Demirtaş’a suç uyduran basın. 'Gülen’in iç çamaşırını giyen gazetecileri' açıklayın

Demirtaş’a suç uyduran basın. 'Gülen’in iç çamaşırını giyen gazetecileri' açıklayın

Demirtaş’a suç uyduran basın. 'Gülen’in iç çamaşırını giyen gazetecileri' açıklayın

‘Gazeteci-Yazar’ diye yazmışlar ama kendisi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Medya ve İletişim'den Sorumlu Baş Danışmanı Metin Özkan. AİHM’in Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasına yönelik kararının verildiği akşam bir televizyon programında konuşuyor. Diğer pek çok yandaş kanalda olduğu gibi tartışma programının sonuna doğru ‘ayıp olmasın’ diye 5 dakikalık bir bölüm ayırıyorlar.

Metin Özkan kendinden geçmiş, bağırarak konuşuyor:

“Kobani olaylarını toplumu ayaklanmaya kışkırtmaya teşvik eden Selahattin Demirntaş, telefon faturasını, elektrik faturasını ödemediği için cezaevinde değil. 50 vatandaşımızın canına mal olan Kobani ayaklanmasını başlattığı için cezaevinde, terör örgütü sözcüsüdür.”

Stüdyoda bulunan CHP’nin eski milletvekili Barış Yarkadaş, itiraz ediyor:

“Dosyayı okumamışsın. Demirtaş attığı twit ve konuşmalardan tutuklu. Demirtaş, Anayasa'ya aykırı bir şekilde kaldırılan dokunulmazlıklardan dolayı tutuklu.”

Ama Özkan için dosya falan önemli değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı, yandaşların üzerine atladığı algı operasyonunu sürdürmeye kararlı.

Oysa Selahattin Demirtaş mahkemede ayrıntılarıyla anlattı. Avukatları defalarca söyledi. Kobani olaylarından yargılanmadığı gibi sözü edilen bir twiti bile yoktu. Ama duymak istemeyen hem kendisi duymadı hem de halkın duymasını engelledi.

Yandaş medya aynı yalanı şimdi yeniden dolaşıma soktu anlayacağınız.

AİHM’in kararını “skandal” olarak nitelendirip Erdoğan’ın “bizi bağlamaz” sözünü manşetlerine taşıdılar. Ama ne AİHM’in ne dediğini ne Demirtaş’ın kendisinin, avukatlarının, HDP’nin ya da hukukçuların görüşüne yer vermediler.

Haliyle onları okuyan, izleyen yurttaşların da gerçeklerden haberi olmamaya devam ediyor.

Bu yıl 7 Haziran’da Cumhuriyet’te konuya dair bir yazı kaleme almış ve “Efkan Ala artık konuşmalı” demiştim. Demirtaş, mahkemede 6-8 Kobani olaylarını anlatırken çok önemli bir bilgi paylaşmıştı:

“Sırrı Süreyya Önder, saat başı İçişleri Bakanı Efkan Ala ile telefonda görüşüyordu. Ala ‘Bizim kontrol edemediğimiz güvenlik güçleri var. Ama bu provokasyonu başka türlü el ele vermezsek engelleyemeyiz. Güvenlik güçlerinin içinde bir grup kontrol dışına çıkdı’ diyordu…

O günün cemaat üyeleri, İran istihbaratı, Ortadoğu’daki başka istihbarat örgütleri, bunlar benim beyanlarım değil, İçişleri Bakanı arkadaşlarımızla görüşmesinde ‘Biz tespit ettik’ dedi. Batılı istihbarat örgütleri FETÖ’yü de kullanarak büyük bir provokasyon yaratmaya çalıştılar. Kısmen başarılı oldular, ama bizler elbirliğiyle çaba sarf edip durdurduk.”

Ve Efkan Ala’nın tanık olarak dinlenmesini istemişti.

Bütün bunları Erdoğan’ın, “Demirtaş’ın elinde Kobani kanı var” diyenlerin bilmemesi imkânsız. Buna rağmen 2014’den beri her seçimde, kritik anda bu yalana başvurmaktan geri kalmıyorlar.

Demirtaş, Kobani olayları nedeniyle yargılanmıyor.

Ama Erdoğan da Metin Özkan gibi gazeteciler de bu yalanı ısrarla söylüyor.

Oysa Metin Özkan, o programda bir şey daha söylüyordu:

“O gün methiyeler dizenler, fotoğraf çektirenler hatta o dönem Fethullah Gülen’den gelen iç çamaşarını ‘bana hediye ettiği iç çamaşırını giyiyorum, onun iç çamaşırı’ diye Meclis kulislerinde dolaşan gazetecilerin bugün FETÖ’ye hakaret ediyor olmasını inandırıcı bulmuyorum arkadaş…”

Hadi asıl bu gazetecileri açıklayın da görelim cesaretinizi….

Ayşe Yıldırım Artı Gerçek

24.11.2018 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz