Dostoevsky  Verdiği O sözü Niçin Tutmadı...

Dostoevsky Verdiği O sözü Niçin Tutmadı...

Dostoevsky Verdiği O sözü Niçin Tutmadı...

Türkiye'de Rus Edebiyatı konusunda iki uzman vardır. Biri Ataol Behramoğlu, diğeri www.gaziantephaberler.com sitemizin yazarı ve Ankara temsilcisi Ahmet Mümtaz İdil'dir.

Sonsuzluğa alkışlarla uğurladığımız sevgili Ahmet Mümtaz İdil, son olarak yapılan araştırmada; Dostoevsky'yi dünyada en iyi bilen ve tanıtan yazar olmuştur. İdil'i bir kez daha saygıyla anıyorum. Onu saygıdeğer hocamız ve yazarımız sayın Selah Özakın sayesinde tanıdım. Atilla karaduman.

İŞTE O YAZI

 

1871 yılının başlarında Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, tüm yaşamının en karanlık ve en tutucu romanını yazmaya başladı. Roman uzun süredir aklındaydı, ama para kazanma derdinden araya “Ebedi Koca” gibi çok iddialı olmayan romanlarını sokuşturmuştu.

Ecinniler (Şeytanlar) romanı için uzun süredir çalışıyordu Dostoyevski. Sıkıntılı süreçleri geride bıraktığında romanı ele alacaktı. Önce kumarı bıraktı, ardından da sosyalizme yakın hissettiği, kendini Semyanovski meydanında idam mangası önüne çıkaran düşüncelerinden arındı. Tanrıya döndü.

Eğer bir sosyalizm olacaksa, bu ancak İncil vasıtasıyla, Tanrı iradesiyle olabilirdi. Bunu çağının en büyük yazarları İvan Turgenyev’in nihilizmi, Nikaloy Çernişevski’nin sosyalizmi ile boğuşmak üzere yazacaktı. Turgenyev oldum olası Dostoyevski’nin düşmanı olmuştu. Belinski’ye yakınlığı, Dobrolyubov ile olan dostluğu ve Dostoyevski’yi yok kabul etmeleri onlardan ve düşüncelerinden nefret etmesi için yeterliydi. Çernişevski’ye gelince, işte orada bir iki dakika düşünmek zorunda kalıyordu Dostoyevski. Herşeye karşın Çernişevski’nin “Ne Yapmalı” romanı bir dönemi kapatıp, başka bir dönemi açan önemli bir romandı ve çok da etkileyiciydi. Ama Dostoyevski için baştan aşağı yanlış ve çarpıktı. Sosyalizm insanların değil Tanrının sorunuydu. Bunu bir romanla, Ecinniler’le gündeme getirmek zorundaydı.

Petraçevski ile tanıştığında onun ezilenlerin ve yoksulların haklarını savunmasına, onlar için yeni bir dünya kurmak için Çarlık Rusya’sını devirmeye çalışmasına hayranlık duymuştu. Semyanovski meydanında ölümle burun buruna geldiği andan sonra, Tanrının kendini affettiğine, bundan böyle de onun buyrukları ile hareket edeceğine kendini inandırmıştı.

Budala, Delikanlı gibi oylumlu ve önemli romanlarında aslında sosyalizm veya nihilizm konusuna çok yer vermemişti Dostoyevski. Örneğin Tolstoy’un anarşistliği de onu çok ilgilendiriyordu ve etkileniyordu. Kafasındaki “tanrısal düşünceler” ancak Ecinniler romanında tam olarak kendini göstermişti.

Ecinniler romanına başlamadan hemen önce, yani 1871 yılının ilk aylarında Hamburg’a kumar oynamaya gitti. Bu kez şansının döndüğüne inanıyordu. İlk saatlerde kazandı ve kazancını paraya çevirip tam kumarhaneden çıkarken, ansızın geri dönüp tüm parasını “kırmızı”ya oynadı ve kaybetti.

Bu son noktaydı artık. Daha sonra karısı Anna Dostoyevskaya “Binlerce kez söz verdiği ve hep sözünden döndüğü halde, o gün gerçekten bir daha oynamayacağını söyledi ve oynamadı” diye yazar anılarında.

Kumarhaneden çıkınca doğru Anna ile kaldıkları otele koştu. Bitkin bir halde masanın başına oturdu ve Anna’ya yazmaya başladı: Artık kumarı bıraktığını söylüyor ve bu konda Anna’ya söz veriyordu. Binlerce kez yaptığı gibi, yine kumarı bıraktığını söylüyordu ve Anna’dan buna inanmasını bekliyordu. “Artık yazmaktan başka bir şey düşünmeyeceğim,” diyordu mektubunda. “Eskiden olduğu gibi bütün gece boyunca oyun oynama düşü kurmayacağım.”

Gerçekten de Dostoyevski o gece kumarı bıraktı ve bir daha da kumarhaneye gitmedi. Anna Grigoreyevna para bulduğu halde, kendini tuttu ve kumarhane yakınında olduğu halde, Monako’da olduğu sırada kumar oynamaya gitmedi. Bir dönem kapanmıştı artık. Acılı geçmişti, zor geçmişti, rezilliklerle bezenmişti, ama bitmişti işte.

Dostoyevski Ecinniler romanını başlarda beş cilt olarak düşünmüştü. Suç ve Ceza kurgusunda bir roman olacaktı. Suç ve Ceza kuralları kendi özgürlüğü için çiğneyen bir adamı anlatıyordu. Ecinniler romanında ise kişinin yerini toplumun belli bir kesimi alıyordu. Nihilistlere ve sosyalistlere karşı açılmış açık bir savaş olacaktı romanı. Sosyalizmin bir din sorunu olduğunu haykıracaktı tüm nihilistlerin suratına.

Dostoyevski, birey için bir başkasını öldürmeyle, toplum için devrimin aynı anlama geldiğini savunuyordu. Devrim bir cinayetti, bir toplumun katledilmesiydi. Buna karar verecek bir avuç insan olamazdı. Sosyalizm gibi bir idare şekli kabul edilecek ve uygulanacaksa, buna karar verecek olan Tanrıydı, insanlar değil.

Sosyalizmin aslında Rus halkının, işçi sınıfının rahatlığıyla uğraşmıyordu. Bu yönetim şekli tüm yaşamı kendi anlayışına sığıdırdığı kısır bir mutlulukla tanımlıyordu. Hatta bunu yapmıyor, bunu bile sunmayı vadetmeden, yalnızca kendi düşünce sistemi içerisinde hareket etmeye zorluyordu. Daha yaşanmamış, bir örneği olmayan bu eşitlikçi yönetim biçimi uygulaması imkansız bir yığın çelişki barındırıyordu.

Çernişevski’nin “Ne Yapmalı” romanı, romandaki dokuma tezgahlarının sahibi Vera’nın kurduğu sistem, Rahmetov’un ulaşılmazlığı onun için kabul edilemez üstünlüklerdi. Hıristiyanlığın sorunları bu ve benzeri öğretilerle, kitaplarla çözülemezdi. Elbette Hıristiyanlığın da bir çok sorunu vardı, ama bu yine Hıristiyanlık öğretileri içinde çözülebilirdi. Bunu başka yola çekmek, başka yoldan çözümler aramak Tanrıya karşı gelmek demekti.

Günümüzde Dostoyevski’yi anlamak, irdelemek ve o günün koşullarında değerlendirmek gerektiğinde, büyük bir yazar olduğunu kabul etmekle birlikte, toplumsal bir yazar olduğunu kabul etmek zordur. Dostoyevski’yi polisiye bir roman gibi okumak gafletine düşenler de asla onun “karanlık” yüzünü anlayamayacaktır.

Mümtaz İdil

 

19.04.2019 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz