' Eydi Baba 'Ya bunu da Yaptılar

' Eydi Baba 'Ya bunu da Yaptılar

Kaderine terkedildi

Gaziantep tarihinde önemli isimlerden biri olan Eydibaba’nın Yaprak Mahallesi’nde bulunan doğup büyüdüğü ev kaderine terk edildi. Her yıl biraz daha kaybolan evin restore edilerek, kent kültürüne kazandırılması bekleniyor.

Gaziantep’te medrese dersleri ve Aliyyüneccar Camii’nde vaazlar veren Gaziantep’in ermişlerinden Eydibaba’nın Yaprak Mahallesi sınırları içerisinde yer alan evi kaderine terk edildi. 200 yıl önce yapıldığı düşünülen Gaziantep’in ulularından Eydibaba’nın Yaprak Mahallesi’ndeki doğup büyüdüğü ev bakımsızlıktan önce çökmüştü. Yaprak Mahallesi’nde yapılan sokak sağlıklılaştırma çalışmaları sırasında restorasyonu yapılmayan ev, kaybolmayan yüz tutu.

YANLIŞTAN DÖNÜLMELİ

Kentin önemli isimlerinden olan Eydibaba’nın evine sahip çıkılması gerektiğini ifade eden mahalle sakinleri, duruma tepki gösterdiler. Mahalle sakinleri, “200 yıl önce yapılan ev yıllardır boş duruyor. Etrafındaki tarihi evlerin restorasyonun yapılıp, Eydibaba’nın doğduğu evin restorasyonunun yapılmamasını anlamış değiliz. Evin bir önce restorasyonun yapılarak, tarihi değere sahip çıkılması gerekiyor. Kültürel ve tarihi varlıklara bu denli sahip çıkılırken, Eydibaba’nın evine sahip çıkılmaması yanlış. Umuyoruz ki yanlıştan dönülür” diye konuştular.

AYDİBABA (EYDİBABA) KİMDİR?

Aydi Baba’nın asıl adı Mehmet. 1810’da Antep’te doğmuş ve 1865’de yine Antep’te toprağa verilmiş. Coşkulu bir sufi… Gündüz yazdığı şiirlere “Aydi”, gece yazdıklarına “Ayani” mahlasını kullanmış. Aydi, “Bayrama ait olan anlamındaki ‘Iydi’ sözünün Antep ağzıyla söylenişidir. Aydi Baba, pek çok sufinin hayatına benzer bir hayatın sahibidir. Gâziantep velîlerinden. İsmi Mehmed olup, babasının ismi Mehmed Nâmî Efendidir. Babası da âlim bir zât idi. İlk tahsîline bu vilâyette başlayan Aydî Baba sonra, ilim öğrenmek için, Halep, Kayseri ve İstanbul'a gitti. İlim tahsîlini tamamlayınca memleketine dönüşünde Kayseri Medresesinde bir süre müderrislik yaptı. Aydî Baba, bir arkadaşı ile berâber tekrar İstanbul'a seyâhate gitti. İstanbul'da Kuşadalı İbrâhim Efendiye talebe oldu ve ondan Halvetî tarîkatını insanlara öğretmek için icâzet, diploma aldı. Bu seyâhatine, dükkânını ve mallarını satıp katılan arkadaşının bir süre sonra parası bitti ve sıkıntıya düştü. Aklından, "Gül gibi işimi ne diye dağıttım da burada sürünmeye geldim." diye geçirdi. Bu düşünceleri Aydî Baba'ya mâlûm olunca; ona kucağını açmasını söyledi ve takkesini kucağına ters çevirdi. Takkeden bir sürü para döküldü. Ona; "Haydi Antep'e git de dükkan aç!" dedi. Arkadaşı hatâsını anlayıp af diledi ise de, Aydî Baba onu Antep'e gönderdi. Aydî Baba, İstanbul dönüşünde İki şerefeli Câmide imâmlık yapmaya başladı. Evinin bir bölümünü tekke hâline getirerek insanlara doğru yolu anlattı. Şehrin ileri gelenleri ve halktan pek çok kimse derslerine katıldı. Bir süre sonra Allahü teâlânın aşkı ile yanan Aydî Baba talebelerine; "Biz şeyhlik yapıyorduk ama talebe bile olamamışız. Ben size hoca olmaya lâyık değilim. Eğer halktan uzak olmazsak, Allahü teâlâya yakın olamayız." diyerek şeyhliği, imâmlığı ve hatipliği bıraktı.

M.TÜRKMEN

 

19.12.2018 (Haber Merkezi)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz