Acılarına koca dünyayı sığdıran Botanlı bir kadın: Güler Tunç

Acılarına koca dünyayı sığdıran Botanlı bir kadın: Güler Tunç

Eşi Orhan Tunç'u yasak döneminde sığındığı bir binanın bodrumunda kaybetti. Herkes O'nu Cizre'deki yasak döneminde dünyaya getirdiği Bêkes'in annesi olarak tanıdı.

Yaşadığı acıya rağmen hızla gelişen ve büyüyen bir çınar ağacı Güler Tunç. Herkes O'nu Bêkes'in annesi olarak tanısa da gencecik yaşına koca bir dünya sığdıran Botanlı bir kadın. Dünyasının içinde son 3 yılın acısını taşıyan Tunç'un, ağzından düşürmediği tek şeyse umut.
 
Siz hiç göz göre göre ölüme giden insanları kurtarmak varken, onların çığlıklarını duyamamanın vicdanıyla kaldınız mı? Ben Cizre'ye geldiğimde bunu yaşıyorum... Cizre'de hala kurşun izleri geçmemiş. O izler, akıtılan gözyaşlarıyla kabuk bağlasa da iyileşmeyi beklemiyor.
 
İyileşen sadece görüntü. Görüntünün altındaki gerçekte ise direnmek, güçlü olmak ve en önemlisi umut var. Bu öyle bir umut ki akıtılan gözyaşlarını okyanusa çeviriyor hatta sel olup hışımla geliyor.
 
OHAL'SİZ CİZRE!
 
2 yıl aradan sonra Cizre'deyim. Sokağa çıkma yasaklarının kalktığı 2016 yılının Mayıs ayında gelmiştim. Zırhlı araç seslerinin şehrin gürültüsünü bastırdığı o vakit, henüz Olağanüstü Hal (OHAL) de ilan edilmemişti. Şimdiyse OHAL'in kalktığı bir Cizre karşıladı beni. Evet, polis aramaları sık değil, şehrin gürültüsü zırhlı araçların sesini geçmiş durumda. Ama polislerin silahlarını göstere göstere sokaklarda yürüdüğü, her adımda yeni karakolların inşa edildiği, resmi kurumların kapısının önünde birer hatta bazı yerlerde ikişer polis araçlarının olduğu bir yer artık Cizre.
 
TOPRAĞA DÜŞEN HER CAN UMUT OLUYOR
 
Savaşın en ağırını yaşadı Cizre. Neredeyse her aileden bir kişiyi alıp götürdü. Mezarsız ölüler bıraktı geriye. Kimi Dicle'nin sularında kaybolup gitti kimi TOKİ'lerin dikildiği binaların altında kaldı. Tüm bu acıların en ağrını yaşayanlar ise kadınlar oldu.
 
Her kadının ayrı bir öyküsü var Cizre'de. Hangi kadınla konuşsanız evladı ya dağda, ya çatışmada yaşamını yitirmiş ya infaz edilmiş ya da yıllardır cezaevinin soğuk duvarlarında özgür olacağı günü bekliyor. Ancak, bu durum Cizreli kadınlarını sindirmemiş, aksine toprağa düşen her can güç ve umut olmuş onlara. İşte bu umut, içleri kurusa dahi yıllarca ayakta kalan birer çınar ağacı yapmış Cizreli kadınları.
 
GENCECİK YAŞINA KOCA BİR DÜNYA SIĞDIRDI
 
Güler Tunç da acıya rağmen hızla gelişen ve büyüyen bir çınar ağacı. Eşi Orhan Tunç'u yasak döneminde sığındığı bir binanın bodrumunda kaybetti. Herkes O'nu Cizre'deki yasak döneminde dünyaya getirdiği Bêkes'in annesi olarak tanıdı. O, gencecik yaşına koca bir dünya sığdıran Botanlı bir kadın. Dünyasının içinde son 3 yılın acısı olsa da ağzından düşürmediği umudu hep içinde taşıyor.
 
Öyle ki Orhan'ın yaşamını yitirmeden önce kendisini arayıp, "Biz burada mahsur ve kimsesiz kaldık, doğacak çocuğumuzun ismini Bêkes koy" sözlerini tebessüm ederek anlatıyor ve ekliyor: "Oğlum için yaşamak zorundayım."
 
BÊKES ŞİMDİ BERXWEDAN ORHAN
 
Güler, henüz 20 yaşında. Aslen Silopili. Evlendikten sonra Cizre'ye yerleşmiş. Ancak sadece 6 ay birlikte kalabilmiş eşi Orhan'la... Orhan, bodrumda mahsur kaldığında kendisi Cizre Devlet Hastanesi'ndeymiş. Yaşadığı travmadan dolayı 10 gün erken doğum yapmış Güler ve Bêkes'i dünyaya getirmiş.
 
18 yaşında anne olan Güler, her sabah Bêkes'in, "Babamı öldürdüler, toprağın altına gömdüler" sözlerine cevap vermek zorunda olduğunu söylüyor. Bêkes'e, "Berxwadan Orhan" diye sesleniyor Güler. Çünkü Orhan'ın verdiği direnişin hep hatırlanmasını istiyor.
 
Şimdilerde Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) Cizre İlçe Yöneticiliğini yapan Güler, Bêkes'i eve bırakıp her gün ilçe binasına geliyor. Akşam saatlerine kadar kadınların HDP'ye gelip yönetimde yer alması için ikna ediyor.
 
'OĞLUM VE KAYBETTİKLERİM İÇİN'
 
"Nasıl oluyor da bu kadar acıya dayanabildin" sorusuna Güler'in cevabı, "Gücümü oğlumdan, annelerden, kadınlardan aldım. Çocuklarını kaybeden annelere bakarak güç aldım. Çok küçük yaşta yaşımdan büyük acılarla karşılaştım. Bunları atlatmış değilim; ama her şeye rağmen dimdik ayakta olmak zorundayım. Oğlum ve kaybettiklerim için yaşamak zorundayım. Su su diye haykırdıkları zamanı hatırlayınca su içmeye bile utanıyoruz. Gücümüzü onlardan alıyoruz. Botan yüzyıllardır direnişle anıldı. Binlerce aile topraklarının üzerinde kendini feda etti. Botan halkı diz çökmedi hiç. Çünkü iradesine sahip çıktı. Son 3 yılda yaşadığımıza baktığımda umudumu hiç yitirmedim. Mutlaka kazanacağımızı da çok iyi biliyorum" oluyor.
 
'KİMSE KAYBETTİK DEMESİN'
 
Seçimlerden sonra "umutsuzluk havasına" girenlere de lafı var Güler'in: "Biz kaybetmedik, kazandık. Kaybettiklerimizden bu yana biz zaten kazanmışız. Cizre'yi yakıp yıktılar, çocuklarını aldılar; ama halk 'yine biz kazandık' dedi. Ne kadar can verdiysek o kadar kazandık. Kimse kaybettik demesin."
 
MA / Zuhal Atlan
 
21.07.2018 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz