yıkıcılıkla karşılaşırlar. (Kemal Burkay, Kürtler ve Kürdistan)

Nehavent ve Hamedan arap saldırıları karşısında birer birer düşerken ,Süleymaniye’nin güneyindeki Şehrizar bölgesi 643’e kadar direnir. Burada deri bir önlük üzerinde bulunan aşağıdaki dizeler, bir çok sorulara cevap niteliğindedir.

Hürmüzgân ruman, atiran kujan
Hoşan sureve gevre gevregan
Zorkeri arep kırdine Xabur
Gehane pale pese sari Zor
Jin u kenikan ve dil beşinan
Merdi azad tilen erui hevinan
Kevişte Zerdeşt maye bey dest
Bizika na kit Hürmüz ve hiç kes.
Tükçesi:
Hürmüz gahlar virane oldu, ateşler söndü
Büyük büyükler saklandılar
Sitemkâr Araplar her tarafı harap ettiler
Hatta şehrizor’a yetiştiler
Kadınları kızları esir götürdüler
Azad erkekleri kana boyadılar
Zerdeştin ayini sahipsiz kaldı
Hürmüz kimseye yardım etmedi.”
(Lazerev Mihoyan Kürdistan tarihi )

Önemli Arap tarihçilerinden Belazuri, bu İslami yayılma sürecinin bütünü açısından Kürt coğrafyasında ciddi bir direnişten söz eder. “Bu sürecin başlangıç dönemindeki komutanlardan Utba ibn Farkad, “Kürtlere karşı savaşmış, pek çoğunu öldürmüş ve Ömer’e Azerbaycan’a kadar olan bölgeyi fethettiğini bildirmiştir. Ancak göreceğimiz gibi fethin halka içselleştirilmesi için, sonraki yüzyıllara yayılacak daha pek çok direnişin göğüslenmesi ve ezilmesi gerekecektir. Samgan, Darabad gibi barışçıl yollarla ele geçirilen, yani kendisi teslim olan yerler de dahil halk, şeriatın Müslüman olmayanlara kelle vergisi uygulaması nedeniyle haraca bağlanıp psikolojik olarak aşağılanacaktır. Nitekim “İbni Haldun, Utba ibn Farkad’ın Kürtleri kırıp, halkı haraç ödemek zorunda bıraktığını kaydeder. (Arşak Poladyan VII ve X. yz yılda kürtler)

Sasani İmparatorluğu sınırları içindeki en çetin savaş, Şehrezor ve Pawe dolaylarında cereyan etti. Halife Ömer, Hicret’in 18. yılında (640) Kürdistan üzerine yeniden iki ordu gönderdi. Birinci orduya İmam Hasan Hezikai Yamani ve Kasım İbn-i Abbas Abdulmuttalip kumanda ediyordu. Bu ordu Kirmanşah, Hemedan, Re ve Mazindiran taraflarını; ikinci ordu ise Abdullah İbn-i Ömer ve Ebu Ubeyde Ensari komutasında Şehrezor ve Pawe dolaylarını ele geçirmekle görevlendirilmişti.”
“Her iki Arap ordusu Kürdistan’a vardığında, Kürt savaşçılarıyla aralarında birçok savaş meydana geldi. Başlangıçta Kürtler, Araplar’a baskın geldi. Şehrezor Savaşı’nda Arap başkomutanı öldü. Fakat daha sonra Kürtler her tarafta bozguna uğradılar. Araplar kesin zaferi sağlayınca Kürtler’e karşı insafsız davrandılar. Kürtlerin Zerdeşti olmaları Araplar için iyi bir bahane olmuştu. Kürdün canı, malı, ırzı ve namusu Araplar için helal sayılıyordu. Halk katledildi; şehirler, kasabalar, köyler yakıldı; mallar yağma edildi. Kadınlar, kızlar ve çocuklar da binek ve kasaplık hayvan sürüleri gibi talan edildiler.”

“Bu olayların en korkuncu, en utanç vericisi Şehrezor ve özellikle Pawe şehri civarında yaşandı. Arap komutanı Abdullah İbn-i Ömer, Pawe havalisinde büyük binalar inşa ettirerek esir edilen Kürt kadın ve kızların binlercesini bu binalara yerleştirdi. Muaz İbn-i Cemel’in önderliği ve gözetimi altında Müslüman (!) Araplar bu binalarda Kürt kadın ve kızlarına tecavüz ettiler. Bu Arap rezilliği yıllarca sürdü. Arapların henüz İslamiyet’in ilk yıllarında bu ölçüde alçakça gerçekleştirdikleri tecavüzlerin ürünü olan çocuklar Pawe civarında bugün bile mevcuttur. Kan içici Hülagu ve Timurlenk gibi canavarlar katliamlar yaptılar, ocaklar söndürdüler, masum kanı döktüler ama onlar bile bu ölçüde iğrenç ırz ve namus düşmanlığı yapmadılar.” EKREM CEMİL PAŞA

Kürtler’in nasıl müslüman olduğu konusunda oldukça fazla kaynak var. Ama şunu unutmamak gerekir ki, bu kaynak ve belgeler, bölge ülkelerin arşivlerinden elde edilmiştir. Kürtler kendi islamlaşma sürecini birinci elden yazmamışlardır. Yabancı kaynaklar ise dini inançlarından dolayı veya olaya milliyetçi duygularla baktıklarından dolayı tarafsız olamamışlardır. Genellikle sünni tarihçi ve yazarlar, İslamın ikinci halifesi Ömer’i adil ve hümanist göstermek için kürtlerin gönüllü olarak müslüman olduğunu iddia ederken; sünni olmayan tarihçiler de, Ömer’in büyük katliamlar yaptığını ifade etmişlerdir!.. Belki, dilimize çevrilmemiş ve olayın aydınlatılmasında önemli derecede rol oynayacak ama henüz ulaşamadığımız başka kaynaklarda olabilir! Zaman içinde onların ortaya çıkmasıyla konunun farklı yerlere gitmesi de mümkün elbette… “Kürtler gönüllü olarak islamiyete geçti” iddiasında bulunanlar kaynak olarak Belazuri ve Ruha (Urfa) anlaşmasını öne sürerler. Şöyle anlatıyor Belazuri :

“Futuhu’l-Buldan’da bildirildiğine göre, Kürtlerin bulunduğu bölgelerden Ruha/Urfa, Harran, Meyafarkin, Hasankeyf, Mardin, Amed/Diyarbakır, Nusaybin gibi bölgeler, savaştan sonra sulh yoluyla fethedilmişlerdir. Bu fetihler, Hz. Ebu Ubeyde’nin görevlendirdiği büyük komutan İyad b. Ganem tarafından hicrî 19-20. yıllarında gerçekleşmiştir. Buna göre, Kürtlerin, memleketlerinin Hicaz bölgesine yakın olmasının da etkisiyle, bu dönemde Müslüman olduklarını söylemek mümkündür.” Burada adı geçen El-Ruha anlaşmasının maddeleri aynen şu şekildedir: “Ben onların canları, malları, çocukları, kadınları, şehirleri ve değirmenleri için eman verdim; şu şartla ki onlar üzerlerindeki hakkı ödesinler. Köprülerimizi tamir etmeleri, yollarını şaşıranlarımıza yol göstermeleri de onlardan istediğimiz diğer şeylerdir. Allah, melekleri ve Müslümanlar şahit oldu.” Belgenin bir başka versiyonunda ise “bölge halkı Müslümanlara korunmaları karşılığı cizye verecekler, Müslümanlara karşı ihanet içinde olmayacaklar, Müslümanlar da onların canlarını ve mallarını koruyacaklar, kiliselerini yıkmayacaklar ve oturmayacaklar.”

Yukarıda ki anlaşmanın İslam Halifesi Ömer adına İyad b.Ganem ile kürtler arasında yapıldığını biliyoruz. Görüldüğü kadarı ile İyad b. Ganem Halife Ömer adına anlaşmaya imza koyan isimdir. Ama Kürtler adına imza koyan bir isim bulunmamaktadır. Bu da gösteriyor ki El-Ruha, anlaşmadan çok tek taraflı ilan edilmiş tebligattan başka bir şey değildir! Çünkü bir metnin anlaşma olması için her iki tarafın muhatabının belli olması ve altına da imza atması gerekir. Ayrıca Belazuri “savaştan sonra sulh yoluyla fethedilmişlerdir.” ifadesi ile zaten bir savaşın yaşandığını açıkça anlatmaktadır. Savaştan sonra sulh ise; arapların kendi şartlarını, kürtlere kılıç zoru ile kabul ettirdikleri anlamını taşır. Metnin içeriğine gelince; ortada islam ordularının kazandığı bir savaşın varlığı çok açık. İyad b. Ganem, savaşın galibi olarak kürtlerin can ve mallarını bağışlamayı belli şartlara bağlıyor. Burada her ne kadar müslümanlık şart koşulmamış olsa da, savaşın kendisi zaten mağlup tarafı esaret altına almak için baskı ve tehdittir! Esir altına alınmış bir halkın özgür iradesi ile seçim yapma şansı olmaz. Öte yandan Ebu Bekir halifeliği döneminde Halid Bin Velid’i güçlü bir ordu ile İran üzerine gönderir. Bu seferin tek amacı bölge halklarını islamlaştırmakrır. Halid Bin Velid, bölgede hüküm süren Sasaniler’le 9 savaş yapar ve tamamını kazanır. Ancak Halid Bin Velid 634 yılında Ebu Bekir’in ölümünden sonra, Ömer bin Hattab’ın halife olması ile komutanlık görevinden ayrılır… Halifelik makamına oturan Ömer Bin Hattab, Sasani kralı Yedzigerd’e tehditlerle dolu bir mektup yazarak, ülkesi ile birlikte islama geçmesini söyler. Mektup günümüze ulaştığı haliyle aşağıdaki gibidir;

ÖMER BİN HATTAB’IN SASANİ KRALI’NA YAZDIĞI MEKTUP

Yezdigerd, islamiyeti kabul etme teklifimi kabul etmediğin surece senin ve ulusunun geleceğini bereketli görmüyorum. Bir zamanlar senin ülken dünyanın yarısına hakimdi. Fakat simdi ne duruma düştü? Orduların tüm cephelerde yenildi ve ülken düşmek üzere. Sana kendini kurtarman için bir fırsat veriyorum. Tek ve birleşik bir tanrıya dua etmeye basla. Kainattaki her şeyi yaratan tanrıya. Biz gerçek tanrı olan onu ve mesajını dünyaya ulaştırıyoruz. Ateşe tapma ve ülkene ateşe tapmayı bırakmalarını emret. Gerçeğe ve bize katıl. Tek gerçek tanrı, evrenin yaratıcısı olan Allah’a tapın. Allah’a tapın ve islamı kurtuluşun olarak kabul et. Pagan inanışları ve yanlış ibadetlerinizi bırakın, islamı ve Allah’ı kurtarıcınız olarak kabul edin. Bu şekilde, İran’lı ların tek kurtuluş ve barş yolunu bulacaksınız. Acemler için neyin doğru olduğunu biliyorsan, benim önerimi kabul edersin. İslam tek yoldur.

Görüldüğü gibi islam halifesi Ömer Bin Hattab’ın mektubu hiçte dostane değildir. İranlılara binlerce yıldır inandıkları dinlerini bir anda kaldırıp atmalarını emrediyor. Üstelik Ömer Bin Hattab, Sasanilerin din ve inançları hakkında da bilgi sahibi değildir. “Pagan (çok tanrılı) inanışları ve yanlış ibadetleri bırakın” diyor. Halbuki İranlıların dini olan Zerdüşt tek tanrılı bir dindir!.. Sasanilerin Kralı Yezdigerd,Ömer Bin Hattab’ın mektubuna Şu cevabı verir;

SASANİ KRALI’NIN ÖMER BİN HATTAB’A YAZDIĞI MEKTUP

YAŞAMIN VE BİLGİNİN YARATICISI AHURA MAZDA’NIN ADINA: Sen mektubunda bizleri, kim olduğumuz ve neye taptığımız hakkında doğru bir bilgin olmaksızın, Allah ismindeki tanrına yöneltmek istiyorsun. Arapların halifesi pozisyonunu işgal ediyor olman etkileyici, ancak bilgin mutevazı bir arap serserisiyle ayni, arap çöllerinde dolaşıyorsun, tıpkı bir çöl kabile üyesi gibi. Küçük insan. Sen bana tek ve birleşik tanrıya tapınma teklifini yapıyorsun ama bilmiyorsun ki biz persliler binlerce yıldır tek bir tanrıya tapınıyor, günde 5 defa kendisine ibadet ediyoruz. Kültür ve sanat olan bu ülkede, yıllardır normal yaşantının bir parcası.
Bizler misafirperverlik ve iyi davranışları gelenek haline getirip dünyada tesis ederken, “iyi düşünceler, iyi sözler, iyi davranışlar” bayrağını elimizde tutup bunları temsil ederken, sen ve senin ataların cöllerde dolaşır, kendinizi besleyecek başka bir şey olmadığı için kertenkele yer, masum kız cocuklarınızı canlı canlı gömerdiniz. Arap insanlarının tanrının yarattıklarına verdiği değer sıfır. Tanrının çocuklarının başlarını kesiyorsunuz, savaş esirlerinin bile. Kadınlara tecavüz ediyor, kız çocuklarınızı canlı canlı gömüyor, kervanlara saldırıyor, toplu katliamlar yapıyor, erkeklerin karılarını kaçırıp mallarını çalıyorsunuz. Kalpleriniz taştan yapılmış. Biz tüm bu yaptığınız kötülükleri kınıyoruz. Tüm bu eylemleri yaparken bizlere tanrının yollarını nasıl öğreteceksiniz?
Bana ateşe tapınmamı bırakmamı söylüyorsun. Biz persliler, yaratıcının sevgisi, yaratıcının gücünü guneşin ışığında ve ateşin sıcaklkığında görüyoruz. Güneşin sıcaklığı ve ışığı gerçeğin ışığını görmemizi sağlıyor. Kalplerimizi ısıtıyor, yaratıcıya yaklaşıyoruz. Birbirimize nazik ve yardımsever olmamızı sağlıyor. Bizleri aydınlatıyor, Mazda’nın alevi ve ısısı kalplerimizi canlı tutuyor. Efendimiz Ahura Mazda’dir ve sizin onu yeni keşfetmeniz ve Allah adini vermeniz tuhaf. Ama biz sizler gibi değiliz, biz sizlerin seviyesinde değiliz. Biz diğer insanlara yardım ederiz, biz sevgiyi insanlara yayarız, biz iyiligi dunyaya yayariz, biz kültürümüzü diğer kültürlere saygımızı koruyarak binlerce yıldır dünyaya yayıyoruz. Ancak siz Allah adına diğer insanların topraklarını işgal ediyorsunuz. İnsanları topluca öldürüyor, kıtlığa sebep oluyor, insanlara fakirlik ve korku aşılıyorsunuz. Siz Allah adına kötülük yapıyorsunuz. Bu kötülüklerin sorumlusu kimdir? sizlere öldürmeyi, talan etmeyi ve yok etmeyi emreden Allah mı? Yoksa Allah adına bunları yapan müslüman kitle mi?Yoksa ikisi de mi? Çöllerin sıcağından ayağa kalkıp buralara kadar gelip topraklarımızı yakıp çorak bıraktınız. Siz Allah’ın sevgisini insanlara askeri seferberliğinizle ve kılıçlarınızla mı öğreteceksiniz? Sizler çölde yasayan vahşi insanlarsınız ve bizler gibi binlerce yıldır şehirlerde yasayan insanlara, Allah’ın sevgisini nasıl öğreteceksiniz? Bizim arkamızda binlerce yıllık bir kültür birikimi var. Söyle bana. Allah adına yaptığınız askeri seferberliğinizle, barbarlığınızla, cinayet ve talanlarınızla, bu müslüman ordusuna ne öğrettiniz? Müslümanlara öğrettiginiz ve gayri müslimlere öğretmekte ısrar ettiğiniz şey nedir? Allah’ınızdan hangi kültürü öğrendiniz ve şimdi başkalarına neyi zorla öğretmek istersiniz?
Heyhat. Bu gün Ahura’nın pers orduları sizin Allah’a tapan ordunuzca mağlup edildi. Şimdi bizim insanlarımız aynı tanrıya inanmak zorunda, yine günde 5 defa, fakat bu kez kılıç zoruyla, ve bu defa ona Allah diyerek ve arapça dua ederek. Çünkü sizin Allah’iniz sadece arapca anlıyor.
Sana ve eşkiya takımına pılınızı pırtınızı toplayıp ait olduğunuz çöllere dönmenizi tavsiye ederim. Onları güneşin yakıcı sıcağına alışkın oldukları yerlere geri götür. Kabile yaşantısına, kertenkele yemelere ve deve sütü içmelere. Senin hırsız takımının bizim verimli topraklarımızda , medeni şehirlerimizde, ihtişamlı ülkemizde serbestçe dolaşmalarına izin vermeni yasaklıyorum. Bu kalbi taştan canavarların insanlarımızı öldürmelerine, kadınlarımızı ve kızlarımızı kaçırmalarına, karılarımıza tecavüz etmelerine ve kızlarımızı Mekke’ye köle olarak göndermelerine izin verme. Onların allah adına bu suçlari islemelerine izin verme, bu canice davranışlara bir son ver. İranlılar bağışlayıcı, sıcak, misafirperver ve saygın insanlardır. Gittikleri her yerde arkadaşlik tohumlarını, sevgiyi, bilgiyi ve doğruluğu yaymışlardir. Bu nedenle seni ve insanlarını talanlarınız ve canilikleriniz için cezalandırmayacaklardır.
Allah’ınla çölünde kalmanı rica ediyorum. Medeni şehirlerimize yaklaşma, çünkü inandığınız fazla korkutucu ve davranışlarınız fazla barbarca.
imza 3. Yezdigerd

İslam Halifesi Ömer Bin Hattab’ın, İranlıların din ve kültürleri konusunda da bilgi sahibi olmadığı anlaşılıyor. Buna karşılık İran kralı Yezdigerd, arap kültür ve yaşamını bildiği gibi, Ömer Bin Hattab’a medeniyet dersi vermektedir. Üstelik Yezdigerd’in mektubundan anlaşıldığı gibi islam orduları geçtikleri yeri ateşe vermekte, kadınlara tecavüz etmekte, küçük kızlarıda ganimet olarak alıp Mekke’ye götürmekteler.

Yukarıdaki yazışma İran Kralı 3.Yezdigerd ile İslam Halifesi Ömer Bin Hattab arasında geçtiği için, bu konunun kürtlerle ne ilgisi var diyenler olacaktır. Hemen belirttelim ki, o yıllarda kürtler zaten bağımsız değildi. Bir yanda Sasani imparatorluğunun, diğer yanda ise Bizans İmparatorluğunun eğemenliği altında yaşıyorlardı. Bundan dolayı çoğu araştırmacılar hem Bizans, hem de İran baskısı altında çırpınan kürtlerin, islamiyeti bir kurtuluş olarak gördükleri için araplara yaklaştığını varsayarlar. Ama bu sadece bir var sayım olup, hiç bir belgeye dayanmamaktadır.

Bazı araştırmacılar kürtlerin gönüllü ve toplu olarak Selahattin Eyyubi zamanında müslümanlığa geçtiğini söyleselerde bu mümkün görünmüyor. Bir çok arkadaşlarımız Eyyubiler’i kürt devleti olarak düşünür. Halbuki Selahaddin Eyyubi kürt olmasına karşın; devletin ana gövdesi Arap, Türk ve Kürt sünnilerden oluşuyordu. Hanedanlık (1171-1250) içinde bulunan kürtler, zaten müslümandı. Daha doğrusu kürtlerin yaşadığı tüm bölgeler, ilk dört halife zamanında işgal edilmiş kılıçtan geçirilmiştir. Geri kalan bölge kürtleri ise, müslümanlığı kabul edip, cizye ödemeleri karşılığında sağ bırakılmış, onlarda zaman içinde islamiyete ayak uydurmuşlardır. Merkezi Mısır olan bu hanedanlık, Güneydoğu Anadolu’ya kadar geniş bir bölgeyi eğemenliği altına almış, Haçlı seferleri karşısında önemli başarılar elede etmiştir. Ancak kendisi, abbasi halifesi adına hutbe okutmuştur.
Müslüman araplar amaçlarına daha çabuk ulaşmak için, fethettikleri yöre halkının ileri gelenleri ile işbirliği yaparlardı. Bunun için onlara seyyid, şeyh gibi isimler verdiler. Bu tür isimlerle onure edilen kürt ileri gelenleri, kendi aşiretlerini müslüman olmaları yönünde daha kolay ikna ettiler. Böylece islamiyetten önce şeyhlik, şıhlık ve seyyidlik gibi gelenekleri olmayan kürt toplumlarının süratle araplaşması sağlandı.

Öte yandan günümüz kürt araştırmacı ve yazarlarından Ethem Xengin, Kürt işgalleri hakkında şu bilgileri aktarıyor;

640′lı yıllarda Arap orduları Anadolu’ya iki koldan girmeye başlarlar. Kürt bölgesi Bizans ve Sasanilerin arasında bölünmüş ve Kürt Halkı merkezi bir örgütlenmeye sahip olamadığından, işgaller karşısında güçlü direniş gösterememiştir. Bunun yanında Sasani ve Bizans devletlerinin baskıcı ve despotik egemenliklerine tepki duyan, ağır vergiler altında ezilen şehirlerde ve ovalardaki halkın bu tepkisinden yararlanan Araplar, bazı alanlarda işgali geliştirirken kimi bölgelerde direnişle karşılaşmadan uygun politikalarla, işbirlikçiliğini geliştirerek, Bizans ve Sasani karşıtlığı tepkiyi kullanarak halkı yanlarına almayı başarmışlardır. İslamiyetin Kürt bölgesinde yayılışı, fiziki ve kültürel alandaki katliamla, ihanetin iç içe örülmesi biçiminde geliştirilmiştir. Zayiflayan Bizans ve Sasani egemenlikleri Kürtlerde belli bir uyanış ve canlanmaya neden olurken, İslamiyet ile birlikte bunun önüne geçilmiştir. Dinlerinden vazgeçmek istemeyen ve direnişe geçen Zerdüşt inancına sahip Kürtler kılıçtan geçirilirken, Zerdüşt dininin kitabı ve diğer kutsal metinlerle birlikte kültürel değerlerinde talan ve imhası yaşanmaktaydı.”
Kürt bölgesini işgalle görevlendirilen Arap komutan, Halife Ömer’e bu bölge halklarının inançlarına ve kutsal kitaplarına rastladığını ve ne yapması gerektiği konusunda islam halifesi Ömer’e mektup yazar. Ömer:
“Eğer bu belgeler Kuran ile uyumlu iseler bunlar gereksizdir. Çünkü Kuran vardır. Eğer bu belgeler Kuran’a aykırı iseler yanlıştır. Halkın yanlışı öğrenmesi gerekmez.” diyerek , orada bulunan bütün kitapların ve ilmi çalışmaların imha edilmesini emreder.(Ethem Xemgin, Kürdistan’da dini inançlar ve etkileri)  

İŞ BİRLİKÇİ KÜRTLERİN OLUŞUMU

Araplar, işbirlikçileri sayesinde kendilerinin üstün bir ırk oldukları yalanını yaydılar. Bunu kabul edenler zaman içinde asimilasyona uğrayarak kendi inanç ve törelerinden uzaklaşıp araplaştılar. Kabul etmeyenler ise daha dağlık kesimlere çekilerek saklandılar veya direndiler. Ezidi inancından olan kürtler bunların başında gelir. Zerdüşt inancından olan kürtler zamanla eski dinlerini bırakıp islamiyete geçerken; Ezidi kürtler inançlarından taviz vermeden günümüze kadar gelmeyi başarmışlardır. Bu gün bütün dünyada ki sayıları 800 bin olarak tahmin edilmektedir. En yoğun yaşadıkları yer Şengal’dir. 1970’li yıllarda Urfa ve Viranşehir’de 80 bin Ezidi yaşarken, bu gün bu sayı ancak birkaç yüz ile ifade edilmektedir. Türkiye Ezidileri’nin geri kalanı bu gün çoğunluklu olarak Almanya’da yaşamak zorunda bırakılmıştır… Şengal ve Türkiye Ezidileri, bölgede yaşayan sünni müslüman halkın koyu baskısına hala direnerek ayakta kalmaya çalışmaktadır. Daha geçtiğimiz yıllarda sünni islam ülkeleri tarafından kurulan IŞİD terör örgütünün Şengal Ezidilerini nasıl vahşice katlettiğini, kadınlarına tecavüz ettiğini, genç kızlarını da köle pazarlarında nasıl sattığını unutmuş değiliz.

KÜRTLERİN EZELİ DİNİ EZİDİLİK

Çoğu kimseler Kürtlerin geçmişte Zerdüşt dinini benimsemiş olmasına bakarak, Zerdüştlüğün kürt dini olduğu yanılgısına düşüyorlar! Halbu ki kürtler yaşadıkları coğrafya halklarının dinlerinden etkilenerek Zerdüşt olmuşlardır. Kürtlerin geçmişte Zerdüşt dinini benimsemiş olmaları bu dinin kendi dinleri olduğu anlamına gelmez. Bir halkın kendine özgü bir dini olması için, bağımsız ve yerleşik yaşam sistemine sahip olması gerekir. Zerdüşt dininin M.Ö. 1500 yıllarında İran’da kurulduğunu biliyoruz. O yıllarda kürtlerin hangi isimle var olduğu henüz netlik kazanmış değil. Çoğu kürt araştırmacı yazarlar Urartular’ın kürt olduğunu iddia etmesine rağmen, Zerdüşt dini Urartulardan yaklaşık 200 yıl önce vardı. Üstelik M.Ö. 1300 yıllarında kurulan Urartular, çok tanrılı bir dine mensuptu. Halbuki kürtler Ezidilik ile 6.000 yıl önce tanışmışlardı…

Kürtler ilk olarak Ezidi dinini benimsemiş olsalarda, büyük bir kısmı daha sonra perslerden etkilenerek Zerdüşt ve ardından da kılıç zoru ile islamiyete geçmiştir. Belki burada kürtlerin, islamiyete ayak uydurmada çok fazla zorlanmadığını söyleyebiliriz. Çünkü Ezidilik ve Zerdüştlük’de İslamiyet gibi tek tanrılı dindi. Dönüpte geriye baktığımız zaman, kürtlerin hiç bir zaman çok tanrılı bir dine mensup olduklarını göremiyoruz. Bir kısım yahudi kürtlerin yanı sıra, az sayıda hristiyan kürtlerde vardır. Bu günkü müslüman kürtlerin büyük çoğunluğuda sünni mezhebini tercih etmişlerdir. Sünni kürtlerden sonra azımsanmayacak sayıda alevi kürt nüfusun olduğu da bilinmektedir. Ancak alevilerde, Ezidiler gibi ezilip sürgün edilmiş ve katliamlara uğramışlardır. Daha önce Dersim’de ve Diyarbakır’da katledilenler hep kürt aleviler olmuştur. Bundanda anlaşılacağı gib,i alevilerle Ezidiler
aynı acı kaderi yaşamışlardır. Canlarını, mallarını ve ırzlarını korumak için islamiyete geçmek zorunda kalmışlar, ancak barbarlığa karşı bir tepki olarak alevi kimliğini tercih etmişlerdir. Asimilasyona karşı direnen, kürt dilini ve kültürünü yaşatarak kendi nesillerine aktaran, alevi kürtler olmuştur. Kürtler, bu günkü kültür varlıklarını alevi soydaşlarına borçludur. Dünya her zaman için teslimiyete boyun eğmeyen muhalif azınlıkların omuzları üstünde var olmuştur.
Mustafa ERCAN

KENDİ KÜLLERİNDEN DOĞAN ANKA'DAN ALINTIDIR
9.06.2017 (Haber Merkezi)

Yorumlar (1)

Yorum Yaz
Kendi fikrinizi tescil edilmiş bir gerçek gibi yazmışsınız yani doğan hiç bir insanın dini olmadığını belirtmişsiniz anlasilan Islam ögretisini duymamışsınız yada gözünüzden kaçmış... Islam peygamberi Hz.Muhammed (s.a.v) bir hadisinde mealen ; Her çocuk islam fıtratı (İnanç,yaratılış) üzre doğar sonra ebevynleri o nu Hiristiyan veya mecusi vb.olarak degistirir... Buyurur
Antepli3 Tem 2017 00:32:48