Ankara’dan Nusaybin’e kızkardeşlik köprüsü: “Burada yaşamak için ölüyoruz”

Ankara’dan Nusaybin’e kızkardeşlik köprüsü: “Burada yaşamak için ölüyoruz”

Ankara’dan Nusaybin’e kızkardeşlik köprüsü: “Burada yaşamak için ölüyoruz”

Bir aile terk edilmiş bir fabrikada “yaşıyor”. Su yok, çocuklar ve bebekler var. Kimseyle dertleri yok, devlet bizden ne istiyor diye soruyorlar… Beyaz badanalı evin duvarları mermi izleri; delik deşik. Üst üste dizilmiş renkli yorganlar, beşikte bebek ve iktidara lanetler yağdıran anneler. Ah bu kadar güzel olmasanız! Ağıt yakarken bile çay için, demeseniz…DERMAN GÜLMEZ

nusaybin-yazi

Ser seramin ser çavemin*

“Sultan suyu gibi çağlayıp akma
Durulur gam yeme divane gönül”

“Kaptanınız konuşuyor. Mardin’e vardığımızda sizleri güneşli bir hava bekliyor olacak. Yaklaşık bir buçuk saat sürecek yolculuğumuzda iyi uçuşlar dilerim…” Ağustosun son haftası, Cerablus’a yeni girildi. Yola çıkmadan önce sınırlara baktım haritadan; ellerimi gezdirdiğim her çizgide acı var. Kahverengi çizgiler hepsi, sanki güneşli de değil; ağaçlık da. Kaptanın her söylediği boşluğa düşüyor.

Mardin’i hiç bilmem. Nusaybin’e gittik biz. Tarlalardan geçtik. Yalnızca tarlalardan geçmiş olmayı istedik. Militarizm oradaydı. Kovboy şapkalı, haki pantolonlu askerler, bıyık buran polisler, her an her şey olabilir hissiyatı. Biz oradaydık, üç kadın. Ankara’dan Nusaybin’e kız kardeşlik köprüsü kuracağız şiarıyla düştük yola. Nusaybin Belediyesi’ne doğru arabayla ilerlerken, ilçenin kapatılmış altı mahallesinden, enkaz halinde ilçenin yarısından, “işgal edilen “ yerlerin üzerinde işgal bayraklarından kırmızı ve beyazdan geçtik. Düşünün, yaşadığınız yer tel örgülerle çevrili. İkiye bölünmüş. Bir yanda talan edilmiş bağlar, bahçeler, evler, eşyalar, yaşantılar, anılar; bir tarafta yeniden kurulmaya çalışılan bir yaşam.

Gidiyoruz. Nusaybin Belediyesi Eş Başkanı Sara Kaya ve DBP Eş Başkanı Ziynet Algan ile selamlaşıyoruz. Belediye Ankara’daki gibi resmiyetin hüküm sürdüğü, renksiz bir yerden ziyade bir yaşantıyı imliyor. Kadınlar var burada, kadınlar çok. Bir odada toplanıp konuşuyoruz. Anlatılanları dinlerken bazen gözyaşı, bazen öfke ve çoklukla umut taşıyoruz. Umutlanmak için bütün bu köprüler; halklar birbirinin dilinden anlamasın diye değil. Oturan kadınların hepsinin ailesinde kayıplar var. Kimi devlet eliyle öldürülmüş, kimi dağda.  Sara Kaya, insanlarla kavga etmeleri yetmemiş gibi binalarla, dükkanlarla kavga etmişler diyor.

nusaybim-yazi-1

Tellerin arkasında kadınlar. Evlerini merak ediyorlar. Etrafa dikkatlice bakıp bakıp, tellerin altından koşarak evlerine gidiyorlar. Belki bir eşyasını alacak, belki sadece merak ediyor. Evi yaşıyor mu acaba? Nusaybin’de sokağa çıkma yasağı bizim gittiğimizde 11’e çekilmişti, fakat yine de ne Sara Kaya ne Ziynet Algan ne de diğer yoldaşlar havanın kararmasını dahi beklemek istemiyorlar bizi alıp eve götürmek için ve üzerimize ayrı titriyorlar. Bakkala gitmek, sigara almak için “geç” bir saatteyiz.

nusaybin-yazi-2

İlk gün belediyeden çıkıp taziye evine gidiyoruz. Oyuncak sanmış bir bombayı ve sesini duyunca bir yere atmış ama yetmemiş. Çocuk yok artık, ablasının da bacağı yaralı. Beyaz badanalı evin duvarları mermi izleri; delik deşik. Üst üste dizilmiş renkli yorganlar, beşikte bebek ve iktidara lanetler yağdıran anneler. Ah bu kadar güzel olmasanız! Ağıt yakarken bile çay için, demeseniz. Boynuna sarıldığımda bırakmayan küçük kardeşe gözyaşımı döktüm dayanamayıp; öyle sıktı çünkü boynumu. Gitmeyin diyordu. Ama daha da acısı Suruç düşüyor aklıma “O çocuklara bir şey olmayaydı da bizim çocuklarımıza olaydı”. Aynı cümleyi kuruyor anne “Sen ağlama, boş ver. Siz üzülmeyin”. Ah diyorum sadece ah! Ahlarla yola düşüp Ziynet yoldaşın evine gidiyoruz. Gulasor içiyoruz, Minbiç’e nazire olarak.  Sürekli sınırları gösteriyor yoldaşlar. Burada bütün sınırlar daha yakın. Batı’dan göremediğiniz ama sadece haberlerde duyduğunuz yerler işte buralar. Bak şurası Kamışlo, karşısı Suriye; YPG bayrakları var karşıda… Rojava’ya bakıyorum pencereyi açıp. Ziynet Algan kocaman gülümsemesiyle sokağını gösteriyor. Mitani’yi gösteriyor. İşte bu sokakta dünya kadın yürüyüşü yapıldı. O gece uzun uzun çalışıyoruz. Kardeş aile kampanyası için listeler oluşturuyoruz. Ben, Sevinç ve Pelin. Yanımızda Makbule var.

nusaybin-yazi-3

Sabahında Helin’le dama çıkıp Nusaybin’e çatılardaki uydular arasından bakıyoruz.  Helin, telafi derslerine gidiyor. Okullar açılacak, çocuklar “telafi” dersi alıyor. Sonra kardeş aile kampanyası için mahallelere yola düşüyoruz. Nusaybin’de üç koldan ilerleyen çalışmalar var. Gıda toplanması ve dağıtımı, kadın çalışmaları ve kardeş aile çalışması. Şu an en yoğunlukla yürütülen çalışma kardeş aile. Bu kampanyada yeniden bir ev kurmaya çalışan ailelere on iki ay boyunca maddi manevi destek sağlanıyor. Ailelerin istedikleri en çok da “gerçek bir aile”; hallerini hatırlarını soran, onları merak eden. İncir ağaçları, üzüm ağaçlarının arasından evi yıkılmış, dükkanı yıkılmış ve yeniden ev kurmak zorunda kalmış ailelerden kimin neye ihtiyacı var, kardeş aile için “uygunlar” mı? diye bakmaya gidiyoruz. Hepsi mağdur fakat en acısı da mağduriyet sıralaması yapılmak durumunda.  Kardeş aile kampanyasına destek var fakat yeterli değil. Gittiğimiz evlerde anlamadığım Kürtçe, anlatamadığım Türkçe ve anlaşabildiğimiz soğuk sular, kara üzümler,  sarılmalar ve gülümsemeler var. Hewal Kasım bana Türkçe söylüyor, çoğu kadın da Türkçe konuşuyor beni görünce. Tespitleri yapıp belediyeye dönüyoruz. Onca mağduriyetin bilgisini formlara girmek için.

İkinci gün akşama doğru Sara Başkan ile çıkıyoruz. Ondan öğreniyorum, beyaz gülleriyle meşhurmuş Nusaybin. Nusaybin ne güzel bir şehir diyorlar. Nusaybin ne güzel bir şehir. Bırakmadılar ama, Nusaybin ağlıyor. İşte bu beyaz güller şehrinden Rojava’ya kayıklarla geçilirmiş. Sınıra açılan kapılardan hep birlikte seyrediyoruz. Bu kapıları da kadınlar için kurguladıkları semt pazarına gelince aralıyoruz. Belediye çok şey tasarlamış, çok mekan yapmış ama hepsi yerle bir. Barış Parkı’nın yanındaki parkta da bir kadın kooperatifi var.

nusaybin-yazi-4

Bahar, Nesrin ve Naime. Sabırla yeniden inşa etmişler kooperatifi. Şimdi belediyeden de aldıkları destekle burayı işletiyorlar. Herkese açık olan mekanda şimdilik yalnızca yiyecek satışı yapılabiliyor. Belki sonrasında “devlet izin verirse” el emeği ürünler de olacak. Bu kooperatif kadınlar için önemli çünkü bu mekanlar ne kadar artarsa onlar da o derece iyi hissedecek. Nefes alacakları yerler artacak.

nusaybin-yazi-5

Belediyeden çıktıktan sonra Musa Anter Parkı’na gidiyoruz, 18 yıldır orada duran park. Keskesor var diyor Zerrin. Bir tek bu kaydırağa dokunmamışlar, ilginç. Parktaki ağaçlar diplerinden sökülmüş, yakılmış, Devrim mahallesi delik deşik. Ne güzel bir mahalle ismi değil mi? Hele diğerini de duyun: 8 mart mahallesi. Sonra kucağında bir çocukla bir kadın geliyor. Komşusunun hastalığını Sara Kaya’ya anlatıyor. Epey konuşuyorlar, diğer çocuklar parka doğru yürüyüp geri çıkıyor. Kardeş aile talebinde bulunuyor kadın. Genç oğlanlar bekliyor yolun diğer tarafında. Başkanım diyor, gülüyorlar, önlerini ilikleyip saçlarını düzeltiyorlar. Nasıl bir sevgi! Küçük olan almaya geldiklerinde, başkanımı nereye götürüyorsunuz demiş. Ardından karanlık çökmek üzereyken, bir başka kadın sokak kenarında ekmek pişiriyor. Buyur ediyor. Sonra diyor Sara Kaya fakat biz eve gider gitmez, ekmek de peşimizden geliyor.

Gece uyumuyoruz. Konuşmaya, daha çok konuşmaya ihtiyacımız var. Sara Kaya hep anlatıyor. Öyle güzel, öyle güçlü ve hep umutlu.

Sara Kaya ve Ziynet Algan evlerinden alınmış, aylarca Sincan Cezaevi’nde kalmışlar. Balkonundan sürekli devriye gezen asker ışığını görüyoruz. İki gündür ses yok diyor; siz geldiniz diye mi acaba? Sürekli gözü dışarda, gelirler mi acaba? Çocuklar da evde bu kez. Korkmuyor hiçbir şeyden ama çocukları var. Nitekim diğer gece sesleri biz de duyuyoruz.

nusaybin-yazi-6

Ertesi gün aileleri ziyaret ediyoruz. Bir aile terk edilmiş bir fabrikada “yaşıyor”. Su yok, çocuklar ve bebekler var. Üç kuşak bir arada savaşın mağduriyetini yaşıyor. Şimdi kolay, penceresiz bir fabrikada yaz günü esen yelin derdi yok; ama kışı düşünüyorlar. Çocuklar küçük bir kediyle oynuyor. Kedi de kendileri gibi zayıf. Kimseyle dertleri yok, devlet bizden ne istiyor diye soruyorlar. Bu soruyu sürekli soruyoruz birlikte. Devlet bizden ne istiyor?

nusaybin-yazi-7

Şimdi biz bütün bu bilgilerle dönüp, bu bilginin ağırlığı içinde ne yapmalı diyoruz? Kardeş aile ihtiyacı her şeyden mühim şu an. Gerçek bir aile, istedikleri. Arayıp soran, ziyaret eden, destek olan. Bir ülkede birbirinin dilini bilmeyen halklar. Bizi bilinmezliklerle bir arada tutmaya çalışanlara inat biz bildiklerimizi paylaşıyoruz. Yabancılaştırmaya inat incir uzatıyor çocuklar; otlu peynir koyuyor tabağa yayladaki yoldaşlar. Bizi duruma yabancılaştırmaya çalışıyorlar bir yandan. Bağdan bahçeden bahsediyor; Botan dağlarından gelen otların isimlerini söylüyorlar. Sanki bir akşamüstü dağlarda yola çıkmışız da rastlamışız gibi. Ama Vedat izin vermiyor, isyan türküleri söylüyor.  Çocuklar oyun oynamayı unutmak üzereler. Öfke yangın gibi; bir ağacı yakarsan yangın bütün ormana sıçrar. Nasıl bu öfkenin dışında kalırsın; geceli gündüzlü, tükenmeyen? Ve günlerdir imtina ettiğim bu yazıyı yazıyorum. Çünkü biliyorum ne yazsam, neresinden tutsam eksik kalıyor.

*Yoldaşların selamı var. Gelin diyorlar, buraya gelin!

Sendika.Org

16.09.2016 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz