Bir defa daha sınıfta kaldık/ Mahmut Alınak Yazdı

Bir defa daha sınıfta kaldık/ Mahmut Alınak Yazdı

Bir defa daha sınıfta kaldık/ Mahmut Alınak Yazdı

12 Eylül (1980) Darbesi olduğunda ben genç bir avukattım. Coşkun devrim hayalleri kurduğum ümit dolu bir gecenin sabahında Kenan Evren'in darbeyi duyuran tehditkâr sesiyle uyanmıştım güne.

            Hakkını vermek gerekirse, darbeciler kılı kırk yaran muazzam bir hazırlık yapmışlardı. Daha sabahın köründe evlere baskın yapılmış ve politik önderlerin de aralarında olduğu yüz binlerce insan gözaltına alınmıştı. O politik önderler ki, biz onları fethedilmez birer kale ve ateşleri ile faşizmi kül ufak edecek yanardağlar olarak görüyorduk. Öl deseler, ölecek kadar bağlıydık onlara. Darbe tehlikesinden söz edenlere, "Önderlerimizin mutlaka bir tedbirleri vardır!"diye gülüp geçiyorduk. Onlar bizim tanrılarımızdı!

            Ne var ki, darbe olunca cascavlak ortada kaldık, taptığımız o tanrılar(!) DARBEYE KARŞI HİÇBİR TEDBİR ALMAMIŞ, ZAMANI NUTUK ÇEKEREK GEÇİRMİŞLERDİ. Darbeciler işte o şartlarda çöktüler tepemize, çil yavruları gibi dağıldık. Cezaevleri dolup taştı, gençler asıldı, on binlerce insan korkunç işkencelerden geçirilerek sakat bırakıldı.

            Kenan Evren yıllar sonra anılarında, DİSK'in darbeye karşı çıkmasından endişe ettiklerini ve bu ihtimalin kendilerini epey meşgul ettiğini yazacaktı. Bu itiraftan da belli olduğu gibi darbecilerin en korktukları şey halk tepkisidir.

            Peki...

            Şimdi gelelim 15 Temmuz darbe girişimine. Devrimci hareketlerin bu darbeyi püskürtecek bir hazırlığı var mıydı? Bir an için ABD'in bu darbenin arkasında olduğunu ve başarılı olduğunu düşünelim. Ya da diyelim ki, şimdi ki polis ordusu gemi azıya alıp bir gece herkes uykudayken Osmanlı Yeniçerileri gibi, "İstemezuk..." diyerek baş kaldırdı. Acaba o durumda devrimci hareketler ne yapacak? Bu haliyle 12 Eylül'de ne olduysa o olacak. Çünkü devrimci hareketlerin darbeleri boşa çıkartacak ne bir projeleri, ne de bir örgütlülükleri var. Hatta böyle bir kaygıları da yok.

            Tarihten ders çıkarılmadığı için bu 15 Temmuz'da bir defa daha sınıfta kaldık.  Bu darbe girişimi devrimci hareketlerin devrimden yüz yıl uzakta olduğunu gösterdi. Askeri darbeye karşı çıkabilecek bir düşünsel kararlılığa ve dirençli bir örgütlülüğe sahip olmayan siyasi hareketlerin devrim ve özgürlük iddiası ne kadar dürüst ve tutarlı olabilir?

             Sözüm direksiyon başında olanlaradır: İnsanlar size güvenerek yola çıkıyorlar. Gel gör ki, sizin onları koruyacak ve devrime taşıyacak bir projeniz yok. Böyle bir derdiniz de yok. Yazıktır, günahtır bu insanlara; canları ile bedel ödüyorlar. Ben sizin yerinizde olsam, "Bu işi yapamıyorum,"diyerek, bir saniye bile durmaz kenara çekilirdim. Kim doğru dürüst öncülük yapacaksa onlar gelsin, biz de kefenlerimizi başlarımızın üstünde bayraklar gibi dalgalandırarak yürürüz onların arkasından.

            Yazıyı bitirirken, düşüncelerim beni alıp 1993 yılı yazına götürdü. Özgürlük ve Eşitlik Partisi (ÖZEP) in üyeleriydik. ÖZEP Kürt meselesinde fiili referandum yapmak üzere bir çalışma başlatmıştı. Dönemin azgın askerlerinden Tuğgeneral İsmet Yediyıldız bu yüzden Diyarbakır Emniyet Müdürü Ramazan Er'in odasında bizimle çıldırmış gibi boğaz boğaza tartışmıştı.

            Parti bir de askeri darbelerin tanınmaması için il ve ilçe örgütlerine genelge yazılmasına karar vermişti. Halk darbelere karşı hep teyakkuz halinde olacaktı. Bu partiler tarihinde bir ilkti. Ne yazık ki, partinin ömrü birkaç günlük oldu, yaşamasına fırsat verilmedi.   

24.07.2016 (Haber Merkezi)

Yorumlar (1)

Yorum Yaz
Bizim solcular her zaman oldugu gibi bu darbe sonrasında da postal yalamakla, neden asker basarisiz oldu diye icgecirmekle meşguldü.
Mehmet24 Tem 2016 15:04:27