"Buzdolabı var da ne oluyor, içini dolduramıyoruz ki"

"Buzdolabı var da ne oluyor, içini dolduramıyoruz ki"

ERDOĞAN'A YANIT GAZİANTEP'TEN GELDİ

Hilal TOK
Umut YEĞİN
Antep

Gaziantep’in işçilerin yoğun olarak yaşadığı Düztepe Mahallesi’nde kapı önlerinde gruplar halinde bir araya gelen kadınlar, kış hazırlığı yapıyor bu aralar. Ortaklaşa aldıkları ve tepeleme yığdıkları patlıcanların içini oyuyorlar, kurutarak kışa saklayacaklar. Kuşaklardır, biraz da gelenekselleşmiş bir alışkanlıkla yapılan bu hazırlık, şimdilerde daha çok masraflı kış ayları için adeta bir kurtarıcı.

Yanlarına gidip sohbet ettiğimiz kadınlara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “uçuşta” diye tanımladığı Türkiye ekonomisiyle ilgili düşüncelerini soruyoruz. Geçimdi, yoksulluktu derken ağzımızdaki cümleyi içinde biriktirdikleri öfkeyle tamamlıyor kadınlar. Erdoğan’ın “Buzdolabı satışları arttı” diyerek gerekçelendirdiği “Uçuştayız” tablosuna tepki gösteren kadınlar, çarşının pazarın yolunu unutmuşken 15-20 yıl önce aldıkları buzdolaplarının nasıl dolacağını soruyorlar.

‘NE UÇMASI SÜRÜNÜYORUZ!'

Meral’in eşi halı fabrikasında işçi ve asgari ücretin biraz üstünde ücret alıyor. Tek geçim kaynaklarının bu olduğunu belirten Meral, anlatıyor: “Parası olan geçiniyor, olmayan ekmek bile bulamıyor. Karşıdan biri baktığı zaman içimiz acıyor, mecbur ortak pay yapıyoruz. Elimizden tutan yok. Pandemi destekleri olacaktı hani, olmadı? Mayısta başvurdum, ne gelen var ne giden? Bu maaşla geçinemiyoruz; ev kira, faturalar, üç çocuğun masrafı... Birinin ihtiyacını karşılayabiliyorsak diğerini karşılayamıyoruz. Kömür zamanı geldi mi kömür alamıyoruz, kredi borcumuz var bir de. Sürünüyoruz!”

Meral, Erdoğan’ın “Buzdolabı satışları arttı” sözlerine, “Erdoğan gelsin bize baksın. Ben 17 senedir aynı buzdolabını kullanıyorum. Bizim buzdolabına da, o dolabın içini doldurmaya da ihtiyacımız var” diye yanıt veriyor.

Sokakta patlıcan doğrayan kadınlar.

‘PAZARA HİÇ GİTMİYORUM ARTIK’

Gaziye’nin üç çocuğu var, tek geliri eşi vefat edince almaya başladığı dul aylığı. Çocuklarından biri bu yıl üniversiteye gidecekmiş, nasıl göndereceğini düşünüyor kara kara ama yine de “Ne olursa olsun okutacağım bir şekilde” diyor. Diğer çocuğu işsiz. “Pazara hiç gitmiyorum artık” diyor, “Çünkü elim boş dönüyorum. Dolabı dolduramıyoruz, olduğu kadar alabiliyoruz. Aylığım yeterse...” diye konuşuyor.

‘SOSYAL HAYATIMIZ BU KAPI ÖNÜNDE OTURMAK’

Özlem’in iki çocuğu var okul çağında olan, kirada oturuyor ve evin tek geliri eşinin aldığı asgari ücret: “15 yıl oldu ben buzdolabımı alalı ama içini hiç tam doldurduğumuz olmadı. Pazara gidiyoruz meyvenin sebzenin anca on tanesinden bir tanesini alabiliyoruz. Borçlar birikiyor, bu ay birini vermeyip birini ödüyoruz, öteki ay diğeri… Mahallede herkes böyle. Çocuklarıma bir şey alamıyorum ki kendime alayım. Mesela ‘Bir kerelik çocuklarımı bir yere yemek yedirmeye götüreyim’ diyorsun sonra ‘O parayla bir haftalık mutfak masrafımı karşılarım’ deyip vazgeçiyorsun. Sosyal hayatımız bu kapı önünde oturmak. Başka hiçbir şey yok. Dışarıya çıkmaya bir bütçe ayıramıyoruz. Özel ihtiyaçlarım oluyor, alamıyorum. Kadınların hepsi böyle yaşıyor bu mahallede. Geçinemiyoruz. Burada çok az kişi yardım alıyor. Çok başvuru yaptı mahalleli pandemide, ben de başvurdum. Ama çok az kişi alabildi.”

AYDA 840 LİRA İLE GEÇİM!

Hangi sokaktan geçsek aynı manzara. Kadınlar, gruplar halinde, ya kış hazırlığı yapıyor ya yapacakları kışlıkları konuşuyor. Üç çocuğuyla yaşayan Feriha, inşaatlarda temizliğe giderek geçinmeye çalışıyor. Günlük yetmiş liradan haftada üç gün çalışıyor. Ayda eline ancak 840 lira geçiyor.  Feriha’nın da buzdolabı hiç dolmuyor: “Hiç gitmiyorum pazara, unuttum artık. Geçen sene arada giderdim artık o da yok. Ne geçimi, geçim yok. Faturalar birikiyor, elime geçtikçe ödeyebiliyorum. Elime geçenle çocuklarıma bir şey almaya çalışıyorum, kendimi boşveriyorum. Çocukların okul ihtiyaçları için devlet yardım ederse ödeyebiliyoruz anca...”

Kapağı açık buzdolabı

‘YARI AÇ YARI TOKUZ’

Başka bir sokakta, yine bir kapı önünde toplaşmış kadınlar buyur ediyor bizi. Önlerinde duran patlıcanın geçen hafta 20, bu hafta 35 liraya çıkan fiyatına kızıyorlar. Erdoğan’ın sözlerini hatırlattığımızda “Kalkın kalkın, gelin de dolabımın içine bakın” diye bizi yukarıya çağıyor Hatice. Ocakta pişmekte olan akşam yemeği menüsü menemenden ibaret. Dolabın içinde yumurta, süt, biraz kahvaltılık dışında pek bir şey yok. Ne et, ne sebze, ne meyve... “Dolap var da ne oluyor, içini dolduramıyoruz ki” diyor, “Üç kişiyiz akşam bu menemenle karnımızı doyuracağız.”

Sadece emekli maaşı ile geçiniyor beş kişilik ailesi Hatice’nin, çünkü çocukları işsiz... O da pazara hiç gitmeyenlerden. Giysiye ihtiyacı olduğunda kardeşleri alıyor. “Geçinemiyoruz” sözünün ardı “Yarı aç yarı tokuz” oluyor...

Kapı önüne, kadınların yanına indiğimizde Fatma, “Erdoğan’ın halkın yoksulluğunu görmesi için halkın içine inmesi lazım. Öyle ‘Buzdolabı alıyorlar’ diyerek olmaz, göstersin o zaman buzdolabını alanları, hangi halkmış görelim. Halkın içine insin” diyor.

“Herkeste var buzdolabı, ihtiyaç, olacak tabii. Ama dolmuyor ki içi...” diye lafa giriyor kadınlardan biri. Kurban Bayramı’nda kimseden et gelmediğini belirten bir başkası, “Nereden gelecek et, Cumhurbaşkanı mı getirecek? Söyle söyle, gelsin doldursun dolabımı” diye konuşuyor.

‘ELE ELE VERMEK LAZIM’

Fotoğraf: Mahmut Serem/Evrensel

“Yok yok, ha bunu pişirip yiyoruz” diyerek elindeki patlıcanı gösteren Emine, böbrek hastası. Yıllardır beklemede olduğunu, kendisine baktığı için kocasına verilen bakım aylığı ile geçinmeye çalıştıklarını söylüyor. “Üç çocuk var. Bir çocuk üniversitede, hem çalışıyor hem okuyor, biz destek olamıyoruz. Gelirimiz mi var? Ucuz bulduğumuzu alıyoruz, kışa hazırlık yapıyoruz. Yoksulluk yok diyene, deyin halkın aç!” diyerek öfkesini dile getiriyor.

 “Bu yoksulluk nasıl çözülecek?” diye sorunca kadınların yanıtları şöyle oluyor:


 

 

11.08.2020 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz