Dünyanın en sevimli "zorba"sı Antony Quinn nasıl ünlü oldu

Dünyanın en sevimli "zorba"sı Antony Quinn nasıl ünlü oldu

Dünyanın en sevimli "zorba"sı Antony Quinn nasıl ünlü oldu

“On Emir”, “Harikalar Sirki” gibi filmleri yöneten, Hollywood’un en ünlü yönetmenlerinden Cecil Blount DeMille’in Hollywood’daki ofisinin kapısı iki kez çaldı.

DeMille konuk beklemiyordu. Sekreteri de gelen kişiyle ilgili haber vermemişti. Birkaç dakika düşündükten sonra, “girin” dedi.

Merak etmişti.

İçeri kaba saba görünümlü, batı göçmeni Amerikalılardan çok, Kızılderili’ye benzeyen uzunca boylu bir adam girdi. Saçları dağınıktı. Elinde çok kullanılmaktan yıpranmış bir şapka ve kötü bir kıyafeti vardı.

DeMille içeri girer girmez, kim olduğunu ve neden sekreter bile kullanmadan içeri böyle rahatlıkla girebildiğini anladı.

İçeri giren, 11 yaşındayken evlat edindikleri Katherine’nin erkek arkadaşıydı. DeMill, biraz da karısı Constance’nin ısrarıyla Katherine’yi evlatlık edinmişlerdi ve çok da seviyorlardı.
 

Katherine annesine, annesi de Cecile B. DeMille’e bu çocuktan söz etmiş ve DeMille’in ona bir şans vermesi için yalvarmıştı. DeMille de görüşmeye razı olmuştu.

Bu tür görüşmelerle “aktör” yaratılamayacağını çok iyi bilen usta yönetmen, bir kez görüşmekle bir şey olmayacağını, en azından kızını mutlu edeceğini düşünmüştü.

Haklı çıkıyordu yine... Zira karşısında duran adamın değil aktör olmak, Hollywood’un herhangi bir yerinde iş tutması bile mucize olurdu.

İçeri giren, daha sonra dünyanın en tanınmış aktörlerinden biri sayılacak Antony Quinn’di...

ANTONY ROL KAPIYOR

Delikanlı oturmaya teşebbüs bile etmedi. DeMille ona oturması için yer gösterdi, ama ayakta durmayı tercih ediyordu.

“Senin için ne yapabilirim delikanlı?” diye sordu DeMille.

“Bilmiyorum efendim,” dedi Antony. “Katherine bana yardım edebileceğinizi söyledi. O nedenle karşınızdayım.”

“Adın ne senin?”

“Antony efendim... Antony Quinn. Asıl adım Antonio Quinn, ama herkes bana Antony der. Meksikalıyım.”

“Katherine senden söz etti biraz. Sanırım filmlerde rol almak istiyorsun. Daha önce bu işi yaptın mı?”

“Hayır efendim, boksörlük yaptım, boğa güreşleriyle ilgilendim, ne iş bulursam yaptım, ama oyunculuk hiç yapmadım. Burada, Hollywood’da bir hayvanat bahçesinde çalışıyorum. Resim de yaparım. Arkadaşlarım çok iyi bir ressam olduğumu söylerler.”

“Katherine’i nereden tanıyorsun?”

“Rastlantı efendim. Bir pubda karşılaştık, dost olduk...”

“Dostluktan biraz daha fazlası var galiba,” dedi DeMille ve hemen söylediğine pişman oldu. Bu sözler bir çeşit yakınlık, daha da kötüsü laubalilik ifadesiydi.

DeMill bir süre düşündükten sonra, “Senden iyi bir kızılderili olur Antony,” dedi. “Küçük bir rolle işe başlarsın. Bakalım ne kadar yeteneklisin oyunculukta?”

Konuşma bitmişti. Antony teşekkür ederek DeMille’in bürosundan ayrıldı.

KIZILDERİLİ ANTONY...

Antony Quinn, DeMille’in de yardımıyla 1936 yılında “Parole” filmiyle beyaz perdede göründü. Küçük bir rolü vardı, ama başarısız değildi. Dikkat çekiyordu. Afişlerde adı yoktu. Filmin yönetmenliğini Lew Landers yapıyordu ve Henry Hunter ile Ann Preston baş rollerdeydi.

Artık beyaz perdeye adımını atmıştı Antony, ardından 1937’de Plainsman, sonra da benzeri bir çok filmde yardımcı roller üstlendi. Bütün bu filmlerde, DeMille’in kendisine biçtiği “Kızılderili, Meksikalı” tipleri canlandırıyordu.

1952 yılında ünlü yönetmen Elia Kazan’ın Viva Zapata filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar ödülünü aldığı andan sonra hayatı tamamen değişti. İki yıl sonra, 1954’te Federico Fellini’nin “La Strada” Zampano karakteriyle büyük başarı kazandı. 1956 yılında ressam Gaugin rolüyle bir kez daha En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandı.

Artık dünya çapında bir aktördü...

Dünyaya açılan pencere: Zorba...

Antony Quinn Meksika kökenliydi ve annesi de sıkı bir devrimciydi. Babası ise silik bir karakterdi, ama Antony Quinn’in Hollywood macerasında baş rolü de o oynamıştı. Hollywood’un kurulduğu günlerde bir panayırı andıran bu yapıda hayvanat bahçesi kurdu ve doğal olarak Antony Quinn’in bu ortamda yetişmesine sebep oldu.

Katharine de Mille ile evlendikten sonra uzun süre şöhret basamaklarını tırmanmaya çalışsa da başarılı olamadı. Paramount şirketinden ayrılıp Warner Bros ve Fox firmalarıyla çalışmaya başladıktan sonra şansı açıldı. Yine de önemli roller alamıyordu. Neredeyse tüm filmlerde asıl kahramanın yanında yardımcı roller üstleniyor, bu da moralini bozuyordu.

Sonunda Hollywood’u terk etti ve Brodway’deki gösteri dünyasına kapağı attı. “İhtiras Tramvayı” müzikalinde Marlon Brando’nun rolünü çaldı ve en az onun kadar büyük bir başarı kazandı. Bu, sinema dünyasının dikkatini çekecek bir başarıydı. Viva Zapata filminde rol alması da bu başarısından sonra gelir. Zapata’nın kardeşi rolü ile büyük başarı kazandı (Zapata rolünde Marlon Brando vardı).

Burada şunu belirtmekte yarar var: Marlon Brando ile Antony Quinn hiç anlaşamadılar.

İlk Oscar ödülünü aldıktan sonra Quinn, Robert Taylor, Ava Gardner, Gary Cooper gibi dönemin büyük “starlarıyla” aynı filmlerde görünür ve onların aşağısında kalmaz. Kendini giderek daha fazla gösterme olanağı bulmuştur artık.

YÖNETMENLİK DENEMESİ BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANDI

Victor Hugo’nun dev eserinden uyarlanan “Notre Dame’ın Kamburu” filmindeki Quasimodo ile artık her türlü rolü üstlenebileceğini gösteren bir aktördür Antony Quinn. İtalyan kökenli kabadayıdan, Eskimo’ya, kovboy filmlerindeki Kızılderili’den ringlerdeki boksöre kadar her türlü rolün üstesinden rahatlıkla gelmektedir.

Çok şey borçlu olduğu, bir dönem kayınpederi de olan Cecil B. Dmille’in hastalanmasıyla kamera arkasına geçer ve yönetmenliği dener, ama bu ilk denemesi başarısızlıkla sonuçlanır ve bir daha da kamera arkasına geçmez.

Zorba geliyor...

Yunanlı yazar Kazancakis’in “Zorba” adlı eseri filme alınmaya karar verildiğinde Antony Quinn’in başrol alması düşünülmemektedir bile. Ancak Cacoyannis’in ısrarıyla rol Antony’ye verilir.

Zorba müthiş bir etki yaratır. Özellikle Alan Bates ile Quinn’in kumsalda Teodorakis’in müziği eşliğinde yaptığı sirtaki bir anda tüm dünyayı sarar. Film o kadar büyük beğeni kazanır ki, uzun süre Zorba ile Antony Quinn özdeşleşir.

Yüzden fazla filmde rol alan ve hemen her rolün hakkını veren Antony Quinn için kariyerinde daha büyük bir yere gelme olanağı kalmamıştır. En son basamakları tırmanıp zirveye oturmuş, artık başkaları için değil, kendi için rol seçmeye başlamıştır.

Hayalinde bir tek Picasso’yu oynamak kalmıştı Antony’nin, ama onu da gerçekleştiremedi.

Hayatı, 2 Haziran 2001’de Boston kentinde sonlandığında, tüm dünya büyük bir aktörü kaybettiğinin farkındaydı.

Kendisi de farkındaydı, ama şunu biliyordu Quinn: Yaşam sonsuz değil...

Yaşamı aslında kendisi için sonsuz kılmıştı.

Mümtaz İdil

 
 


13.10.2016 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz